<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[KPSS Forum | KPSS Hazırlık | 2010 KPSS  | KPSS Soruları | KPSS Sonuçları | 2011 KPSS | Online KPSS - İnsan Kaynakları-Rehberlik]]></title>
		<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/</link>
		<description><![CDATA[KPSS Forum | KPSS Hazırlık | 2010 KPSS  | KPSS Soruları | KPSS Sonuçları | 2011 KPSS | Online KPSS - http://www.kpsscafe.com/kpss]]></description>
		<pubDate>Wed, 08 Sep 2010 00:50:37 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[KPSS Öncesi Öneriler]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-3492.html</link>
			<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 10:40:58 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-3492.html</guid>
			<description><![CDATA[Sınava gerekli düzeyde hazır olduğunuzu düşünmelisiniz . Uzun bir hazırlık programını değerlendirdiniz. Her bir dersten öğrendiklerinizi bir gözden geçirdiğinizde kendinize güven duyuyor olmalısınız.<br />
<br />
Sınav öncesinde ve sınavda takınmanız gereken tavırla ilgili olarak, birçok kaynaktan önerilerle karşılaşıyorsunuzdur. Ancak biliyoruz ki her birinizin, kendinize özgü sınav gerçeği ve yaşam alışkanlıkları var. Bunlara ilave edilebilecek bazı davranış biçimleri olabilir. Bu davranışları sergilemek, sizin başarınıza katkıda bulunabilir. Ancak bu düşünceden, bu davranışları yapamadığınız, bu tavırları sergileyemediğiniz zaman, hedefinize ulaşamayacağınız sonucu çıkarılmamalıdır. Aşağıda size sunulanlar ''tek gerçek" değil. İşinizi kolaylaştırabilecek öneriler olduğunu unutmayınız. <br />
<br />
Sınav günü <br />
<br />
Kesinlikle yatıştırıcı ilaç almayın. Sınav saatini dikkate alarak her zamankinden biraz daha erken kalkın. Ilık bir duş alabilirsiniz. Dengeli ve doyurucu bir kahvaltı yapın. Yorucu olmayan fizik egzersiz yapabilirsiniz. <br />
<br />
Sınava girmeden önce zihinsel bir hazırlıkla kendinizi gireceğiniz sınavda başarılı olmaya hazırlamalısınız. Sınavdan önce olumsuz sonuçları düşünerek kendinizi belki de farkında olmadan başarısızlığa itiyor olabilirsiniz. Bunun tersini yapmanız sizin için daha faydalı olacaktır.<br />
<br />
En geç 08.50'de sınav yerinde olacak zamanlamayla yola çıkın. Evden çıkmadan önce sınavda gerekli olan belgeleri (sınava giriş ve kimlik belgesi, fotoğraflı ve onaylı kimlik belgesi ve bir fotoğraf) yanınıza almayı unutmayın. Ayrıca yanınıza iki adet yumuşak kurşun kalem, silgi ve kalem açacağı alın. "Matematik' ten şu kadar, Türkçe'den bu kadar soru yapmalıyım" gibi koşullar üretmeyin. Koşullar, sınav sırasında sizi zorlayabilir. Bunun yerine "Önce sayısaldan başlayacağım, soruları seçerek yanıtlayacağım, elimden geleni yapacağım" gibi stratejiler oluşturun. Sınav öncesinde diğer adaylarla ve kişilerle sınavla ilgili konuşmayın. Sınav öncesi dakikaları sakinlik içinde geçirin. Başkalarıyla olan konuşmalarınız kadar kendinizle olan konuşmalarınıza da dikkat edin. Sınav salonunda ve sınav başlamadan önce heyecanlandığınızı fark ettiğinizde paniğe kapılmayın. Hissettiğiniz heyecanın doğal olduğunu ve sınava giren her aday gibi bu heyecanı sizin de hissettiğinizi kendinize hatırlatın. Heyecanı kendinize yasaklamayın. Dağıtılan cevap kartındaki basılı bilgilerin size ait olup olmadığını kontrol edin. Yazılması ve kodlanması gereken yerleri yazıp kodlayın. Soru kitapçıkları dağıtıldığında kitapçık türüne dikkat edin ve kitapçık türünü yanıt kağıdındaki ilgili yere kodlayın. Soru kitapçığının kapağındaki ad, soyad ve TC KİMLİK NO bölümlerini doldurun. Soru kitapçığının sayfalarını inceleyin, eksik yada hatalı sayfa olup olmadığına dikkat edin. "Kendime güveniyorum. Bu sınavı başaracağım" deyip, güçlü olduğunuz bölümden yanıtlamaya başlayın. <br />
<br />
Sınav Sırasında <br />
<br />
Sınava gerekli düzeyde hazır olduğunuzu düşünmelisiniz. Uzun bir hazırlık programını değerlendirdiniz. Her bir dersten öğrendiklerinizi bir gözden geçirdiğinizde kendinize güven duyuyor olmalısınız.<br />
<br />
* Bazen soruları çok hızlı okumaya çalıştığınızda, yanlış ve eksik okuma nedeni ile soruyu doğru algılayamayabilirsiniz. Her soruyu ayrı bir birey kabul edip soru ile iyi iletişim kurmayı hedeflemelisiniz ve zamanla daha doğru okumaya başladığınızı fark edeceksiniz.<br />
<br />
* Birbirini takip eden soruları bazen birbirine karıştırırsınız. Örneğin, 12. soruyu yaparken daha önce çözemediğiniz 7. soru aklınıza geliyor ise, 12. soruya dikkatinizi veremiyorsunuz demektir. Çözümü her soruyu kendine özgü kabul edip "sınavda bunun gibi çözümü farklı 120 tane soru var" diye bir yargı geliştirmelisiniz. Zaten 12. soruya gereken dikkati verdiğinizde 7. soruyu hatırlamadığınızı göreceksiniz.<br />
<br />
* Sınavda sizin dışınızda da etkili bazı faktörler olduğunu unutmayınız. Bunları siz de biliyorsunuz; dışarıdan gelen sesler, (burnunu çekenler, ritmik hareketler yapanlar, gürültü vb.) salon gözlemcisinin tavırları insanı bazen rahatsız edebilir.Dışarıdan gelen bir gürültüye karşılık öfke, kızgınlık gibi olumsuz duygularla tepki veriyorsanız o zaman bunlar dikkatinizi bozuyor demektir. Değiştiremeyeceğiniz dış seslere duyarsız kalarak onlarla baş edebilirsiniz.<br />
<br />
Şimdiden tüm adaylara sınavda başarılar diliyoruz....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sınava gerekli düzeyde hazır olduğunuzu düşünmelisiniz . Uzun bir hazırlık programını değerlendirdiniz. Her bir dersten öğrendiklerinizi bir gözden geçirdiğinizde kendinize güven duyuyor olmalısınız.<br />
<br />
Sınav öncesinde ve sınavda takınmanız gereken tavırla ilgili olarak, birçok kaynaktan önerilerle karşılaşıyorsunuzdur. Ancak biliyoruz ki her birinizin, kendinize özgü sınav gerçeği ve yaşam alışkanlıkları var. Bunlara ilave edilebilecek bazı davranış biçimleri olabilir. Bu davranışları sergilemek, sizin başarınıza katkıda bulunabilir. Ancak bu düşünceden, bu davranışları yapamadığınız, bu tavırları sergileyemediğiniz zaman, hedefinize ulaşamayacağınız sonucu çıkarılmamalıdır. Aşağıda size sunulanlar ''tek gerçek" değil. İşinizi kolaylaştırabilecek öneriler olduğunu unutmayınız. <br />
<br />
Sınav günü <br />
<br />
Kesinlikle yatıştırıcı ilaç almayın. Sınav saatini dikkate alarak her zamankinden biraz daha erken kalkın. Ilık bir duş alabilirsiniz. Dengeli ve doyurucu bir kahvaltı yapın. Yorucu olmayan fizik egzersiz yapabilirsiniz. <br />
<br />
Sınava girmeden önce zihinsel bir hazırlıkla kendinizi gireceğiniz sınavda başarılı olmaya hazırlamalısınız. Sınavdan önce olumsuz sonuçları düşünerek kendinizi belki de farkında olmadan başarısızlığa itiyor olabilirsiniz. Bunun tersini yapmanız sizin için daha faydalı olacaktır.<br />
<br />
En geç 08.50'de sınav yerinde olacak zamanlamayla yola çıkın. Evden çıkmadan önce sınavda gerekli olan belgeleri (sınava giriş ve kimlik belgesi, fotoğraflı ve onaylı kimlik belgesi ve bir fotoğraf) yanınıza almayı unutmayın. Ayrıca yanınıza iki adet yumuşak kurşun kalem, silgi ve kalem açacağı alın. "Matematik' ten şu kadar, Türkçe'den bu kadar soru yapmalıyım" gibi koşullar üretmeyin. Koşullar, sınav sırasında sizi zorlayabilir. Bunun yerine "Önce sayısaldan başlayacağım, soruları seçerek yanıtlayacağım, elimden geleni yapacağım" gibi stratejiler oluşturun. Sınav öncesinde diğer adaylarla ve kişilerle sınavla ilgili konuşmayın. Sınav öncesi dakikaları sakinlik içinde geçirin. Başkalarıyla olan konuşmalarınız kadar kendinizle olan konuşmalarınıza da dikkat edin. Sınav salonunda ve sınav başlamadan önce heyecanlandığınızı fark ettiğinizde paniğe kapılmayın. Hissettiğiniz heyecanın doğal olduğunu ve sınava giren her aday gibi bu heyecanı sizin de hissettiğinizi kendinize hatırlatın. Heyecanı kendinize yasaklamayın. Dağıtılan cevap kartındaki basılı bilgilerin size ait olup olmadığını kontrol edin. Yazılması ve kodlanması gereken yerleri yazıp kodlayın. Soru kitapçıkları dağıtıldığında kitapçık türüne dikkat edin ve kitapçık türünü yanıt kağıdındaki ilgili yere kodlayın. Soru kitapçığının kapağındaki ad, soyad ve TC KİMLİK NO bölümlerini doldurun. Soru kitapçığının sayfalarını inceleyin, eksik yada hatalı sayfa olup olmadığına dikkat edin. "Kendime güveniyorum. Bu sınavı başaracağım" deyip, güçlü olduğunuz bölümden yanıtlamaya başlayın. <br />
<br />
Sınav Sırasında <br />
<br />
Sınava gerekli düzeyde hazır olduğunuzu düşünmelisiniz. Uzun bir hazırlık programını değerlendirdiniz. Her bir dersten öğrendiklerinizi bir gözden geçirdiğinizde kendinize güven duyuyor olmalısınız.<br />
<br />
* Bazen soruları çok hızlı okumaya çalıştığınızda, yanlış ve eksik okuma nedeni ile soruyu doğru algılayamayabilirsiniz. Her soruyu ayrı bir birey kabul edip soru ile iyi iletişim kurmayı hedeflemelisiniz ve zamanla daha doğru okumaya başladığınızı fark edeceksiniz.<br />
<br />
* Birbirini takip eden soruları bazen birbirine karıştırırsınız. Örneğin, 12. soruyu yaparken daha önce çözemediğiniz 7. soru aklınıza geliyor ise, 12. soruya dikkatinizi veremiyorsunuz demektir. Çözümü her soruyu kendine özgü kabul edip "sınavda bunun gibi çözümü farklı 120 tane soru var" diye bir yargı geliştirmelisiniz. Zaten 12. soruya gereken dikkati verdiğinizde 7. soruyu hatırlamadığınızı göreceksiniz.<br />
<br />
* Sınavda sizin dışınızda da etkili bazı faktörler olduğunu unutmayınız. Bunları siz de biliyorsunuz; dışarıdan gelen sesler, (burnunu çekenler, ritmik hareketler yapanlar, gürültü vb.) salon gözlemcisinin tavırları insanı bazen rahatsız edebilir.Dışarıdan gelen bir gürültüye karşılık öfke, kızgınlık gibi olumsuz duygularla tepki veriyorsanız o zaman bunlar dikkatinizi bozuyor demektir. Değiştiremeyeceğiniz dış seslere duyarsız kalarak onlarla baş edebilirsiniz.<br />
<br />
Şimdiden tüm adaylara sınavda başarılar diliyoruz....]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yerleştirme İşlemleri, Göreve Başlama ve İyi Bir Tercih,Kurumların Maaşları Nakiller]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-2203.html</link>
			<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 16:04:29 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-2203.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">1- KPSS’de Yerleştirme İşlemi Nasıl Yapılmaktadır?</span><br />
<br />
ÖSYM tarafından ilan edilen kamu kurum ve kuruluşlarına ait boş kadro ve pozisyonlara adayların yaptığı başvuruların değerlendirilmesi internet üzerinden yapılmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">a- Aynı puan olması halinde hangi aday yerleşecek?</span><br />
<br />
Yerleştirme işlemlerinde aynı puanı alan adaylar arasından diploma tarihi itibariyle önce mezun olmuş olana, bunun aynı olması halinde yaşı büyük olana, her ikisinin de aynı olması durumunda ise sınav sonucu yeni açıklanan adaya öncelik tanınır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">b- Yerleştirmede puan ve tercih sıralaması önemli midir?</span><br />
<br />
Yerleştirme işleminde adaylar puanlarına ve tercih sıralarına bakılmak suretiyle kadrolara veya pozisyonlara yerleştirilmektedirler. Daha yüksek puanlı adaylar yerleştiği için birinci tercihine yerleşemeyen bir aday ikinci tercihine, ikinci tercihine yerleşemeyen aday üçüncü tercihine yerleştirilmeye çalışılacak, yerleştirme işlemi bu şekilde devam edecektir. Bir adayın son tercihine de daha yüksek puanlı adaylardan biri yerleştirildiği takdirde bu aday herhangi bir kadroya yerleşememiş olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">c- Düşük puan alan adaylar yerleşebilir mi?</span><br />
<br />
KPSS yerleştirmelerinde puan ve tercih önemli bir husustur. Hiçbir adayın tercihleri arasında belirtmediği bir kadro veya pozisyonu tercihleri arasında gösteren bir adayın yerleştirilmesi mümkündür. Örneğin Hakkari’deki Adalet Bakanlığına ait psikolog kadrosunu, hiçbir Psikoloji Bölümü mezununun tercih etmemesi durumunda, burayı tercih edecek 10 puan almış bir psikoloji mezunu dahi yerleştirilmeye hak kazanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">d- Tercihlerin not edilerek açıklanan taban puanlarla karşılaştırılması önemlidir.</span><br />
<br />
1999 yılından bu yana yapılan yerleştirme işlemlerinden sonra ortaya çıkan sonuçlar ÖSYM’nin zaman zaman hata yaptığını göstermektedir. Örneğin ÖSYM, 2004 yılındaki yerleştirme işlemini, yanlışlıktan dolayı tekrarlamıştır. Ancak, zaman zaman ortaya çıkan bu eksiklikler ÖSYM tarafından sonraki yerleştirmelerde giderilmiştir.<br />
<br />
Ortaya çıkan bu sorunlar nedeniyle adayların tercihlerini not etmeleri ve yerleştirme sonuçları açıklandıktan sonra da taban puanlara bakarak kendilerinden daha düşük puanlı birinin tercihlerine yerleşip yerleşmediğini kontrol etmeleri gerekmektedir. Daha düşük puan alan bir adayın tercihlerine yerleştiğini tespit eden bir kişinin, tercih kılavuzundaki başvuru formuyla birlikte ÖSYM Başkanlığına başvurması gerekmektedir. ÖSYM’nin bu konuya ilişkin olarak kılavuzda yer verdiği açıklama şu şekildedir: “Yerleştirme işlemleri ile ilgili inceleme isteğinde bulunan adaylar, bu sonuçların internet yoluyla açıklanmasından itibaren, en geç 30 gün içinde bu Kılavuzdaki “Genel Amaçlı Dilekçe Örneği”ni kullanarak ÖSYM’ye başvurmalıdırlar. Süre hesabında ÖSYM Genel Evrak Biriminin adayın dilekçesi üzerine bastığı tarih damgası ve numara esas alınır. Bu dilekçenin işleme konabilmesi için, dilekçeye ÖSYM’nin T.C. Ziraat Bankası Ankara Güvenevler Şubesi 6032068-5001 numaralı hesabına 5,00 YTL’nin yatırıldığını gösterir banka dekontunun fotokopisinin eklenmesi gerekir.”<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: Verdana;">2- Tercih Yapmanın Püf Noktaları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">a-Tercihte bulunurken nelere dikkat edilmelidir?</span><br />
<br />
KPSS tercih kılavuzunda açıklanan kadroları tercih ederken çok çeşitli nedenler göz önünde bulundurularak tercih yapılması gerekmektedir. Aşağıda bu unsurlar açıklanacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">i-Mümkün olduğunca az kişi ile yarışılmalıdır</span><br />
<br />
Tercihte bulunacak olan adayların tercih yaparken mümkün olduğunca çok sayıda adayı dışarıda bırakacak şekilde tercih yapması gerekmektedir. Örneğin bir elektrik teknisyenin sadece "Elektrik teknisyeni" yazan kadrolara başvurması, "Elektrik, elektronik, elektrik-elektronik" gibi bir kaç bölümü kapsayan kadrolardan ise daha az tercihte bulunması gerekmektedir. Çünkü sadece elektrik teknisyeni şartı aranan kadroya başvurabilecek kişi sayısı örneğin 10 bin kişi ise, "Elektrik, elektronik, elektrik-elektronik" gibi bir kaç bölümü kapsayan kadrolara başvuracak kişi sayısı ise bu sayıdan çok daha fazladır. Bu nedenle yarışılacak kişi sayısını minimuma indirecek şekilde tercih yapılmalıdır.<br />
<br />
Aynı şekilde askerliğini fiilen yapmış olma şartını istemeyen kadrolara başvurabilecek kişi sayısı 100 bin iken, askerlik şartı isteyen kadrolara başvurabilecek kişi sayısı çok azdır.<br />
<br />
Yarışılacak adayların, yaş, cinsiyet, belge sahibi olma gibi diğer kriterler de göz önüne alınarak azaltılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">ii-Tercihte bulunurken daha önceki minimum maksimum puanlara mutlaka bakılmalıdır</span><br />
<br />
ÖSYM her yerleştirme sonrasında kadrolara ait taban puanlarını açıklamaktadır. Buna dair bilgiler ÖSYM’nin WEB sitesinde yayımlanmış bulunmaktadır. Bu çerçevede örneğin mimar kadrosuna başvuracak adayın, ÖSYM’nin daha önceki yerleştirmelerde yayımladığı minimum puanlara bakması, il/kurum seçerken buna dikkat etmesi gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">iii-En çok çalışmak istediğiniz kurumu en üste yazınız</span><br />
<br />
Adayın tercih yaparken ilk tercihine en çok çalışmak istediği kurumu/il'i yazması gerekmektedir. Çünkü adayın tercih ettiği kadrolardan hiçbirisine, adaydan daha düşük puan almış birinin (bu kişi bu kadroyu ilk tercihine yazmış olsa dahi) yerleştirilmesi mümkün değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">b- Taşra ve merkez ne demektir?</span><br />
<br />
Kılavuzdaki her kadro veya pozisyonun yanında “taşra” ve “merkez” gibi kelimeler yer almaktadır. Yanında “merkez” kelimesi olan kadrolar Bakanlık, Müsteşarlık, Başkanlık, Rektörlük gibi kuruluşların bulunduğu hizmet birimlerini ifade etmektedir. Bu birimlerin dışındaki kuruma ait tüm birimler taşradır. Ankara özelinde örnek verecek olursak: Çevre ve Orman Bakanlığı için merkez sadece Çevre ve Orman Bakanlığının bulunduğu yerdir. Ancak, Ankara Çevre ve Orman İl Müdürlüğü, Ankara’da olmasına rağmen taşradır.<br />
<span style="font-weight: bold;">c-Hangi kamu kurumları tercih edilmelidir?</span><br />
<br />
Tercih kılavuzunda kamu kurumları arasında tercihte bulunurken maaş, çalışma ortamı ve nakil kolaylığı gibi hususlara dikkat edilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">i- Hangi kurumlar yüksek maaş vermektedir?</span><br />
<br />
Aynı unvanda olmasına rağmen maaşlar konusunda kurumlar arasında farklılık bulunmaktadır. Bunun nedeni bazı kamu kurumlarında ek ödeme adlı ayrı bir maaş kaleminin olmasıdır. Personeline ek ödeme veren bazı kamu kurumları şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
<br />
- Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, TİKA Başkanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı(Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı), TSK (sivil memurlar), Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü, Hudut ve Sahiller Sağlık Gn. Md., Yurt-Kur Genel Müdürlüğü, Darphane ve Damga Matbaası Gn. Md., Devlet Meteoroloji İşl. Gn. Md., DHMİ Gn.Md., Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü,<br />
<br />
- Diğer taraftan, 15 adet kurumda fazla çalışma ücreti verilmektedir. Devlet Personel Başkanlığındaki bir memura 100 ytl civarında fazla çalışma ücreti verilmekte olup, diğer fazla çalışma ücreti verilen kurumlar şunlardır: Başbakanlık, Denizcilik Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, DPT Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, TİKA Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Gn. Md., Kadının Statüsü Gn. Md., Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Gn. Md.<br />
<br />
- Ayrıca, maktu fazla çalışma ücreti ödenen kurumlar bulunmaktadır. Bunlar da şu şekildedir: Gümrük Müsteşarlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Gn. Md., Orman Gn. Md., Gençlik ve Spor Gn. Md., Basın-Yayın ve Enformasyon Gn. Md., Hudut ve Sahiller Sağlık Gn. Md., SHÇEK Gn. Md., GAP İdaresi Başkanlığı, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu Başkanlığı, Bakanlık ve genel müdürlüklerde görev yapan orman muhafaza memurları ile telsiz görevlileri.<br />
<br />
- Saat başı fazla çalışma ücreti ödenen kurumlar ise şu şekildedir: Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Yüksek Seçim Kurulu, Adalet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (Emekli Sandığı, SSK ve Bağ –Kur), Türkiye İş Kurumu Gn.Müd., Makam hizmetlerinde görev yapanlar, yüksek öğretimin ikinci öğretiminde görev yapanlar.<br />
<br />
- Bu kurumlara ilave olarak Kamu İktisadi Teşebbüslerinde (KİT) çalışan personel de diğer kamu kurumlarına nazaran yüksek ücret almaktadır. Tercih kılavuzunda sınıfı, kadro ve derecesi belirtilmeyen sözleşmeli pozisyonları ilan edilenler KİT’lere aittir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">i-Hangi kurumlarda nakil daha kolaydır?</span><br />
<br />
Geniş bir taşra ağı olan kamu kurumları, çalışan personeline eş ve sağlık durumu özrü ile belirli bir hizmet yılından sonra da istek üzerine nakil kolaylığı sağlayabilmektedir. Örneğin Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı, Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Gümrük Müsteşarlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü ve Vakıflar Genel Müdürlüğü geniş taşra ağı bulunan kurumlardandır. Bu kurumların hemen hemen her il'de teşkilatı bulunmaktadır.<br />
<br />
Ancak, üniversite ve belediyelerin sadece bulundukları yerde teşkilatı bulunmaktadır. Örneğin Mersin Üniversitesinin sadece Mersin'de teşkilatı bulunmaktadır. Bu nedenle bu kurumlarda çalışanlar, eş veya sağlık durumundan dolayı başka bir il'e nakil istediklerinde, mutlaka kendilerini naklen almak isteyen başka bir kamu kurumu bulmaları gerekmektedir. Bu da nakil yapmak isteyenlerin karşılaştığı en büyük problemdir. Nakil zorluğu belediyelerde daha çok ve daha net ortaya çıkmaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
iii-Çalışma ortamı iyi olmayan kurumlar hangileridir?</span><br />
<br />
İnternet sitelerinde yer alan yorumlara göre, askeri kurumlar, belediyeler ile üniversitelerde çalışan memurlar, bulundukları kurumdaki çalışma şartlarını beğenmemektedirler.<br />
d- Üniversiteler Hakkında Genel Bilgler<br />
<br />
Tercih kılavuzunda, hemen hemen tüm üniversitelerin kadroları yer almıştır. Bu kadroları tercih edecek adayların aşağıdaki bilgileri okuması yararlı olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">i-Üniversitedeki memurlukların mali hakları</span><br />
<br />
Üniversitelerde yer alan memurluk kadrolarının diğer kurumlardaki memurluklardan bir farkı bulunmamaktadır. Üniversitelerdeki memur kadroları herhangi bir ek ödemeye sahip değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">ii-Nakil durumu</span><br />
<br />
Üniversitelerin başka bir ilde genel olarak teşkilatı bulunmamaktadır. Teşkilatı bulunan üniversitelerin ilgili birimleri bu yıl içerisinde kanunlaşan düzenlemeyle bağımsız üniversitelere dönüştürülmüştür.<br />
<br />
Bir kamu kurumunun farklı farklı illerde birimleri bulunması nakil kolaylığı anlamına gelmektedir. Üniversitelerin başka bir ilde, genel olarak, taşra teşkilatı olmadığı için başka bir il’e nakil isteği oluştuğunda, bu istek kurum içi nakille değil başka bir kurumdan uygun bir kadro bulunması şartıyla karşılanabilmektedir. Kamu yönetim sistemimizde kurum içi nakillerde bir düzen olmakla birlikte kurumlar arası nakillerde bir standart bulunmamaktadır. Bu tür yer değiştirme işlemlerinde genel olarak objektif bir sistem uygulandığı söylenemez. Sağlık ve eş durumu dahil olmak üzere tüm yer değişikliklerinde personel büyük zorluklarla karşılaşmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">iii-Üniversitelerin yönetimi</span><br />
<br />
Genel olarak Üniversiteler, belediyeler gibi fazla personeli olan kurumlar değildir. Kurumsal olarak büyük bir yapı olmadığı için de çalışma barışını sağlayacak bir kurumsal kültür oluşamamaktadır. Bu nedenle, üniversitelerde çalışan personel sık sık nakil talebinde bulunmaktadır.<br />
d- Belediyeler Hakkında Genel Bilgiler<br />
<br />
Tercih kılavuzunda, birçok belediyenin kadrosu yer almıştır. Bu kadroları tercih edecek adayların aşağıdaki bilgilere sahip olması yararlı olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">i-Belediyelerdeki memurların mali hakları</span><br />
<br />
Belediyelerdeki memurlar, ek ödemesi olmayan bir kurumdaki memurdan daha yüksek maaş almaktadır. Bunun nedeni 2005 yılında yapılan yasal düzenlemelerdir. Bu düzenlemelere göre, belediyedeki başarılı memurlara yılda iki ikramiye verilmektedir. Ancak ödeme yapılacak personel sayısı, toplam personelin yüzde 10’unu geçememektedir.<br />
<br />
Yine bazı belediyeler, hukuki anlamda nihai bir sonuca ulaşılmamış olmakla birlikte, sendikalarla imzaladıkları denge sözleşmeleri gereğince memurlarına ek ödeme verebilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">ii-Nakil durumu</span><br />
<br />
Belediyeler de, üniversiteler gibi başka bir il’de, taşra teşkilatına sahip değildir. Daha önce belirtildiği üzere, bir kamu kurumunun farklı farklı illerde birimleri bulunması nakil kolaylığı anlamına gelmektedir. Belediyelerin başka bir ilde taşra teşkilatı olmadığı için, burada çalışan personel de, üniversitelerde çalışan personelin yukarıda yer verilen sıkıntılarını aynen yaşamaktadır.<br />
<br />
Diğer taraftan belediyeler açısından zaman zaman şu sıkıntı oluşabilmektedir. Siyasi iktidarlar, genel olarak belediye kadrolarının istismar edilir tarzda kullanımından dolayı bazen genelgelerle, belediyelerden diğer kurumlara geçişi sınırlandırmaktadır. Bir önceki hükümetler döneminde varolan bu uygulama, tek parti iktidarından dolayı son birkaç yıldır uygulanmamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">iii-Belediyelerin yönetimi</span><br />
<br />
Belediyeler siyasi etkinin en net görüldüğü kurumlardır. Bu nedenle de en sık yer değiştirme isteği küçük belediyelerdeki memurlardan gelmektedir. Bu tür belediyeleri seçecek adayların bu hususu göz önünde bulundurması gerekmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;">e- Yerleştirmelerde nokta atama mı yapılıyor?</span><br />
<br />
Yerleştirmelerde her zaman nokta atama yapılmamaktadır. Adaylar yerleştikleri kadrolar için il emrine atanacak, daha sonra ayrıca il müdürlüğünce bir kez daha yerleri belirlenecektir. Pozisyonlar için ise il emrine atama söz konusu olmayıp nokta atama yapılmaktadır.<br />
<br />
Örneğin Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Mersin’deki kadrosuna yerleşemeye hak kazanan bir aday, Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca Mersin il emrine atanacak, daha sonrada valilik ve il müdürlüğünün ortak kararıyla il veya il’e bağlı ilçe içindeki ihtiyacı olan yere atanacaktır. Toprak Mahsulleri Ofisine ait bir pozisyonu tercih eden aday pozisyonun karşısında belirtilen yere atanacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">1- KPSS’de Yerleştirme İşlemi Nasıl Yapılmaktadır?</span><br />
<br />
ÖSYM tarafından ilan edilen kamu kurum ve kuruluşlarına ait boş kadro ve pozisyonlara adayların yaptığı başvuruların değerlendirilmesi internet üzerinden yapılmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">a- Aynı puan olması halinde hangi aday yerleşecek?</span><br />
<br />
Yerleştirme işlemlerinde aynı puanı alan adaylar arasından diploma tarihi itibariyle önce mezun olmuş olana, bunun aynı olması halinde yaşı büyük olana, her ikisinin de aynı olması durumunda ise sınav sonucu yeni açıklanan adaya öncelik tanınır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">b- Yerleştirmede puan ve tercih sıralaması önemli midir?</span><br />
<br />
Yerleştirme işleminde adaylar puanlarına ve tercih sıralarına bakılmak suretiyle kadrolara veya pozisyonlara yerleştirilmektedirler. Daha yüksek puanlı adaylar yerleştiği için birinci tercihine yerleşemeyen bir aday ikinci tercihine, ikinci tercihine yerleşemeyen aday üçüncü tercihine yerleştirilmeye çalışılacak, yerleştirme işlemi bu şekilde devam edecektir. Bir adayın son tercihine de daha yüksek puanlı adaylardan biri yerleştirildiği takdirde bu aday herhangi bir kadroya yerleşememiş olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">c- Düşük puan alan adaylar yerleşebilir mi?</span><br />
<br />
KPSS yerleştirmelerinde puan ve tercih önemli bir husustur. Hiçbir adayın tercihleri arasında belirtmediği bir kadro veya pozisyonu tercihleri arasında gösteren bir adayın yerleştirilmesi mümkündür. Örneğin Hakkari’deki Adalet Bakanlığına ait psikolog kadrosunu, hiçbir Psikoloji Bölümü mezununun tercih etmemesi durumunda, burayı tercih edecek 10 puan almış bir psikoloji mezunu dahi yerleştirilmeye hak kazanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">d- Tercihlerin not edilerek açıklanan taban puanlarla karşılaştırılması önemlidir.</span><br />
<br />
1999 yılından bu yana yapılan yerleştirme işlemlerinden sonra ortaya çıkan sonuçlar ÖSYM’nin zaman zaman hata yaptığını göstermektedir. Örneğin ÖSYM, 2004 yılındaki yerleştirme işlemini, yanlışlıktan dolayı tekrarlamıştır. Ancak, zaman zaman ortaya çıkan bu eksiklikler ÖSYM tarafından sonraki yerleştirmelerde giderilmiştir.<br />
<br />
Ortaya çıkan bu sorunlar nedeniyle adayların tercihlerini not etmeleri ve yerleştirme sonuçları açıklandıktan sonra da taban puanlara bakarak kendilerinden daha düşük puanlı birinin tercihlerine yerleşip yerleşmediğini kontrol etmeleri gerekmektedir. Daha düşük puan alan bir adayın tercihlerine yerleştiğini tespit eden bir kişinin, tercih kılavuzundaki başvuru formuyla birlikte ÖSYM Başkanlığına başvurması gerekmektedir. ÖSYM’nin bu konuya ilişkin olarak kılavuzda yer verdiği açıklama şu şekildedir: “Yerleştirme işlemleri ile ilgili inceleme isteğinde bulunan adaylar, bu sonuçların internet yoluyla açıklanmasından itibaren, en geç 30 gün içinde bu Kılavuzdaki “Genel Amaçlı Dilekçe Örneği”ni kullanarak ÖSYM’ye başvurmalıdırlar. Süre hesabında ÖSYM Genel Evrak Biriminin adayın dilekçesi üzerine bastığı tarih damgası ve numara esas alınır. Bu dilekçenin işleme konabilmesi için, dilekçeye ÖSYM’nin T.C. Ziraat Bankası Ankara Güvenevler Şubesi 6032068-5001 numaralı hesabına 5,00 YTL’nin yatırıldığını gösterir banka dekontunun fotokopisinin eklenmesi gerekir.”<br />
<span style="font-weight: bold;"><span style="font-family: Verdana;">2- Tercih Yapmanın Püf Noktaları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">a-Tercihte bulunurken nelere dikkat edilmelidir?</span><br />
<br />
KPSS tercih kılavuzunda açıklanan kadroları tercih ederken çok çeşitli nedenler göz önünde bulundurularak tercih yapılması gerekmektedir. Aşağıda bu unsurlar açıklanacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">i-Mümkün olduğunca az kişi ile yarışılmalıdır</span><br />
<br />
Tercihte bulunacak olan adayların tercih yaparken mümkün olduğunca çok sayıda adayı dışarıda bırakacak şekilde tercih yapması gerekmektedir. Örneğin bir elektrik teknisyenin sadece "Elektrik teknisyeni" yazan kadrolara başvurması, "Elektrik, elektronik, elektrik-elektronik" gibi bir kaç bölümü kapsayan kadrolardan ise daha az tercihte bulunması gerekmektedir. Çünkü sadece elektrik teknisyeni şartı aranan kadroya başvurabilecek kişi sayısı örneğin 10 bin kişi ise, "Elektrik, elektronik, elektrik-elektronik" gibi bir kaç bölümü kapsayan kadrolara başvuracak kişi sayısı ise bu sayıdan çok daha fazladır. Bu nedenle yarışılacak kişi sayısını minimuma indirecek şekilde tercih yapılmalıdır.<br />
<br />
Aynı şekilde askerliğini fiilen yapmış olma şartını istemeyen kadrolara başvurabilecek kişi sayısı 100 bin iken, askerlik şartı isteyen kadrolara başvurabilecek kişi sayısı çok azdır.<br />
<br />
Yarışılacak adayların, yaş, cinsiyet, belge sahibi olma gibi diğer kriterler de göz önüne alınarak azaltılması gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">ii-Tercihte bulunurken daha önceki minimum maksimum puanlara mutlaka bakılmalıdır</span><br />
<br />
ÖSYM her yerleştirme sonrasında kadrolara ait taban puanlarını açıklamaktadır. Buna dair bilgiler ÖSYM’nin WEB sitesinde yayımlanmış bulunmaktadır. Bu çerçevede örneğin mimar kadrosuna başvuracak adayın, ÖSYM’nin daha önceki yerleştirmelerde yayımladığı minimum puanlara bakması, il/kurum seçerken buna dikkat etmesi gerekmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">iii-En çok çalışmak istediğiniz kurumu en üste yazınız</span><br />
<br />
Adayın tercih yaparken ilk tercihine en çok çalışmak istediği kurumu/il'i yazması gerekmektedir. Çünkü adayın tercih ettiği kadrolardan hiçbirisine, adaydan daha düşük puan almış birinin (bu kişi bu kadroyu ilk tercihine yazmış olsa dahi) yerleştirilmesi mümkün değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">b- Taşra ve merkez ne demektir?</span><br />
<br />
Kılavuzdaki her kadro veya pozisyonun yanında “taşra” ve “merkez” gibi kelimeler yer almaktadır. Yanında “merkez” kelimesi olan kadrolar Bakanlık, Müsteşarlık, Başkanlık, Rektörlük gibi kuruluşların bulunduğu hizmet birimlerini ifade etmektedir. Bu birimlerin dışındaki kuruma ait tüm birimler taşradır. Ankara özelinde örnek verecek olursak: Çevre ve Orman Bakanlığı için merkez sadece Çevre ve Orman Bakanlığının bulunduğu yerdir. Ancak, Ankara Çevre ve Orman İl Müdürlüğü, Ankara’da olmasına rağmen taşradır.<br />
<span style="font-weight: bold;">c-Hangi kamu kurumları tercih edilmelidir?</span><br />
<br />
Tercih kılavuzunda kamu kurumları arasında tercihte bulunurken maaş, çalışma ortamı ve nakil kolaylığı gibi hususlara dikkat edilmelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">i- Hangi kurumlar yüksek maaş vermektedir?</span><br />
<br />
Aynı unvanda olmasına rağmen maaşlar konusunda kurumlar arasında farklılık bulunmaktadır. Bunun nedeni bazı kamu kurumlarında ek ödeme adlı ayrı bir maaş kaleminin olmasıdır. Personeline ek ödeme veren bazı kamu kurumları şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
<br />
- Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Gümrük Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, TİKA Başkanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı(Bağ-Kur, SSK ve Emekli Sandığı), TSK (sivil memurlar), Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü, Hudut ve Sahiller Sağlık Gn. Md., Yurt-Kur Genel Müdürlüğü, Darphane ve Damga Matbaası Gn. Md., Devlet Meteoroloji İşl. Gn. Md., DHMİ Gn.Md., Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü,<br />
<br />
- Diğer taraftan, 15 adet kurumda fazla çalışma ücreti verilmektedir. Devlet Personel Başkanlığındaki bir memura 100 ytl civarında fazla çalışma ücreti verilmekte olup, diğer fazla çalışma ücreti verilen kurumlar şunlardır: Başbakanlık, Denizcilik Müsteşarlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, DPT Müsteşarlığı, Hazine Müsteşarlığı, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, TİKA Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Gn. Md., Kadının Statüsü Gn. Md., Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Gn. Md.<br />
<br />
- Ayrıca, maktu fazla çalışma ücreti ödenen kurumlar bulunmaktadır. Bunlar da şu şekildedir: Gümrük Müsteşarlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Gn. Md., Orman Gn. Md., Gençlik ve Spor Gn. Md., Basın-Yayın ve Enformasyon Gn. Md., Hudut ve Sahiller Sağlık Gn. Md., SHÇEK Gn. Md., GAP İdaresi Başkanlığı, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu Başkanlığı, Bakanlık ve genel müdürlüklerde görev yapan orman muhafaza memurları ile telsiz görevlileri.<br />
<br />
- Saat başı fazla çalışma ücreti ödenen kurumlar ise şu şekildedir: Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Yüksek Seçim Kurulu, Adalet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (Emekli Sandığı, SSK ve Bağ –Kur), Türkiye İş Kurumu Gn.Müd., Makam hizmetlerinde görev yapanlar, yüksek öğretimin ikinci öğretiminde görev yapanlar.<br />
<br />
- Bu kurumlara ilave olarak Kamu İktisadi Teşebbüslerinde (KİT) çalışan personel de diğer kamu kurumlarına nazaran yüksek ücret almaktadır. Tercih kılavuzunda sınıfı, kadro ve derecesi belirtilmeyen sözleşmeli pozisyonları ilan edilenler KİT’lere aittir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">i-Hangi kurumlarda nakil daha kolaydır?</span><br />
<br />
Geniş bir taşra ağı olan kamu kurumları, çalışan personeline eş ve sağlık durumu özrü ile belirli bir hizmet yılından sonra da istek üzerine nakil kolaylığı sağlayabilmektedir. Örneğin Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı, Adalet Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Gümrük Müsteşarlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü ve Vakıflar Genel Müdürlüğü geniş taşra ağı bulunan kurumlardandır. Bu kurumların hemen hemen her il'de teşkilatı bulunmaktadır.<br />
<br />
Ancak, üniversite ve belediyelerin sadece bulundukları yerde teşkilatı bulunmaktadır. Örneğin Mersin Üniversitesinin sadece Mersin'de teşkilatı bulunmaktadır. Bu nedenle bu kurumlarda çalışanlar, eş veya sağlık durumundan dolayı başka bir il'e nakil istediklerinde, mutlaka kendilerini naklen almak isteyen başka bir kamu kurumu bulmaları gerekmektedir. Bu da nakil yapmak isteyenlerin karşılaştığı en büyük problemdir. Nakil zorluğu belediyelerde daha çok ve daha net ortaya çıkmaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
iii-Çalışma ortamı iyi olmayan kurumlar hangileridir?</span><br />
<br />
İnternet sitelerinde yer alan yorumlara göre, askeri kurumlar, belediyeler ile üniversitelerde çalışan memurlar, bulundukları kurumdaki çalışma şartlarını beğenmemektedirler.<br />
d- Üniversiteler Hakkında Genel Bilgler<br />
<br />
Tercih kılavuzunda, hemen hemen tüm üniversitelerin kadroları yer almıştır. Bu kadroları tercih edecek adayların aşağıdaki bilgileri okuması yararlı olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">i-Üniversitedeki memurlukların mali hakları</span><br />
<br />
Üniversitelerde yer alan memurluk kadrolarının diğer kurumlardaki memurluklardan bir farkı bulunmamaktadır. Üniversitelerdeki memur kadroları herhangi bir ek ödemeye sahip değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">ii-Nakil durumu</span><br />
<br />
Üniversitelerin başka bir ilde genel olarak teşkilatı bulunmamaktadır. Teşkilatı bulunan üniversitelerin ilgili birimleri bu yıl içerisinde kanunlaşan düzenlemeyle bağımsız üniversitelere dönüştürülmüştür.<br />
<br />
Bir kamu kurumunun farklı farklı illerde birimleri bulunması nakil kolaylığı anlamına gelmektedir. Üniversitelerin başka bir ilde, genel olarak, taşra teşkilatı olmadığı için başka bir il’e nakil isteği oluştuğunda, bu istek kurum içi nakille değil başka bir kurumdan uygun bir kadro bulunması şartıyla karşılanabilmektedir. Kamu yönetim sistemimizde kurum içi nakillerde bir düzen olmakla birlikte kurumlar arası nakillerde bir standart bulunmamaktadır. Bu tür yer değiştirme işlemlerinde genel olarak objektif bir sistem uygulandığı söylenemez. Sağlık ve eş durumu dahil olmak üzere tüm yer değişikliklerinde personel büyük zorluklarla karşılaşmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">iii-Üniversitelerin yönetimi</span><br />
<br />
Genel olarak Üniversiteler, belediyeler gibi fazla personeli olan kurumlar değildir. Kurumsal olarak büyük bir yapı olmadığı için de çalışma barışını sağlayacak bir kurumsal kültür oluşamamaktadır. Bu nedenle, üniversitelerde çalışan personel sık sık nakil talebinde bulunmaktadır.<br />
d- Belediyeler Hakkında Genel Bilgiler<br />
<br />
Tercih kılavuzunda, birçok belediyenin kadrosu yer almıştır. Bu kadroları tercih edecek adayların aşağıdaki bilgilere sahip olması yararlı olacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">i-Belediyelerdeki memurların mali hakları</span><br />
<br />
Belediyelerdeki memurlar, ek ödemesi olmayan bir kurumdaki memurdan daha yüksek maaş almaktadır. Bunun nedeni 2005 yılında yapılan yasal düzenlemelerdir. Bu düzenlemelere göre, belediyedeki başarılı memurlara yılda iki ikramiye verilmektedir. Ancak ödeme yapılacak personel sayısı, toplam personelin yüzde 10’unu geçememektedir.<br />
<br />
Yine bazı belediyeler, hukuki anlamda nihai bir sonuca ulaşılmamış olmakla birlikte, sendikalarla imzaladıkları denge sözleşmeleri gereğince memurlarına ek ödeme verebilmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">ii-Nakil durumu</span><br />
<br />
Belediyeler de, üniversiteler gibi başka bir il’de, taşra teşkilatına sahip değildir. Daha önce belirtildiği üzere, bir kamu kurumunun farklı farklı illerde birimleri bulunması nakil kolaylığı anlamına gelmektedir. Belediyelerin başka bir ilde taşra teşkilatı olmadığı için, burada çalışan personel de, üniversitelerde çalışan personelin yukarıda yer verilen sıkıntılarını aynen yaşamaktadır.<br />
<br />
Diğer taraftan belediyeler açısından zaman zaman şu sıkıntı oluşabilmektedir. Siyasi iktidarlar, genel olarak belediye kadrolarının istismar edilir tarzda kullanımından dolayı bazen genelgelerle, belediyelerden diğer kurumlara geçişi sınırlandırmaktadır. Bir önceki hükümetler döneminde varolan bu uygulama, tek parti iktidarından dolayı son birkaç yıldır uygulanmamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">iii-Belediyelerin yönetimi</span><br />
<br />
Belediyeler siyasi etkinin en net görüldüğü kurumlardır. Bu nedenle de en sık yer değiştirme isteği küçük belediyelerdeki memurlardan gelmektedir. Bu tür belediyeleri seçecek adayların bu hususu göz önünde bulundurması gerekmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;">e- Yerleştirmelerde nokta atama mı yapılıyor?</span><br />
<br />
Yerleştirmelerde her zaman nokta atama yapılmamaktadır. Adaylar yerleştikleri kadrolar için il emrine atanacak, daha sonra ayrıca il müdürlüğünce bir kez daha yerleri belirlenecektir. Pozisyonlar için ise il emrine atama söz konusu olmayıp nokta atama yapılmaktadır.<br />
<br />
Örneğin Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Mersin’deki kadrosuna yerleşemeye hak kazanan bir aday, Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca Mersin il emrine atanacak, daha sonrada valilik ve il müdürlüğünün ortak kararıyla il veya il’e bağlı ilçe içindeki ihtiyacı olan yere atanacaktır. Toprak Mahsulleri Ofisine ait bir pozisyonu tercih eden aday pozisyonun karşısında belirtilen yere atanacaktır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sınava az ama verimli çalışma yöntemi]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1932.html</link>
			<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 22:03:19 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1932.html</guid>
			<description><![CDATA[* Başarılı olmak için nasıl çalışmak gerekir?<br />
<br />
Başarılı olmak için en iyi çalışma yöntemi; sık sık ama kısa kısa çalışmaktır. Sıkıldığınız zaman ara vermek ve kafanızı dinleyince derse geri dönmek en iyi ders çalışma yöntemidir. Çalışırken kısa notlar alın. Zaman zaman bu notları gözden geçirin. Dikkatiniz dağıldığı an, masa başından hemen kalkın.<br />
<br />
<br />
BEYNİNİZİ DİNLENDİRİN<br />
<br />
* Çok çalışmak, başarılı olmak için yeterli midir?<br />
<br />
Çok çalışmak yetmez, bilinçli çalışmanız gerekir. Çok çalışan bir öğrenci, bilinçli çalışmadığında boşu boşuna enerji harcamış olur. Daha kısa sürede, daha başarılı olmak için bazı önlemler alın. Masanızda çok az eşya olsun ki dikkatiniz dağılmasın. Bir çalışma programı hazırlayın. Sıkılınca derse ara verin. Ancak unutmayın ki; verdiğiniz ara çalışma süresinden daha uzun ara olursa, yeniden çalışmaya başlamakta zorlanırsınız.<br />
<br />
* Çok çalışmak, iyi çalışmak anlamına mı gelir?<br />
<br />
Çok çalışmak iyi çalışmak değildir. Önemli olan kafanızı vererek ve anlayarak ders çalışmaktır. Anlamadığınız sürece, dersin başında oturmanın hiçbir anlamı yoktur. Ara vermek ve kafanızdaki düşünceleri dağıttıktan sonra yine dersin başına oturmak çalışma verimini arttırır. Kafa dolgunluğunun atılabilmesi ve sağlam kafayla ders çalışabilmek için, çalışılan süreyi iyi ayarlamak gerekir. İyi ders çalışabildiğiniz zamanlarda yani aklınız dağılmadan dersin başında oturabildiğinizde, bu süreyi çok iyi kullanın. Okuduklarınızı anlamadığınızda ise, "Çok çalışacağım" diyerek dersin başında çok fazla oturmayın.<br />
<br />
* Çalışma isteğini yitirenler, nasıl motive olabilir?<br />
<br />
Ders çalışmaya motive olmanın yolu; sınavı kazanma düşüncesini devamlı tekrarlamaktan geçer. Sınavı kazanacağına inanmayan bir gencin ders çalışması mümkün olmaz. Çalışma isteğini kaybettiren en önemli durum; aşırı yorgunluk ve moral bozukluğudur. Sürekli ders çalışan ve hiç ara vermeyen gençler, bir süre sonra yorulur ve çalışma konusundaki isteklerini kaybederler. Beyniniz aşırı yorulduğunda; beyninizi dinlendirmek için sinemaya gidin, sevdiğiniz arkadaşlarınızla beraber vakit geçirin, spor yapın ve en az bir saat yürüyün. Başlangıçta zaman kaybı gibi görülen bu durum, aslında gençlerin zihinsel yorgunluklarını atmalarına yardımcı olur.<br />
<br />
* Bir genç, çalıştığı konuları sınav sırasında unutabilir mi?<br />
<br />
Unutmaya engel olmak için yapılması gereken ilk şey; çalıştıklarınızı ezberlemekten kaçınmanızdır. Anlayarak çalışan bir gencin, öğrendiklerini unutması zor, anlamadan ezberlemeye çalışan birinin öğrendiklerini unutması ise kolaydır. Unutmayı engellemek için çalışılanları sık sık tekrarlamak gerekir. Gençlerin en çok korktukları konu ise sınavda, çalıştıkları süreç boyunca öğrendikleri her şeyi unutmaktır. Aslında edinilen bilgiler sınavda unutulmaz. Sadece genç, aşırı kaygı nedeniyle, öğrendiklerini hatırlamakta güçlük çekebilir. Bu kaygı atıldığında, çalışılan bilgileri hatırlamamak için hiçbir neden yoktur.<br />
<br />
HEYECANI NEFESLE YENİN<br />
<br />
* Fazla heyecanlı olmak, başarıyı etkiler mi?<br />
<br />
Heyecan başarıyı olumsuz etkilemektedir. Heyecanı yenmek için yapılması gereken en basit davranış; nefes egzersizi yapmaktır. Nefes egzersizi için önce burundan derin bir nefes alın. İçinizden 8'e kadar sayarak aldığınız nefesi, yine yavaş yavaş 8'e kadar sayarak geri verin. Bu egzersizi sakın hızlı bir şekilde yapmayın. Aksi taktirde, baş dönmesine yol açabilir. Heyecanlandığınız zamanlarda bilinçli bir şekilde bu egzersizi yapmanızda, hiçbir bir sakınca yoktur. Heyecanın dikkati dağıttığı ve verimli çalışmayı engellediği göz önüne alınmalı ve bu duygudan kurtulmak için gerekenler yapılmalıdır. Heyecanını atamayan gençler ders çalışırken zorlandıkları gibi, sınavda da heyecan nedeniyle bildiklerini unutmakta, cevap şıklarını karıştırmakta ve sonuçta başarılı olabilecekleri bir sınavı başarısızlıkla tamamlamaktadır. Egzersiz ile heyecanını yenemeyen gençlerin, mutlaka bir psikolog ya da psikiyatristten yardımı almaları gerekir.<br />
<br />
Uykusu gelen tv seyretsin<br />
<br />
Uykusunu yeterince almamış olan bir gencin dersin başına oturduğu zaman uykusu geldiğinde yapabileceği en iyi iş; derse ara vermektir. Ders dışı bir kitap, gazete, dergi okuyabilir ya da 10 dakika televizyona bakabilir. Böylece kafası dağılır ve dersin başına oturduğunda, daha rahat konsantre olur.<br />
<br />
Egzersiz işe yarar<br />
<br />
Uyku halinde, gencin elini yüzünü yıkaması ve 10 dakika egzersiz yapması da işe yarar. Eğer bu da işe yaramazsa, genç kendisine daha rahat çalışılabilecek bir ders seçmelidir. Sınava hazırlanan bir gencin, uykusunu almaya özen göstermesi gerekir. Uykusu geldiği halde ders çalışmaya devam eden bir gencin, okuduklarını anlaması mümkün olmaz.<br />
<br />
20 dakika çalışın, 15 dakika dinlenin<br />
* Gençlerin ders çalışma süresi ne kadar olmalıdır?<br />
<br />
Aileler, çocuklarının hiç kalkmadan ders çalışmasını ister. Onların en ufak bir şeyle oyalandıklarını gördüklerinde, uyarırlar. En iyi çalışma; gencin dikkati dağılmadan yaptığı çalışmadır. Dikkat dağıldıktan sonra çalışmaya çalışmak anlamsızdır. Bu nedenle gün içinde 20'şer dakikalık sürelerle çalışmak ve çalışamadığınızı anladığınız zaman, 15 dakika ara vermek gerekir. Ara verdikten sonra tekrar çalışmaya dönülmelidir. Ailelerin gençleri sürekli ders çalışmaya zorlamaması gerekir.<br />
<br />
ZAMANI İYİ KULLANIN!<br />
<br />
* Sınav dönemlerinde zaman nasıl değerlendirilmelidir? Ergen sürekli çalışmalı mı, yoksa eğlenmeye de zaman ayırmalı mı?<br />
<br />
Yapılması gereken şey; iyi bir program hazırlayıp, bu programa uymaya çalışmaktır. Bu programda aksamalar olduğu zaman, telaşa kapılmadan yeni bir program yapılabilir. Program sadece hedefleri belirleme yönünden önemlidir. Programa yetişebilmek için, anlamadan çalışmayın. Zamanı iyi kullanabilmenin ikinci şartı; anlayarak çalışmaktır. Anlamadan çalışmak hem zaman kaybına yol açar, hem de çalıştıklarınızın boşa gittiğini gördükçe, sizde moral bozukluğu oluşur. Önemli olanın nitelikli çalışma olduğunu kesinlikle unutmayın ve vaktinizi çok iyi kullanın. Çalışamadığınız zaman derse ara verin ve sonra tekrar derse dönün. "Ara verin" derken, masanın başından kalkıp, televizyonun başına geçmenizi kastetmiyorum. Uzun süre televizyon izlemekten kaçının. Zamanı kötüye kullanmak ileride pişman olmanıza sebep olur. Her gününüzü çalışmak için değerlendirerek, zamanınızı iyi kullanın.<br />
<br />
* Gençlerin derse kanalize olmalarını sağlamak için, onların arkadaşlarıyla görüşmeleri kısıtlanmalı ya da yasaklanmalı mıdır?<br />
Bu görüşmeler gençlerin gerek kendi çalışmalarını değerlendirebilmeleri, gerekse iyi vakit geçirebilmeleri için son derece önemlidir. Bir genç ders çalışıp yorulduğu zamanlarda arkadaşları ile görüşebilir. Bu buluşma, onun dinlenebilmesi için çok iyi bir fırsattır. Arkadaşlarıyla zaman zaman görüşen gençlerin dersleri, bunu yapmayanlara oranla daha iyidir. Zamanının çoğunu ders çalışarak geçiren bir genç, arkadaşlarıyla biraraya gelerek hem hayatının monotonluğundan kurtulur, hem de derslerinde anlamadığı konuları arkadaşlarına sorma fırsatı olur. Gençler bu dönemde arkadaşlarını, kendileri gibi sınava hazırlanan kişilerden seçmelidir. Çünkü sınava hazırlanmayan arkadaşları, gencin durumunu anlamaz ve ondan devamlı kendileriyle birlikte olmasını isterler. Sonuçta aileler, sınava hazırlanan çocuklarının arkadaşları ile görüşmelerine engel olmamalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[* Başarılı olmak için nasıl çalışmak gerekir?<br />
<br />
Başarılı olmak için en iyi çalışma yöntemi; sık sık ama kısa kısa çalışmaktır. Sıkıldığınız zaman ara vermek ve kafanızı dinleyince derse geri dönmek en iyi ders çalışma yöntemidir. Çalışırken kısa notlar alın. Zaman zaman bu notları gözden geçirin. Dikkatiniz dağıldığı an, masa başından hemen kalkın.<br />
<br />
<br />
BEYNİNİZİ DİNLENDİRİN<br />
<br />
* Çok çalışmak, başarılı olmak için yeterli midir?<br />
<br />
Çok çalışmak yetmez, bilinçli çalışmanız gerekir. Çok çalışan bir öğrenci, bilinçli çalışmadığında boşu boşuna enerji harcamış olur. Daha kısa sürede, daha başarılı olmak için bazı önlemler alın. Masanızda çok az eşya olsun ki dikkatiniz dağılmasın. Bir çalışma programı hazırlayın. Sıkılınca derse ara verin. Ancak unutmayın ki; verdiğiniz ara çalışma süresinden daha uzun ara olursa, yeniden çalışmaya başlamakta zorlanırsınız.<br />
<br />
* Çok çalışmak, iyi çalışmak anlamına mı gelir?<br />
<br />
Çok çalışmak iyi çalışmak değildir. Önemli olan kafanızı vererek ve anlayarak ders çalışmaktır. Anlamadığınız sürece, dersin başında oturmanın hiçbir anlamı yoktur. Ara vermek ve kafanızdaki düşünceleri dağıttıktan sonra yine dersin başına oturmak çalışma verimini arttırır. Kafa dolgunluğunun atılabilmesi ve sağlam kafayla ders çalışabilmek için, çalışılan süreyi iyi ayarlamak gerekir. İyi ders çalışabildiğiniz zamanlarda yani aklınız dağılmadan dersin başında oturabildiğinizde, bu süreyi çok iyi kullanın. Okuduklarınızı anlamadığınızda ise, "Çok çalışacağım" diyerek dersin başında çok fazla oturmayın.<br />
<br />
* Çalışma isteğini yitirenler, nasıl motive olabilir?<br />
<br />
Ders çalışmaya motive olmanın yolu; sınavı kazanma düşüncesini devamlı tekrarlamaktan geçer. Sınavı kazanacağına inanmayan bir gencin ders çalışması mümkün olmaz. Çalışma isteğini kaybettiren en önemli durum; aşırı yorgunluk ve moral bozukluğudur. Sürekli ders çalışan ve hiç ara vermeyen gençler, bir süre sonra yorulur ve çalışma konusundaki isteklerini kaybederler. Beyniniz aşırı yorulduğunda; beyninizi dinlendirmek için sinemaya gidin, sevdiğiniz arkadaşlarınızla beraber vakit geçirin, spor yapın ve en az bir saat yürüyün. Başlangıçta zaman kaybı gibi görülen bu durum, aslında gençlerin zihinsel yorgunluklarını atmalarına yardımcı olur.<br />
<br />
* Bir genç, çalıştığı konuları sınav sırasında unutabilir mi?<br />
<br />
Unutmaya engel olmak için yapılması gereken ilk şey; çalıştıklarınızı ezberlemekten kaçınmanızdır. Anlayarak çalışan bir gencin, öğrendiklerini unutması zor, anlamadan ezberlemeye çalışan birinin öğrendiklerini unutması ise kolaydır. Unutmayı engellemek için çalışılanları sık sık tekrarlamak gerekir. Gençlerin en çok korktukları konu ise sınavda, çalıştıkları süreç boyunca öğrendikleri her şeyi unutmaktır. Aslında edinilen bilgiler sınavda unutulmaz. Sadece genç, aşırı kaygı nedeniyle, öğrendiklerini hatırlamakta güçlük çekebilir. Bu kaygı atıldığında, çalışılan bilgileri hatırlamamak için hiçbir neden yoktur.<br />
<br />
HEYECANI NEFESLE YENİN<br />
<br />
* Fazla heyecanlı olmak, başarıyı etkiler mi?<br />
<br />
Heyecan başarıyı olumsuz etkilemektedir. Heyecanı yenmek için yapılması gereken en basit davranış; nefes egzersizi yapmaktır. Nefes egzersizi için önce burundan derin bir nefes alın. İçinizden 8'e kadar sayarak aldığınız nefesi, yine yavaş yavaş 8'e kadar sayarak geri verin. Bu egzersizi sakın hızlı bir şekilde yapmayın. Aksi taktirde, baş dönmesine yol açabilir. Heyecanlandığınız zamanlarda bilinçli bir şekilde bu egzersizi yapmanızda, hiçbir bir sakınca yoktur. Heyecanın dikkati dağıttığı ve verimli çalışmayı engellediği göz önüne alınmalı ve bu duygudan kurtulmak için gerekenler yapılmalıdır. Heyecanını atamayan gençler ders çalışırken zorlandıkları gibi, sınavda da heyecan nedeniyle bildiklerini unutmakta, cevap şıklarını karıştırmakta ve sonuçta başarılı olabilecekleri bir sınavı başarısızlıkla tamamlamaktadır. Egzersiz ile heyecanını yenemeyen gençlerin, mutlaka bir psikolog ya da psikiyatristten yardımı almaları gerekir.<br />
<br />
Uykusu gelen tv seyretsin<br />
<br />
Uykusunu yeterince almamış olan bir gencin dersin başına oturduğu zaman uykusu geldiğinde yapabileceği en iyi iş; derse ara vermektir. Ders dışı bir kitap, gazete, dergi okuyabilir ya da 10 dakika televizyona bakabilir. Böylece kafası dağılır ve dersin başına oturduğunda, daha rahat konsantre olur.<br />
<br />
Egzersiz işe yarar<br />
<br />
Uyku halinde, gencin elini yüzünü yıkaması ve 10 dakika egzersiz yapması da işe yarar. Eğer bu da işe yaramazsa, genç kendisine daha rahat çalışılabilecek bir ders seçmelidir. Sınava hazırlanan bir gencin, uykusunu almaya özen göstermesi gerekir. Uykusu geldiği halde ders çalışmaya devam eden bir gencin, okuduklarını anlaması mümkün olmaz.<br />
<br />
20 dakika çalışın, 15 dakika dinlenin<br />
* Gençlerin ders çalışma süresi ne kadar olmalıdır?<br />
<br />
Aileler, çocuklarının hiç kalkmadan ders çalışmasını ister. Onların en ufak bir şeyle oyalandıklarını gördüklerinde, uyarırlar. En iyi çalışma; gencin dikkati dağılmadan yaptığı çalışmadır. Dikkat dağıldıktan sonra çalışmaya çalışmak anlamsızdır. Bu nedenle gün içinde 20'şer dakikalık sürelerle çalışmak ve çalışamadığınızı anladığınız zaman, 15 dakika ara vermek gerekir. Ara verdikten sonra tekrar çalışmaya dönülmelidir. Ailelerin gençleri sürekli ders çalışmaya zorlamaması gerekir.<br />
<br />
ZAMANI İYİ KULLANIN!<br />
<br />
* Sınav dönemlerinde zaman nasıl değerlendirilmelidir? Ergen sürekli çalışmalı mı, yoksa eğlenmeye de zaman ayırmalı mı?<br />
<br />
Yapılması gereken şey; iyi bir program hazırlayıp, bu programa uymaya çalışmaktır. Bu programda aksamalar olduğu zaman, telaşa kapılmadan yeni bir program yapılabilir. Program sadece hedefleri belirleme yönünden önemlidir. Programa yetişebilmek için, anlamadan çalışmayın. Zamanı iyi kullanabilmenin ikinci şartı; anlayarak çalışmaktır. Anlamadan çalışmak hem zaman kaybına yol açar, hem de çalıştıklarınızın boşa gittiğini gördükçe, sizde moral bozukluğu oluşur. Önemli olanın nitelikli çalışma olduğunu kesinlikle unutmayın ve vaktinizi çok iyi kullanın. Çalışamadığınız zaman derse ara verin ve sonra tekrar derse dönün. "Ara verin" derken, masanın başından kalkıp, televizyonun başına geçmenizi kastetmiyorum. Uzun süre televizyon izlemekten kaçının. Zamanı kötüye kullanmak ileride pişman olmanıza sebep olur. Her gününüzü çalışmak için değerlendirerek, zamanınızı iyi kullanın.<br />
<br />
* Gençlerin derse kanalize olmalarını sağlamak için, onların arkadaşlarıyla görüşmeleri kısıtlanmalı ya da yasaklanmalı mıdır?<br />
Bu görüşmeler gençlerin gerek kendi çalışmalarını değerlendirebilmeleri, gerekse iyi vakit geçirebilmeleri için son derece önemlidir. Bir genç ders çalışıp yorulduğu zamanlarda arkadaşları ile görüşebilir. Bu buluşma, onun dinlenebilmesi için çok iyi bir fırsattır. Arkadaşlarıyla zaman zaman görüşen gençlerin dersleri, bunu yapmayanlara oranla daha iyidir. Zamanının çoğunu ders çalışarak geçiren bir genç, arkadaşlarıyla biraraya gelerek hem hayatının monotonluğundan kurtulur, hem de derslerinde anlamadığı konuları arkadaşlarına sorma fırsatı olur. Gençler bu dönemde arkadaşlarını, kendileri gibi sınava hazırlanan kişilerden seçmelidir. Çünkü sınava hazırlanmayan arkadaşları, gencin durumunu anlamaz ve ondan devamlı kendileriyle birlikte olmasını isterler. Sonuçta aileler, sınava hazırlanan çocuklarının arkadaşları ile görüşmelerine engel olmamalıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KPSS de kazanmanın yolu motivasyondan geçer]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1734.html</link>
			<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 00:08:33 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1734.html</guid>
			<description><![CDATA[Çalıştığınız dersten verim alabilmeniz için bulunduğunuz ortam çok önemli. Sessiz, ışık ve ısısı iyi ayarlanmış bir ortam dersinize daha iyi motive olmanızı sağlayacaktır.<br />
<br />
Ders çalışırken motivasyonu sağlamak başarıya giden yolda önemli bir adım. Öğrencinin çalışma ortamı elden geldiğince derli toplu, sessiz, ışık ve ısısı ayarlanmış olmalıdır. Yatakta, koltukta ya da kanepede uzanarak, müzik dinleyerek ya da televizyon başında ders çalışmak, aşırı sıcak ya da soğuk veya ışık düzeyi iyi ayarlanmamış ortamlar dikkatin toplanmasını engelleyeceği için ders başında geçen zamanın uzamasına dolayısıyla dersten alınan verimin azalmasına neden olacaktır. Sevilen ve ilgi duyulan bir konu, dikkatin ders üzerinde tutulmasına yardım eder. Belirli yerlerde ve gürültünün bulunmadığı ortamlarda çalışmak, sandalyede oturarak çalışmak, masada gerekli olan malzemelerin dışında başka bir şeyin bulunmaması, çalışma ortamının sıcaklığının uygun olması, dersleri belirli sıraya koyarak ders çalışmak dikkatin dağılmasını engelleyen yöntemlerden bazılarıdır. Dikkat dağıldığında önemli olan bunun farkına varıp zihnimizi yeniden çalışılan konuya yoğunlaştırabilmektir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">TEKRAR NEDEN ÖNEMLİ</span><br />
<br />
Çalışmaya başlamadan önce, kendinize bir hedef belirleyin. Bir konuyu çalışırken okuma, yazma , anlatma gibi birden fazla öğrenme yöntemini kullanın. Çalışmaya başlamadan önce iyice dinlenin ve ders çalışmak için belirlediğiniz saatler içinde masanızın başından kalkmayın. Öğrenilen bilgiler zamanla unutulur. Ancak KPSS gibi uzun bir hazırlık aşaması gerektiren sınavlarda, belirli periyotlarla yapılan tekrarlar bu unutmayı en aza indirecektir. Yeni öğrenilen bir bilginin %50’si 20 dakika sonra, %80’i ilk 24 saat içinde unutulmaktadır. Araştırmalar göstermiştir ki; 45 dakikalık bir çalışmanın ardından yapılan 5 dakikalık bir tekrar öğrenilen bilgilerin 1 gün, 1 günlük çalışmadan sonra yapılan 10 dakikalık bir tekrar öğrenilen bilgilerin 1 hafta, 1 hafta sonra yapılan 20 dakikalık tekrarlar 1 ay, 1 aylık çalışmanın ardından yapılan yarım saatlik tekrarlar öğrenilen bilgilerin uzun süreli bellekte toplanmasına ve unutulmamasına yardımcı olur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİ UNUTUN</span><br />
<br />
KPSS’yi kendiniz için olmazsa olmaz bir hayat meselesi haline getirmeyin. Bu durum sadece sınav hakkında olumsuz düşüncelere kapılmanıza neden olacaktır. Bu türden düşünceler kendinize olan saygınızın ve güveninizin azalmasına, kendinizi değersiz görmenize yol açabilir. Geçmişte yaşadığınız başarısızlıklardan ziyade başarılarınızı düşünün. Unutmayın sınavı kazanmak hayatta başarılı olabilmek, mutlu olabilmek için tek seçenek değildir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">HEDEFE İYİ ODAKLANIN</span><br />
<br />
Kendinize mutlaka uzun vadeli bir hedef belirleyin ve bunu aşamalara ayırın. Örneğin bir öğrencinin uzun vadeli hedefi iyi bir kariyer sahibi  olmak olabilir. Bunun ilk basamağı Merkez Bankasını kazanmak olmalıdır. Yine aynı yoldan devam edersek böyle bir öğrenci kendine Mayıs ayı için bir deneme sınavında alacağı puanı, daha öncesinde bu hafta belirli bir miktar soru çözmeyi ve bugün birkaç dersten birkaç konuyu bitirmeyi ve bunlarla ilgili testler çözmeyi hedef olarak seçebilir. Gördüğünüz gibi hedefi hep daha yakın ve başarması daha küçük parçalar halinde böldük.<br />
<br />
Işığı görmek...<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">BiR BAŞARI ÖYKÜSÜ</span><br />
<br />
4 Temmuz 1952 günü 34 yaşında bir kadın, Pasifik Okyanusu’na dalarak, Catalina Adası’ndan, 21 mil batıda kalan Kaliforniya’ya doğru yüzmeye başladı. Eğer başarılı olursa, bunun yapan ilk kadın olacaktı. Adı Florance Chadwick olan bu yüzücü, Manş Denizi’ni her iki yönde geçen ilk kadındı. O sabah su, vücudu uyuşturacak kadar soğuktu ve sis o kadar yoğundu ki, beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyordu. Milyonlarca insan televizyonlarından onu izliyordu, köpekbalıkları ve dondurucu soğuğun etkisini hiçe sayarak 15 saat yüzdü. Yakındaki bir teknede bulunan annesi ve antrenörü, karaya çok yaklaştığını ve devam etmesini söyledilerse de o, kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Azimli yüzücü, Kaliforniya kıyısına yarım mil kala sudan çıkışının nedenini şöyle açıkladı: ‘Karayı görebilseydim başarabilirdim’. Vazgeçmesinin nedeni ne yorgunluk ne de soğuktu...Tek neden, sis yüzünden karayı görememekti. İki ay sonra Florance yine denedi. Su yine soğuktu, köpek balıkları yine vardı, sis yine her şeyin üstünü kapatıyordu. Ama bu kez Florance sisin ardında bir yerde kıyının olduğunu düşünerek yüzdü, sahili hayal ederek kulaçlarını attı ve başardı. Catalina Adası’nı yüzerek geçen ilk kadın unvanını kazandı. Hem de erkeklerin rekorunu iki saat farkla geçerek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çalıştığınız dersten verim alabilmeniz için bulunduğunuz ortam çok önemli. Sessiz, ışık ve ısısı iyi ayarlanmış bir ortam dersinize daha iyi motive olmanızı sağlayacaktır.<br />
<br />
Ders çalışırken motivasyonu sağlamak başarıya giden yolda önemli bir adım. Öğrencinin çalışma ortamı elden geldiğince derli toplu, sessiz, ışık ve ısısı ayarlanmış olmalıdır. Yatakta, koltukta ya da kanepede uzanarak, müzik dinleyerek ya da televizyon başında ders çalışmak, aşırı sıcak ya da soğuk veya ışık düzeyi iyi ayarlanmamış ortamlar dikkatin toplanmasını engelleyeceği için ders başında geçen zamanın uzamasına dolayısıyla dersten alınan verimin azalmasına neden olacaktır. Sevilen ve ilgi duyulan bir konu, dikkatin ders üzerinde tutulmasına yardım eder. Belirli yerlerde ve gürültünün bulunmadığı ortamlarda çalışmak, sandalyede oturarak çalışmak, masada gerekli olan malzemelerin dışında başka bir şeyin bulunmaması, çalışma ortamının sıcaklığının uygun olması, dersleri belirli sıraya koyarak ders çalışmak dikkatin dağılmasını engelleyen yöntemlerden bazılarıdır. Dikkat dağıldığında önemli olan bunun farkına varıp zihnimizi yeniden çalışılan konuya yoğunlaştırabilmektir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">TEKRAR NEDEN ÖNEMLİ</span><br />
<br />
Çalışmaya başlamadan önce, kendinize bir hedef belirleyin. Bir konuyu çalışırken okuma, yazma , anlatma gibi birden fazla öğrenme yöntemini kullanın. Çalışmaya başlamadan önce iyice dinlenin ve ders çalışmak için belirlediğiniz saatler içinde masanızın başından kalkmayın. Öğrenilen bilgiler zamanla unutulur. Ancak KPSS gibi uzun bir hazırlık aşaması gerektiren sınavlarda, belirli periyotlarla yapılan tekrarlar bu unutmayı en aza indirecektir. Yeni öğrenilen bir bilginin %50’si 20 dakika sonra, %80’i ilk 24 saat içinde unutulmaktadır. Araştırmalar göstermiştir ki; 45 dakikalık bir çalışmanın ardından yapılan 5 dakikalık bir tekrar öğrenilen bilgilerin 1 gün, 1 günlük çalışmadan sonra yapılan 10 dakikalık bir tekrar öğrenilen bilgilerin 1 hafta, 1 hafta sonra yapılan 20 dakikalık tekrarlar 1 ay, 1 aylık çalışmanın ardından yapılan yarım saatlik tekrarlar öğrenilen bilgilerin uzun süreli bellekte toplanmasına ve unutulmamasına yardımcı olur.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">OLUMSUZ DÜŞÜNCELERİ UNUTUN</span><br />
<br />
KPSS’yi kendiniz için olmazsa olmaz bir hayat meselesi haline getirmeyin. Bu durum sadece sınav hakkında olumsuz düşüncelere kapılmanıza neden olacaktır. Bu türden düşünceler kendinize olan saygınızın ve güveninizin azalmasına, kendinizi değersiz görmenize yol açabilir. Geçmişte yaşadığınız başarısızlıklardan ziyade başarılarınızı düşünün. Unutmayın sınavı kazanmak hayatta başarılı olabilmek, mutlu olabilmek için tek seçenek değildir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">HEDEFE İYİ ODAKLANIN</span><br />
<br />
Kendinize mutlaka uzun vadeli bir hedef belirleyin ve bunu aşamalara ayırın. Örneğin bir öğrencinin uzun vadeli hedefi iyi bir kariyer sahibi  olmak olabilir. Bunun ilk basamağı Merkez Bankasını kazanmak olmalıdır. Yine aynı yoldan devam edersek böyle bir öğrenci kendine Mayıs ayı için bir deneme sınavında alacağı puanı, daha öncesinde bu hafta belirli bir miktar soru çözmeyi ve bugün birkaç dersten birkaç konuyu bitirmeyi ve bunlarla ilgili testler çözmeyi hedef olarak seçebilir. Gördüğünüz gibi hedefi hep daha yakın ve başarması daha küçük parçalar halinde böldük.<br />
<br />
Işığı görmek...<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">BiR BAŞARI ÖYKÜSÜ</span><br />
<br />
4 Temmuz 1952 günü 34 yaşında bir kadın, Pasifik Okyanusu’na dalarak, Catalina Adası’ndan, 21 mil batıda kalan Kaliforniya’ya doğru yüzmeye başladı. Eğer başarılı olursa, bunun yapan ilk kadın olacaktı. Adı Florance Chadwick olan bu yüzücü, Manş Denizi’ni her iki yönde geçen ilk kadındı. O sabah su, vücudu uyuşturacak kadar soğuktu ve sis o kadar yoğundu ki, beraberindeki tekneleri güçlükle seçebiliyordu. Milyonlarca insan televizyonlarından onu izliyordu, köpekbalıkları ve dondurucu soğuğun etkisini hiçe sayarak 15 saat yüzdü. Yakındaki bir teknede bulunan annesi ve antrenörü, karaya çok yaklaştığını ve devam etmesini söyledilerse de o, kendisini sudan çıkarmalarını istedi. Azimli yüzücü, Kaliforniya kıyısına yarım mil kala sudan çıkışının nedenini şöyle açıkladı: ‘Karayı görebilseydim başarabilirdim’. Vazgeçmesinin nedeni ne yorgunluk ne de soğuktu...Tek neden, sis yüzünden karayı görememekti. İki ay sonra Florance yine denedi. Su yine soğuktu, köpek balıkları yine vardı, sis yine her şeyin üstünü kapatıyordu. Ama bu kez Florance sisin ardında bir yerde kıyının olduğunu düşünerek yüzdü, sahili hayal ederek kulaçlarını attı ve başardı. Catalina Adası’nı yüzerek geçen ilk kadın unvanını kazandı. Hem de erkeklerin rekorunu iki saat farkla geçerek.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Coğrafya Dersine Nasıl Çalışılır?]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1187.html</link>
			<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 13:08:56 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1187.html</guid>
			<description><![CDATA[COĞRAFYA DERSİNİN İÇERİĞİ <br />
<br />
Coğrafyanın araştırma ve inceleme konusu yeryüzünde görülen olayların karşılıklı sebep sonuç ilişkileridir. Örneğin iklim ve doğal bitki örtüsü, yer şekillerinin oluşum ve etkileri, nüfus ve yerleşme, ekonomik coğrafya ve Türkiye coğrafyası, doğal ve beşeri olayların tanınması ve bunların insanlar üzerindeki etkilerini araştırır. <br />
<br />
COĞRAFYA DERSİNE ÇALIŞMA <br />
<br />
A) Derste <br />
Her derste olduğu gibi bu dersin daha iyi anlaşılması için mümkünse farklı kaynaklardan o günkü konu ile ilgili ön hazırlık yapılarak gelinmelidir. Coğrafya dersi ayrıntı içeren ve bölümleri arasında konu bütünlüğü olan bir ders olduğu için dersin her boyutunda aktif bir dinleyici olmak gerekir. Asıl olan atlaslarda ve duvar haritalarında bulunabilen yer adlarını çeşitli istatistiki bilgileri ezberlemek değil, coğrafi olayların sebeplerini açıklamaya ve bu sebeplerden sonuçlar çıkarmaya yönelmektir <br />
<br />
B) Bireysel Çalışmalarda <br />
Bireysel çalışmalarda derste anlatılan konular belli dönemlerde tekrar edilmeli ve testler çözülmeli, yanlış cevaplandırılan ve boş bırakılan sorulara ait konulara geri dönülmelidir. <br />
Okuma, anlama ve yorumlama hızını arttırmaya yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir. <br />
<a href="http://www.kpsscafe.com" target="_blank">http://www.kpsscafe.com</a><br />
Kavram, yargı ve düşünce düzeyinde bireysel gelişimi sağlayacak çalışmalar yapılmalı, test kapsamları gözden geçirilmelidir. Çözülen soru sayısından ziyade soru içeriklerine dikkat edilmeli, konunun tüm özelliklerini kavratıcı niteliklere sahip sorulara ağırlık verilmelidir. <br />
Coğrafya dersinde genel soyut kavramlar az, somut kavramlar daha çoktur. Ders çalışırken günlük yaşamdan ve hayatın içinden örnekler seçmeliyiz. Bu öğrenmemizi kolaylaştıracaktır. Sadece konuyu dinleyip ya da okuyup anlaşıldığına karar vermemiz doğru değildir. Konuyu anlamış olmamız için konu ile ilgili soruların doğru yapılıp yapılmadığına bakmak zorundayız. <br />
<br />
Coğrafyada temel prensip doğal ve beşeri olayların dünya genelinde ve Türkiye'deki dağılışıdır. Bunun için sınavdan önce dünya ve Türkiye haritaları iyi incelenmeli önemli doğal ve beşeri olayların yeri bilinmelidir. Örneğin en kurak yerlerin dağılışı, çöllerin dağılışı, en çok yağış alan yerler, ormanların dağılışı, sıcak iklimlerdeki ülkeler, kutuplara yakın ülkeler, doğu ve batı yönündeki geniş ülkeler, eğimli ve engebeli ülkeler, ovalar ve platoların bulunduğu ülkeler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[COĞRAFYA DERSİNİN İÇERİĞİ <br />
<br />
Coğrafyanın araştırma ve inceleme konusu yeryüzünde görülen olayların karşılıklı sebep sonuç ilişkileridir. Örneğin iklim ve doğal bitki örtüsü, yer şekillerinin oluşum ve etkileri, nüfus ve yerleşme, ekonomik coğrafya ve Türkiye coğrafyası, doğal ve beşeri olayların tanınması ve bunların insanlar üzerindeki etkilerini araştırır. <br />
<br />
COĞRAFYA DERSİNE ÇALIŞMA <br />
<br />
A) Derste <br />
Her derste olduğu gibi bu dersin daha iyi anlaşılması için mümkünse farklı kaynaklardan o günkü konu ile ilgili ön hazırlık yapılarak gelinmelidir. Coğrafya dersi ayrıntı içeren ve bölümleri arasında konu bütünlüğü olan bir ders olduğu için dersin her boyutunda aktif bir dinleyici olmak gerekir. Asıl olan atlaslarda ve duvar haritalarında bulunabilen yer adlarını çeşitli istatistiki bilgileri ezberlemek değil, coğrafi olayların sebeplerini açıklamaya ve bu sebeplerden sonuçlar çıkarmaya yönelmektir <br />
<br />
B) Bireysel Çalışmalarda <br />
Bireysel çalışmalarda derste anlatılan konular belli dönemlerde tekrar edilmeli ve testler çözülmeli, yanlış cevaplandırılan ve boş bırakılan sorulara ait konulara geri dönülmelidir. <br />
Okuma, anlama ve yorumlama hızını arttırmaya yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir. <br />
<a href="http://www.kpsscafe.com" target="_blank">http://www.kpsscafe.com</a><br />
Kavram, yargı ve düşünce düzeyinde bireysel gelişimi sağlayacak çalışmalar yapılmalı, test kapsamları gözden geçirilmelidir. Çözülen soru sayısından ziyade soru içeriklerine dikkat edilmeli, konunun tüm özelliklerini kavratıcı niteliklere sahip sorulara ağırlık verilmelidir. <br />
Coğrafya dersinde genel soyut kavramlar az, somut kavramlar daha çoktur. Ders çalışırken günlük yaşamdan ve hayatın içinden örnekler seçmeliyiz. Bu öğrenmemizi kolaylaştıracaktır. Sadece konuyu dinleyip ya da okuyup anlaşıldığına karar vermemiz doğru değildir. Konuyu anlamış olmamız için konu ile ilgili soruların doğru yapılıp yapılmadığına bakmak zorundayız. <br />
<br />
Coğrafyada temel prensip doğal ve beşeri olayların dünya genelinde ve Türkiye'deki dağılışıdır. Bunun için sınavdan önce dünya ve Türkiye haritaları iyi incelenmeli önemli doğal ve beşeri olayların yeri bilinmelidir. Örneğin en kurak yerlerin dağılışı, çöllerin dağılışı, en çok yağış alan yerler, ormanların dağılışı, sıcak iklimlerdeki ülkeler, kutuplara yakın ülkeler, doğu ve batı yönündeki geniş ülkeler, eğimli ve engebeli ülkeler, ovalar ve platoların bulunduğu ülkeler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tarih Dersine Nasıl Çalışılır?]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1186.html</link>
			<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 13:07:21 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1186.html</guid>
			<description><![CDATA[Okumaktan sıkılmayan, geçmişi merak eden ve günümüzdeki gelişmelerle geçmişi özdeşleştirmekten hoşlanan öğrenciler, tarih konularını kolayca öğrenebilmektedirler. Tarih kolay öğrenildiği gibi, kolayca da unutulabilmektedir. Çünkü, yüzlerce bilgiyi (neden - sonuç - anlaşma maddesi gibi) akılda tutmak gerekiyor. <br />
<br />
Atalarımız "Okumadan âlim, yazmadan katip olunmaz." demişler. Tarih dersine çalışırken konuları anlayarak okumalı, bir yandan da küçük küçük notlar alınmalıdır. <br />
Dersi öğretmen anlatırken iyi dinlemeli, anlaşılmayan yerler sorulmalıdır. Not tutma da ihmal edilmemelidir. Daha sonra bu notlar gözden geçirilerek, konu tekrar edilmelidir. <br />
Bilgilerinizi kontrol etmek, sağlamlaştırmak ve konulara dair yorum gücünüzü artırmak için, bulabildiğiniz kadar soru çözmelisiniz. Bol soru çözme, soru çözme hızınızı artıracağı gibi, bilgi eksikliklerinizin görülmesini de sağlayacaktır. <br />
<br />
Konularla ilgili temel bilgiler çok iyi bilinmelidir. Önemli olayların nedenleri ve sonuçları, önemli olaylar arasındaki etkileşim günümüze kadar devam eden etkileri öğrenilmelidir. <br />
Tarih konularıyla ilgili temel kavramlar ve terimler çok iyi bilinmelidir: Merkezi otorite, siyasi birlik, feodalite, rönesans, manda ve himaye gibi. <br />
Temel bilgiler ve kavramlar arasında bağlantılar kurulmalıdır. Örneğin, Haçlı Seferlerinin sonuçlarıyla Avrupa'daki siyasal, sosyal, ekonomik ve bilimsel gelişmeler arasındaki etkileşimin bilinmesi gibi. <br />
<br />
Tarih olayları arasındaki benzerlikler, ortak noktalar bilinmelidir. Örneğin, ekonomik çıkarların devletler arasında savaşa neden olması. Milliyetçilik akımının etkisiyle bağımsızlıklarını kazanmak isteyen ulusların imparatorluklara isyan etmesi veya ham madde ve pazar rekabetinin sanayileşmiş ülkeler arasında anlaşmazlıklara neden olması gibi. Buna din unsuru, egemen olma duygusu, toprak kazanma isteği de örnek olarak gösterilebilir. <br />
Geçmiş yıllarda çıkan KPSS soruları çözülmelidir. <br />
Konular halledildikten sonra bolca test çözülmelidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Okumaktan sıkılmayan, geçmişi merak eden ve günümüzdeki gelişmelerle geçmişi özdeşleştirmekten hoşlanan öğrenciler, tarih konularını kolayca öğrenebilmektedirler. Tarih kolay öğrenildiği gibi, kolayca da unutulabilmektedir. Çünkü, yüzlerce bilgiyi (neden - sonuç - anlaşma maddesi gibi) akılda tutmak gerekiyor. <br />
<br />
Atalarımız "Okumadan âlim, yazmadan katip olunmaz." demişler. Tarih dersine çalışırken konuları anlayarak okumalı, bir yandan da küçük küçük notlar alınmalıdır. <br />
Dersi öğretmen anlatırken iyi dinlemeli, anlaşılmayan yerler sorulmalıdır. Not tutma da ihmal edilmemelidir. Daha sonra bu notlar gözden geçirilerek, konu tekrar edilmelidir. <br />
Bilgilerinizi kontrol etmek, sağlamlaştırmak ve konulara dair yorum gücünüzü artırmak için, bulabildiğiniz kadar soru çözmelisiniz. Bol soru çözme, soru çözme hızınızı artıracağı gibi, bilgi eksikliklerinizin görülmesini de sağlayacaktır. <br />
<br />
Konularla ilgili temel bilgiler çok iyi bilinmelidir. Önemli olayların nedenleri ve sonuçları, önemli olaylar arasındaki etkileşim günümüze kadar devam eden etkileri öğrenilmelidir. <br />
Tarih konularıyla ilgili temel kavramlar ve terimler çok iyi bilinmelidir: Merkezi otorite, siyasi birlik, feodalite, rönesans, manda ve himaye gibi. <br />
Temel bilgiler ve kavramlar arasında bağlantılar kurulmalıdır. Örneğin, Haçlı Seferlerinin sonuçlarıyla Avrupa'daki siyasal, sosyal, ekonomik ve bilimsel gelişmeler arasındaki etkileşimin bilinmesi gibi. <br />
<br />
Tarih olayları arasındaki benzerlikler, ortak noktalar bilinmelidir. Örneğin, ekonomik çıkarların devletler arasında savaşa neden olması. Milliyetçilik akımının etkisiyle bağımsızlıklarını kazanmak isteyen ulusların imparatorluklara isyan etmesi veya ham madde ve pazar rekabetinin sanayileşmiş ülkeler arasında anlaşmazlıklara neden olması gibi. Buna din unsuru, egemen olma duygusu, toprak kazanma isteği de örnek olarak gösterilebilir. <br />
Geçmiş yıllarda çıkan KPSS soruları çözülmelidir. <br />
Konular halledildikten sonra bolca test çözülmelidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkçe Dersine Nasıl Çalışılır?]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1185.html</link>
			<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 13:06:06 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1185.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">TÜRKÇE DERSİNİN İÇERİĞİ </span><br />
<br />
Türkçe dersi dil ve anlam bilgisi olmak üzere iki temel konudan oluşur. Öğrencinin dinleme, okuma ve yazma faaliyetleri ile Türk dilinin bütün özelliklerini öğrenme, kullanma ve bu yolla bilgi edinme, kavrama, analiz ve sentez yapabilme alışkanlığı kazanması bu dersi okumadaki en önemli gerekçelerden birkaç tanesidir. Türkçe dersi kişinin anlama ve yorumlama gücünü geliştirdiği için bu derste başarılı olmak, tüm derslerdeki, özellikle sözel derslerdeki başarıyı olumlu yönde etkilemektedir. Doğru cevabı bulmak soruyu doğru okumaya, doğru anlamaya ve doğru yorumlamaya bağlıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">TÜRKÇE DERSİNE ÇALIŞMA</span> <br />
<br />
A) Derste <br />
Türkçe dersi dinlenirken; öğretmenin uyarıları dikkate alınmalı, önemli yerler işaretlemeli, anlatılanların benzerlik ve zıtlıkları karşılaştırılarak mukayese edebilme bilinci geliştirilmelidir. Türkçe dersinde konular işlenirken yakından uzağa, basitten karmaşığa ve bilinenden bilinmeyene giden bir yöntem izlenir. Ayrıca Türkçe konuları birbirinden bağımsız değildir. Bu nedenle bütün konular derste ilgi ile takip edilmelidir. Derste öğretmenin verdiği örnekler, öğrenilen konuların ince ayrıntılarını kavratmaya yönelik olduğu için bu örneklere ait özellikler üzerinde durulmalıdır. Soru sayısı en fazla olan ders olduğu için bu derse karşı önyargılı davranılmayıp anlaşılmayan bölümler öğretmene sorulmalıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">B) Bireysel Çalışmalarda </span><br />
Bireysel çalışmalarda derste anlatılan konular belli dönemlerde tekrar edilmeli ve testler çözülmeli, yanlış cevaplandırılan ve boş bırakılan sorulara ait konulara geri dönülmelidir. <br />
Okuma, anlama ve yorumlama hızını arttırmaya yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir. <br />
Kavram, yargı ve düşünce düzeyinde bireysel gelişimi sağlayacak çalışmalar yapılmalı, test kapsamları gözden geçirilmelidir. Çözülen soru sayısından ziyade soru içeriklerine dikkat edilmeli, konunun tüm özelliklerini kavratıcı niteliklere sahip sorulara ağırlık verilmelidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">TÜRKÇE DERSİNİN İÇERİĞİ </span><br />
<br />
Türkçe dersi dil ve anlam bilgisi olmak üzere iki temel konudan oluşur. Öğrencinin dinleme, okuma ve yazma faaliyetleri ile Türk dilinin bütün özelliklerini öğrenme, kullanma ve bu yolla bilgi edinme, kavrama, analiz ve sentez yapabilme alışkanlığı kazanması bu dersi okumadaki en önemli gerekçelerden birkaç tanesidir. Türkçe dersi kişinin anlama ve yorumlama gücünü geliştirdiği için bu derste başarılı olmak, tüm derslerdeki, özellikle sözel derslerdeki başarıyı olumlu yönde etkilemektedir. Doğru cevabı bulmak soruyu doğru okumaya, doğru anlamaya ve doğru yorumlamaya bağlıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">TÜRKÇE DERSİNE ÇALIŞMA</span> <br />
<br />
A) Derste <br />
Türkçe dersi dinlenirken; öğretmenin uyarıları dikkate alınmalı, önemli yerler işaretlemeli, anlatılanların benzerlik ve zıtlıkları karşılaştırılarak mukayese edebilme bilinci geliştirilmelidir. Türkçe dersinde konular işlenirken yakından uzağa, basitten karmaşığa ve bilinenden bilinmeyene giden bir yöntem izlenir. Ayrıca Türkçe konuları birbirinden bağımsız değildir. Bu nedenle bütün konular derste ilgi ile takip edilmelidir. Derste öğretmenin verdiği örnekler, öğrenilen konuların ince ayrıntılarını kavratmaya yönelik olduğu için bu örneklere ait özellikler üzerinde durulmalıdır. Soru sayısı en fazla olan ders olduğu için bu derse karşı önyargılı davranılmayıp anlaşılmayan bölümler öğretmene sorulmalıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">B) Bireysel Çalışmalarda </span><br />
Bireysel çalışmalarda derste anlatılan konular belli dönemlerde tekrar edilmeli ve testler çözülmeli, yanlış cevaplandırılan ve boş bırakılan sorulara ait konulara geri dönülmelidir. <br />
Okuma, anlama ve yorumlama hızını arttırmaya yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir. <br />
Kavram, yargı ve düşünce düzeyinde bireysel gelişimi sağlayacak çalışmalar yapılmalı, test kapsamları gözden geçirilmelidir. Çözülen soru sayısından ziyade soru içeriklerine dikkat edilmeli, konunun tüm özelliklerini kavratıcı niteliklere sahip sorulara ağırlık verilmelidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Matematik Dersine Nasıl Çalışılır?]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1184.html</link>
			<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 13:04:48 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1184.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">MATEMATİK DERSİNİN İÇERİĞİ </span><br />
<br />
Matematik şekil, sayı ve çoklukların yapılarını, özelliklerini ve aralarındaki bağıntıları, düşünce yoluyla inceleyen bir bilimdir. Matematik öğreniminde temel amaç insanlarda doğuştan var olan düşünebilme kabiliyetini geliştirmektir. Matematik, karşılaşacağımız olayları ve problemleri inceleyen, araştırma ve karşılaştırma yaparak her konuda mantıklı düşünmeyi ve doğruyu bulmamızı sağlayan bir bilim dalıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">MATEMATİK DERSİNE ÇALIŞMA </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">A) Derste </span><br />
Derslere mutlaka ön hazırlık yapmış olarak gelmek gerekir. Derslerde öğretmenin konu anlatımı ve verdiği örnekler dikkatle izlenmeli, anlaşılmayan ve eksik kalan noktalar hemen sorulmalıdır. Öğretmenin soru çözmede kullandığı kısa yollar birimler, formüller ezberlenmek yerine sebep-sonuç ilişkisi kurarak öğrenilmelidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">B) Bireysel Çalışmalarda </span><br />
Matematik dersindeki konular derste iyi öğrenilmiş olsa bile, düzenli test çözülmezse çok çabuk unutulur. Bu derste başarılı olabilmek için ön yargısız, sabırlı ve programlı olmak şarttır. Konu konu ve günü gününe çalışmak zorunludur. Bu çalışmalarda çözülemeyen soruların vakit kaybetmeden doğru çözümleri öğrenilmelidir. Mümkün olduğunca çalışmalar çok sayıda ve farklı tarzda sorular ile zenginleştirilmelidir. <br />
<br />
Matematik dersindeki başarısızlığın temeli, kişinin yapması gereken çalışmaları zamanın da ve yeteri kadar yapmamasıdır. Düzenli çalışılıp, gerekli altyapı oluşturulduğunda matematiğin eğlenceli yönü fark edilecektir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Geometri Sorularını Kolayca Çözün ! </span><br />
<br />
Geometri konularını; doğrular, üçgenler, dörtgenler, çemberler uzay geometri ve analitik olmak üzere altı ana başlık olarak düşünebiliriz. Geometri sorularını açı, uzunluk, alan ve çoğunlukla hacim bulma konuları içerir. <br />
<br />
Bir üçgen sorusu; üçgenin tüm konularını içerebilir. Üçgen konusuyla ilgili tüm soruları çözebilmek için, konun tamamı ve formülleri bilinmelidir. Üçgen konusu okullarda bir yıl boyunca okutulmaktadır. Üçgen sorularını çözebilen bir kişi, az bir çalışmayla diğer konuların sorularını da çözebilir. <br />
<br />
Geometri sorularını çözmeye yeni başlayacak kişiler. Öncelikle çözümlü soruları inceleyip çözmelidir. Bu şekilde bir konudan yeterince örnek soru çözüldükten sonra, çözümsüz sorularda çözülenebilir. <br />
<br />
<a href="http://www.okuogren.com/ders/kpss-dersler-notlar/" target="_blank">Kpss Dersleri</a>nden Geometri soruları çoğunlukla şekilli sorular olduğundan, soruların çözümü de şekil üzerindedir. Şekil üzerinde geometri sorusunu çözebilmek için, soruda verilen tüm bilgiler şekle kayıt edilmelidir. Gerekli bilgiler şekilden alınarak sorular çözülebilinir. Geometri soru çözümlerinde farklı yollardan sorular çözülebilir. Bu yolları kolay görmenin en önemli şartı konuyla ilgili yeterince örnek soru çözmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Geometri Sorularını Kolay Çözmek İçin</span><br />
<br />
Kısaca şunlar yapılmalıdır. <br />
1) Soruyu içeren konu ve formüller bilinmelidir. <br />
2) Önceden yeterince örnek soru çözülmelidir. <br />
3) Sorunun çözümü için verilen tüm bilgiler şekle yerleştirilmelidir. <br />
4) Açı sorularında ikizkenar üçgen varsa, tepe açısı tespit edilip, taban açılarının aynı olduğu şekle yazılmalıdır. <br />
5) Bir şekilde 30o, 45o, 60o, 150o, 145o, 120o varsa uygun bir köşeden dik indirilerek sorular çözülebilir. <br />
6) İkizkenar üçgen, eşkenar üçgen, ikizkenar yamuk sorularında tepe açılarından dik indirilerek sorular kolay çözülebilir. <br />
7) İki kenarı paralel olan bir dörtgen sorusunda bir köşeden paralel olamayan kenara paralel çizilerek soru kolayca çözülebilir. <br />
Yeni öğrenilen her konu mutlaka akşam tekrar edilmeli, hafta içi ve hafta sonunda birer tekrar yapılırsa konu uzun zaman hafızamızda saklı kalır. <br />
9) Başarmak istediğiniz bir konuda samimi iseniz, onu mutlaka başarırısınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">MATEMATİK DERSİNİN İÇERİĞİ </span><br />
<br />
Matematik şekil, sayı ve çoklukların yapılarını, özelliklerini ve aralarındaki bağıntıları, düşünce yoluyla inceleyen bir bilimdir. Matematik öğreniminde temel amaç insanlarda doğuştan var olan düşünebilme kabiliyetini geliştirmektir. Matematik, karşılaşacağımız olayları ve problemleri inceleyen, araştırma ve karşılaştırma yaparak her konuda mantıklı düşünmeyi ve doğruyu bulmamızı sağlayan bir bilim dalıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">MATEMATİK DERSİNE ÇALIŞMA </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">A) Derste </span><br />
Derslere mutlaka ön hazırlık yapmış olarak gelmek gerekir. Derslerde öğretmenin konu anlatımı ve verdiği örnekler dikkatle izlenmeli, anlaşılmayan ve eksik kalan noktalar hemen sorulmalıdır. Öğretmenin soru çözmede kullandığı kısa yollar birimler, formüller ezberlenmek yerine sebep-sonuç ilişkisi kurarak öğrenilmelidir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">B) Bireysel Çalışmalarda </span><br />
Matematik dersindeki konular derste iyi öğrenilmiş olsa bile, düzenli test çözülmezse çok çabuk unutulur. Bu derste başarılı olabilmek için ön yargısız, sabırlı ve programlı olmak şarttır. Konu konu ve günü gününe çalışmak zorunludur. Bu çalışmalarda çözülemeyen soruların vakit kaybetmeden doğru çözümleri öğrenilmelidir. Mümkün olduğunca çalışmalar çok sayıda ve farklı tarzda sorular ile zenginleştirilmelidir. <br />
<br />
Matematik dersindeki başarısızlığın temeli, kişinin yapması gereken çalışmaları zamanın da ve yeteri kadar yapmamasıdır. Düzenli çalışılıp, gerekli altyapı oluşturulduğunda matematiğin eğlenceli yönü fark edilecektir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Geometri Sorularını Kolayca Çözün ! </span><br />
<br />
Geometri konularını; doğrular, üçgenler, dörtgenler, çemberler uzay geometri ve analitik olmak üzere altı ana başlık olarak düşünebiliriz. Geometri sorularını açı, uzunluk, alan ve çoğunlukla hacim bulma konuları içerir. <br />
<br />
Bir üçgen sorusu; üçgenin tüm konularını içerebilir. Üçgen konusuyla ilgili tüm soruları çözebilmek için, konun tamamı ve formülleri bilinmelidir. Üçgen konusu okullarda bir yıl boyunca okutulmaktadır. Üçgen sorularını çözebilen bir kişi, az bir çalışmayla diğer konuların sorularını da çözebilir. <br />
<br />
Geometri sorularını çözmeye yeni başlayacak kişiler. Öncelikle çözümlü soruları inceleyip çözmelidir. Bu şekilde bir konudan yeterince örnek soru çözüldükten sonra, çözümsüz sorularda çözülenebilir. <br />
<br />
<a href="http://www.okuogren.com/ders/kpss-dersler-notlar/" target="_blank">Kpss Dersleri</a>nden Geometri soruları çoğunlukla şekilli sorular olduğundan, soruların çözümü de şekil üzerindedir. Şekil üzerinde geometri sorusunu çözebilmek için, soruda verilen tüm bilgiler şekle kayıt edilmelidir. Gerekli bilgiler şekilden alınarak sorular çözülebilinir. Geometri soru çözümlerinde farklı yollardan sorular çözülebilir. Bu yolları kolay görmenin en önemli şartı konuyla ilgili yeterince örnek soru çözmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">Geometri Sorularını Kolay Çözmek İçin</span><br />
<br />
Kısaca şunlar yapılmalıdır. <br />
1) Soruyu içeren konu ve formüller bilinmelidir. <br />
2) Önceden yeterince örnek soru çözülmelidir. <br />
3) Sorunun çözümü için verilen tüm bilgiler şekle yerleştirilmelidir. <br />
4) Açı sorularında ikizkenar üçgen varsa, tepe açısı tespit edilip, taban açılarının aynı olduğu şekle yazılmalıdır. <br />
5) Bir şekilde 30o, 45o, 60o, 150o, 145o, 120o varsa uygun bir köşeden dik indirilerek sorular çözülebilir. <br />
6) İkizkenar üçgen, eşkenar üçgen, ikizkenar yamuk sorularında tepe açılarından dik indirilerek sorular kolay çözülebilir. <br />
7) İki kenarı paralel olan bir dörtgen sorusunda bir köşeden paralel olamayan kenara paralel çizilerek soru kolayca çözülebilir. <br />
Yeni öğrenilen her konu mutlaka akşam tekrar edilmeli, hafta içi ve hafta sonunda birer tekrar yapılırsa konu uzun zaman hafızamızda saklı kalır. <br />
9) Başarmak istediğiniz bir konuda samimi iseniz, onu mutlaka başarırısınız.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[matematik özel ders]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1006.html</link>
			<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 16:56:08 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-1006.html</guid>
			<description><![CDATA[Arkadaşlar yakında özel matematik dersi verenler ile arayanların buluşacağım sitemiz açılıyor. <br />
<br />
<a href="http://ozelders.matematiktutkusu.com/" target="_blank">matematik özel ders</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkadaşlar yakında özel matematik dersi verenler ile arayanların buluşacağım sitemiz açılıyor. <br />
<br />
<a href="http://ozelders.matematiktutkusu.com/" target="_blank">matematik özel ders</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KPSS Çalışma Yöntemleri]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-386.html</link>
			<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 17:21:29 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-386.html</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.kpsscafe.com" target="_blank">KPSS</a> test tekniğine dayalı sınavdır. Bu sınavlarda başarılı olmak test çözme becerisi kazanmayı gerektirir. Çünkü bu sınava müracaat eden aday sayısı her yıl artmakta kontenjanlarda sınırlı kalmaktadır. Yani kazanmak her yıl bir önceki yıla göre daha da güçleşmektedir. Bu güçlüğün üstesinden gelmek için adayın sınav süresince yaptığı netlerin yüksek olması gerekir. <br />
<br />
Test tekniğine dayalı sınavlarda başarısızlığın nedeni genellikle bilgi eksikliğinden değil, sorulara yaklaşım tarzından veya soru sitiline aşina olmamaktan kaynaklanır. Test tecrübesi sınav sonucunu etkileyen en önemli etkenlerdendir. Test çözme tekniğini iyi bilmek istenen sonucun alınmasını büyük oranda sağlayacaktır.<br />
<br />
Sınavdan önce çözülen yüzlerce hatta binlerce sorunun oluşturduğu bilgi birikimi adayın sınavda başarılı olmasını sağlar. Çünkü çözülen her soru gerçek sınav öncesi adaya tecrübe kazandıracaktır. Aday bu bilgi birikimiyle sorulara nasıl yaklaşacağını ve soruları nasıl çözeceğini, hangi yolları kullanacağını, ne kadar süre ayıracağını ve nelere dikkat edeceğini öğrenir. KPSS sorularının özellikle yoruma dayalı olması yani bilgiden ziyade öğrencinin bilgi birikimini kullanmayı ölçen nitelikte olması tecrübeli olmayı ön plana çıkarmaktadır. Tecrübe ise çözülen soru miktarıyla ölçülür. KPSS'de başarılı olmayı hedeflenen adayın test çözerken “bir sorudan ne çıkar canım” diyerek o soruyu yok sayması en büyük hatadır. Çözülen her bir soru tipi aday için bir avantajdır. Sınava hazırlanan adayın çözemediği her sorunun doğru cevabını öğrenmesi gerekir. <br />
<br />
Test Çözme Becerinizi Arttırın:<br />
<br />
Bir konuyla ilgili soruları çözmeden önce o konuyu iyi öğrenmelisiniz. Soru çözerek de öğrenip öğrenmediğinizi kontrol etmiş olursunuz. Amaç KPSS’de başarılı olmak ise KPSS niteliğine uygun sorular çözmelisiniz.<br />
<br />
Soruları kendinize zaman tanıyarak çözün. Çünkü gerçek sınav sadece bilginizi değil bilgi kullanma hızınızı da ölçmektedir. Bu yüzden 120 soru için 120 dakika süre tanınmaktadır.<br />
<br />
Her sorunun size sınavda sorulabileceğini düşünerek yanıtlamaya çalışın. Çözemediğiniz veya yanlış çözdüğünüz sorunun mutlaka doğru çözümünü öğrenin.<br />
<br />
Soruyu çok fazla okuyarak zihninizi karıştırmayın. Soruyu çözmenizi sağlayacak soru metninde yer alan önemli kelimelerin altını çizin. Her gün belirli miktarda soru çözmeye çalışın. Soru çözmek sizde bir alışkanlık olsun.<br />
<br />
Soru kökünü ve soru paragrafını anlamadan şıkları okumaya başlamayın. Önce size verilenleri ve sizden istenenleri iyi belirleyin. Bu sizin cevabı daha kısa sürede ve daha doğru bir şekilde bulmanızı sağlayacaktır.<br />
<br />
Bütün şıkları okumadan doğru olduğuna inandığınız şıkkı işaretlemeyin. Çünkü bazı sorular sizden en doğru cevabı bulmanızı ister. İki cevap da birbirine benziyorsa, cevap, büyük ihtimalle ikisi de değildir. İki şık birbirinin zıttaysa, bunlardan biri doğrudur. <br />
<br />
Yanlış olduğuna kesin emin olmadıkça, ilk tahminde bulunduğunuz cevabınızı değiştirmeyin.Doğru çözdüğünüzden emin olmadığınız soru ve sorular varsa o soruya hemen değil de birkaç tane soru çözdükten sonra bakın. <br />
<br />
Yanlış çözdüğünüz sorulardan ötürü ümidinizi kaybedip karamsarlığa düşmeyin. Çünkü her yanlış çözdüğünüz soru şayet doğru çözümünü öğrenirseniz sizin için bir kazançtır.<br />
<br />
Çözemediğiniz soruları düşünerek stres yapmayın. Her öğrencinin çözemeyeceği sorular mutlaka çıkar.Uzun paragraftan oluşan soruları “uzun soru zordur” yargısında bulunarak o soruyu okumadan geçmeyin. Paragraf sorularının en önemli özelliği cevabının paragrafın içinde gizli olmasıdır.<br />
<br />
Paragraf sorularında önce soru kökünü okursanız paragrafı daha kolay ve kısa sürede anlarsınız. Bu ise soruyu daha çabuk çözeceğiniz anlamına gelir.<br />
<br />
Doğru cevaba daha kısa sürede ulaşmak istiyorsanız yanlış olduğuna inandığınız şıkları hemen eleyin. Kalan şıklar üzerine düşünün.Sayısal sorularda işlemleri mutlaka kaleminizi kullanarak yapın.Not tutmanın faydası derse olan ilgiyi artırmasıdır. Böylece, dinlerken dikkatin uzun süre diri kalması sağlanmış olur. Alınan notlar, yazanın kaleminden çıktığı için bilgi yazanın malı haline gelmiştir. Bu notlar tekrar edilerek yabancılık çekilmeyeceğinden, bir başka deyişle sizin ürününüz olacağından daha kalıcı olacaktır. Unutmayın ki beyniniz size ait olan kavramlara, cümlelere aşinadır. <br />
<br />
Not tutarken kağıt konusunda cömert davranın. Ufak kağıtlara, mikroskop yardımıyla okunacak yazılarla not almayın. Bu durum hem ders çalışma arzunuzu yok eder (estetik açıdan) hem de göz sağlığınız açısından sizin için zararlı olur. Ayrıca not tutarken kağıdın alt, üst ve yanlarında boşluk bırakınız. Bunun ne faydası olacak derseniz, not alırken sizin aklınıza gelen örnekleri, cümleleri, soruları buralara yazabilirsiniz. Bütün bunların yanında renkli kağıtlardan, renkli kalemlerden yararlanırsanız, çalıştığınız dersten zevk alabilirsiniz. Kısaca ders çalışmayı bir zevk haline getirebilirsiniz.<br />
<br />
Yazdığınız notların belli soruları yanıtlar nitelikte olması oldukça önemlidir. Böylece alınan notlar fonksiyonel olma özelliği taşır. "Kim", "nerede", "ne zaman", "nasıl", "niçin", "ne" gibi sorulara yanıt verecek şekilde olmalıdır alınan notlar.<br />
<br />
Kendiniz için kısaltmalar yapın. Bu uygulama zaman kaybını engelleyecek ve hızlı bir şekilde not tutmanızı sağlayacaktır. Kendinize ait şifrelemelere başvurun. Belli kelimeleri anlayacağınız şekilde kısaltarak yazın ("örneğin" yerine "ör.", "bununla birlikte" yerine "+", "aynı anlamda" yerine "=" gibi). Ayrıca önemli olan kavramların, can alıcı noktaların altını çizebilir ya da bunların yanına yıldız gibi çeşitli işaretler koyabilirsiniz. Yazı karakterini farklılaştırarak da (italik yazma ya da büyük harfleri kullanma gibi) dikkati bu cümleler ve kavramlar üzerinde yoğunlaştırabilirsiniz.<br />
<br />
Not tutarken karşılaştığınız ve anlamını bilmediğiniz kavramların ne olduğunu öğrenip o kelimeleri sık sık kullanarak hafızanıza yerleştirmeye gayret ediniz. Unutmayın ki her dersin kendine özgü terimleri vardır. Bunları bilmeyen bir öğrencinin konuyu tam olarak kavraması mümkün değildir. <br />
<br />
Son olarak derste tuttuğunuz notları, evde temize geçirin. Böylece bir defa dinleyip iki defa not aldığınız bilgiler kalıcı olacaktır. Konunun ana başlıklarını, yan başlıklarını belirleyip düzgün bir kodlama yapınız (Ana başlıkları büyük harfle, yan başlıkları rakamlarla gösterebilirsiniz). Böylece zihninizde konunun şablonu belirmiş olur. Konu karmaşası, zihinsel dağınıklık ortadan kalkar. Konunun en sonuna şematik bir şablon çıkarmanız, konuyu bütün olarak görmenizi ve kolay anlamanızı sağlayacaktır.<br />
<br />
Her dersin sonunda (45 dakika) yaklaşık beş dakikayı tekrara ayırmanız bilginin kalıcılığını sağlamak açısından oldukça önemli. Bunun ardından on dakika dinlenmek için kendinize zaman ayırın. Her günün sonunda yatmadan önceki son etüdünüzü o gün çalıştığınız dersleri tekrar ederek değerlendirin. Özellikle uykudan önce yapılan bu tekrarın unutmayı engellediği bilimsel olarak ispatlanmıştır. REM uykusu (rüya görülen dönem) döneminde salgılanan bazı hormonların yeni bilgilerin pekişmesine zemin hazırladığı görülmüştür. Yine yapacağınız bir başka önemli iş de sabah kalktığınızda bir gün önceki dersleri tekrar etmektir. Böylece bilgi daha kalıcı bir duruma getirilmiş olur. Haftanın belli saatlerini, ayın belli günlerini tekrar yapmak amacıyla belirleyin.<br />
<br />
Tekrar yaparken kendinizin yazdığı özet notları kullanmanız teferruatta boğulmamanız için önemlidir. Bunun yanında bir başkasına anlatarak tekrar yapmanın da büyük faydası vardır. Bu tekrarlar sonucunda konuyu ne derece bildiğinizi ölçmenin yolu bol bol soru çözmektir. Test sorularının yanında önceki KPSS'lerde <a href="http://www.kpsscafe.com/kpss-sorulari.php" target="_blank">çıkmış kpss soruları</a>n çözülmesi konudaki eksikliklerin belirlenmesi açısından oldukça önemlidir. Yanlış cevaplanan soruların neden yanlış yapıldığı irdelenmelidir. Böylece teorik olarak yaptığınız tekrarı, soru çözerek pratik açıdan da gerçekleştirmiş olursunuz.<br />
<br />
Tekrar yaparken aynı tür dersleri (sayısal veya sözel) çalışmanız sıkıcı olacağı için dikkat dağılmasına neden olacaktır. Sözel ve sayısal derslerin beraber tekrar edilmesi bu açıdan faydalıdır.<br />
<br />
Aşırı tekrarın yararından daha çok zararı vardır. Çünkü devamlı aynı uyarıcıya muhatap olan beyin belli bir süre sonra bundan sıkılacak, bu durum da motivasyon bozukluğuna neden olacaktır. O nedenle yukarıda belirttiğim gibi belli periyotlarla bu tekrarın yapılması öğrenciyi konuya daha ilgili kılacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.kpsscafe.com" target="_blank">KPSS</a> test tekniğine dayalı sınavdır. Bu sınavlarda başarılı olmak test çözme becerisi kazanmayı gerektirir. Çünkü bu sınava müracaat eden aday sayısı her yıl artmakta kontenjanlarda sınırlı kalmaktadır. Yani kazanmak her yıl bir önceki yıla göre daha da güçleşmektedir. Bu güçlüğün üstesinden gelmek için adayın sınav süresince yaptığı netlerin yüksek olması gerekir. <br />
<br />
Test tekniğine dayalı sınavlarda başarısızlığın nedeni genellikle bilgi eksikliğinden değil, sorulara yaklaşım tarzından veya soru sitiline aşina olmamaktan kaynaklanır. Test tecrübesi sınav sonucunu etkileyen en önemli etkenlerdendir. Test çözme tekniğini iyi bilmek istenen sonucun alınmasını büyük oranda sağlayacaktır.<br />
<br />
Sınavdan önce çözülen yüzlerce hatta binlerce sorunun oluşturduğu bilgi birikimi adayın sınavda başarılı olmasını sağlar. Çünkü çözülen her soru gerçek sınav öncesi adaya tecrübe kazandıracaktır. Aday bu bilgi birikimiyle sorulara nasıl yaklaşacağını ve soruları nasıl çözeceğini, hangi yolları kullanacağını, ne kadar süre ayıracağını ve nelere dikkat edeceğini öğrenir. KPSS sorularının özellikle yoruma dayalı olması yani bilgiden ziyade öğrencinin bilgi birikimini kullanmayı ölçen nitelikte olması tecrübeli olmayı ön plana çıkarmaktadır. Tecrübe ise çözülen soru miktarıyla ölçülür. KPSS'de başarılı olmayı hedeflenen adayın test çözerken “bir sorudan ne çıkar canım” diyerek o soruyu yok sayması en büyük hatadır. Çözülen her bir soru tipi aday için bir avantajdır. Sınava hazırlanan adayın çözemediği her sorunun doğru cevabını öğrenmesi gerekir. <br />
<br />
Test Çözme Becerinizi Arttırın:<br />
<br />
Bir konuyla ilgili soruları çözmeden önce o konuyu iyi öğrenmelisiniz. Soru çözerek de öğrenip öğrenmediğinizi kontrol etmiş olursunuz. Amaç KPSS’de başarılı olmak ise KPSS niteliğine uygun sorular çözmelisiniz.<br />
<br />
Soruları kendinize zaman tanıyarak çözün. Çünkü gerçek sınav sadece bilginizi değil bilgi kullanma hızınızı da ölçmektedir. Bu yüzden 120 soru için 120 dakika süre tanınmaktadır.<br />
<br />
Her sorunun size sınavda sorulabileceğini düşünerek yanıtlamaya çalışın. Çözemediğiniz veya yanlış çözdüğünüz sorunun mutlaka doğru çözümünü öğrenin.<br />
<br />
Soruyu çok fazla okuyarak zihninizi karıştırmayın. Soruyu çözmenizi sağlayacak soru metninde yer alan önemli kelimelerin altını çizin. Her gün belirli miktarda soru çözmeye çalışın. Soru çözmek sizde bir alışkanlık olsun.<br />
<br />
Soru kökünü ve soru paragrafını anlamadan şıkları okumaya başlamayın. Önce size verilenleri ve sizden istenenleri iyi belirleyin. Bu sizin cevabı daha kısa sürede ve daha doğru bir şekilde bulmanızı sağlayacaktır.<br />
<br />
Bütün şıkları okumadan doğru olduğuna inandığınız şıkkı işaretlemeyin. Çünkü bazı sorular sizden en doğru cevabı bulmanızı ister. İki cevap da birbirine benziyorsa, cevap, büyük ihtimalle ikisi de değildir. İki şık birbirinin zıttaysa, bunlardan biri doğrudur. <br />
<br />
Yanlış olduğuna kesin emin olmadıkça, ilk tahminde bulunduğunuz cevabınızı değiştirmeyin.Doğru çözdüğünüzden emin olmadığınız soru ve sorular varsa o soruya hemen değil de birkaç tane soru çözdükten sonra bakın. <br />
<br />
Yanlış çözdüğünüz sorulardan ötürü ümidinizi kaybedip karamsarlığa düşmeyin. Çünkü her yanlış çözdüğünüz soru şayet doğru çözümünü öğrenirseniz sizin için bir kazançtır.<br />
<br />
Çözemediğiniz soruları düşünerek stres yapmayın. Her öğrencinin çözemeyeceği sorular mutlaka çıkar.Uzun paragraftan oluşan soruları “uzun soru zordur” yargısında bulunarak o soruyu okumadan geçmeyin. Paragraf sorularının en önemli özelliği cevabının paragrafın içinde gizli olmasıdır.<br />
<br />
Paragraf sorularında önce soru kökünü okursanız paragrafı daha kolay ve kısa sürede anlarsınız. Bu ise soruyu daha çabuk çözeceğiniz anlamına gelir.<br />
<br />
Doğru cevaba daha kısa sürede ulaşmak istiyorsanız yanlış olduğuna inandığınız şıkları hemen eleyin. Kalan şıklar üzerine düşünün.Sayısal sorularda işlemleri mutlaka kaleminizi kullanarak yapın.Not tutmanın faydası derse olan ilgiyi artırmasıdır. Böylece, dinlerken dikkatin uzun süre diri kalması sağlanmış olur. Alınan notlar, yazanın kaleminden çıktığı için bilgi yazanın malı haline gelmiştir. Bu notlar tekrar edilerek yabancılık çekilmeyeceğinden, bir başka deyişle sizin ürününüz olacağından daha kalıcı olacaktır. Unutmayın ki beyniniz size ait olan kavramlara, cümlelere aşinadır. <br />
<br />
Not tutarken kağıt konusunda cömert davranın. Ufak kağıtlara, mikroskop yardımıyla okunacak yazılarla not almayın. Bu durum hem ders çalışma arzunuzu yok eder (estetik açıdan) hem de göz sağlığınız açısından sizin için zararlı olur. Ayrıca not tutarken kağıdın alt, üst ve yanlarında boşluk bırakınız. Bunun ne faydası olacak derseniz, not alırken sizin aklınıza gelen örnekleri, cümleleri, soruları buralara yazabilirsiniz. Bütün bunların yanında renkli kağıtlardan, renkli kalemlerden yararlanırsanız, çalıştığınız dersten zevk alabilirsiniz. Kısaca ders çalışmayı bir zevk haline getirebilirsiniz.<br />
<br />
Yazdığınız notların belli soruları yanıtlar nitelikte olması oldukça önemlidir. Böylece alınan notlar fonksiyonel olma özelliği taşır. "Kim", "nerede", "ne zaman", "nasıl", "niçin", "ne" gibi sorulara yanıt verecek şekilde olmalıdır alınan notlar.<br />
<br />
Kendiniz için kısaltmalar yapın. Bu uygulama zaman kaybını engelleyecek ve hızlı bir şekilde not tutmanızı sağlayacaktır. Kendinize ait şifrelemelere başvurun. Belli kelimeleri anlayacağınız şekilde kısaltarak yazın ("örneğin" yerine "ör.", "bununla birlikte" yerine "+", "aynı anlamda" yerine "=" gibi). Ayrıca önemli olan kavramların, can alıcı noktaların altını çizebilir ya da bunların yanına yıldız gibi çeşitli işaretler koyabilirsiniz. Yazı karakterini farklılaştırarak da (italik yazma ya da büyük harfleri kullanma gibi) dikkati bu cümleler ve kavramlar üzerinde yoğunlaştırabilirsiniz.<br />
<br />
Not tutarken karşılaştığınız ve anlamını bilmediğiniz kavramların ne olduğunu öğrenip o kelimeleri sık sık kullanarak hafızanıza yerleştirmeye gayret ediniz. Unutmayın ki her dersin kendine özgü terimleri vardır. Bunları bilmeyen bir öğrencinin konuyu tam olarak kavraması mümkün değildir. <br />
<br />
Son olarak derste tuttuğunuz notları, evde temize geçirin. Böylece bir defa dinleyip iki defa not aldığınız bilgiler kalıcı olacaktır. Konunun ana başlıklarını, yan başlıklarını belirleyip düzgün bir kodlama yapınız (Ana başlıkları büyük harfle, yan başlıkları rakamlarla gösterebilirsiniz). Böylece zihninizde konunun şablonu belirmiş olur. Konu karmaşası, zihinsel dağınıklık ortadan kalkar. Konunun en sonuna şematik bir şablon çıkarmanız, konuyu bütün olarak görmenizi ve kolay anlamanızı sağlayacaktır.<br />
<br />
Her dersin sonunda (45 dakika) yaklaşık beş dakikayı tekrara ayırmanız bilginin kalıcılığını sağlamak açısından oldukça önemli. Bunun ardından on dakika dinlenmek için kendinize zaman ayırın. Her günün sonunda yatmadan önceki son etüdünüzü o gün çalıştığınız dersleri tekrar ederek değerlendirin. Özellikle uykudan önce yapılan bu tekrarın unutmayı engellediği bilimsel olarak ispatlanmıştır. REM uykusu (rüya görülen dönem) döneminde salgılanan bazı hormonların yeni bilgilerin pekişmesine zemin hazırladığı görülmüştür. Yine yapacağınız bir başka önemli iş de sabah kalktığınızda bir gün önceki dersleri tekrar etmektir. Böylece bilgi daha kalıcı bir duruma getirilmiş olur. Haftanın belli saatlerini, ayın belli günlerini tekrar yapmak amacıyla belirleyin.<br />
<br />
Tekrar yaparken kendinizin yazdığı özet notları kullanmanız teferruatta boğulmamanız için önemlidir. Bunun yanında bir başkasına anlatarak tekrar yapmanın da büyük faydası vardır. Bu tekrarlar sonucunda konuyu ne derece bildiğinizi ölçmenin yolu bol bol soru çözmektir. Test sorularının yanında önceki KPSS'lerde <a href="http://www.kpsscafe.com/kpss-sorulari.php" target="_blank">çıkmış kpss soruları</a>n çözülmesi konudaki eksikliklerin belirlenmesi açısından oldukça önemlidir. Yanlış cevaplanan soruların neden yanlış yapıldığı irdelenmelidir. Böylece teorik olarak yaptığınız tekrarı, soru çözerek pratik açıdan da gerçekleştirmiş olursunuz.<br />
<br />
Tekrar yaparken aynı tür dersleri (sayısal veya sözel) çalışmanız sıkıcı olacağı için dikkat dağılmasına neden olacaktır. Sözel ve sayısal derslerin beraber tekrar edilmesi bu açıdan faydalıdır.<br />
<br />
Aşırı tekrarın yararından daha çok zararı vardır. Çünkü devamlı aynı uyarıcıya muhatap olan beyin belli bir süre sonra bundan sıkılacak, bu durum da motivasyon bozukluğuna neden olacaktır. O nedenle yukarıda belirttiğim gibi belli periyotlarla bu tekrarın yapılması öğrenciyi konuya daha ilgili kılacaktır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hayat ile Yapılan Bir Röportaj]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-280.html</link>
			<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 23:10:32 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-280.html</guid>
			<description><![CDATA[Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda.<br />
<br />
"Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat.<br />
<br />
"Zamanın var mı?" diye sordum.<br />
<br />
Gülümsedi.<br />
<br />
"Benim zamanım Sonsuzluk" dedi Hayat. "Ne sorular var yüreğinde?"<br />
<br />
"İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?" diye sordum.<br />
<br />
Hayat yanıt verdi.<br />
<br />
"Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili edişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar."<br />
<br />
Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.<br />
<br />
Hayat yanıtladı.<br />
<br />
"Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim."<br />
<br />
"Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim."<br />
<br />
Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü.<br />
<br />
"Söylediklerimi yüreğine kaydet" dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim.<br />
<br />
"Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren".<br />
<br />
Yüreğim kuş gibi hafiflemişti.<br />
<br />
"Son bir soru daha, Hayat" dedim. "Benden ne istiyorsun?"<br />
<br />
Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı ve Hayat yanıtladı.<br />
<br />
"Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil." <br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda.<br />
<br />
"Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat.<br />
<br />
"Zamanın var mı?" diye sordum.<br />
<br />
Gülümsedi.<br />
<br />
"Benim zamanım Sonsuzluk" dedi Hayat. "Ne sorular var yüreğinde?"<br />
<br />
"İnsanlarla ilgili en çok neye şaşıyorsun?" diye sordum.<br />
<br />
Hayat yanıt verdi.<br />
<br />
"Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar. Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar. Gelecekle ilgili edişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar. Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar. Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar."<br />
<br />
Hayat elimi tuttu. Bir süre sessiz kaldık.Derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.<br />
<br />
Hayat yanıtladı.<br />
<br />
"Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim. Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim. Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim. İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim."<br />
<br />
"Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim. Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim. Seni seven insanların duygularınmı nasıl ifade edebileceklerini bilmedikleri için seni sevmediklerini sanmak yerine onların sevgisini hissetmeyi öğrenmelerini isterdim."<br />
<br />
Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü.<br />
<br />
"Söylediklerimi yüreğine kaydet" dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydettim.<br />
<br />
"Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren".<br />
<br />
Yüreğim kuş gibi hafiflemişti.<br />
<br />
"Son bir soru daha, Hayat" dedim. "Benden ne istiyorsun?"<br />
<br />
Bütün odayı beyaz bir ışık kapladı ve Hayat yanıtladı.<br />
<br />
"Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. ve gerçekten TEK değerli olanım. Değerimi bil." <br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Başarılı Olmak İçin Örnek Ders Çalışma Programı]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-279.html</link>
			<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 23:09:14 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-279.html</guid>
			<description><![CDATA[Öğrenciler; gelecekte yaşamları sürdürmek istedikleri mesleği ne kadar erken seçerlerse, o kadar başarılı olurlar. Bunun için adaylar, beş yıl sonra ne yapmak istediklerini düşünmelidir. Bunu yaparken, yeteneklerini göz ardı etmemelidirler.<br />
<br />
Gelecekte ne yapmak istediğini, hedeflerini belirleyen öğrenci, hangi derslere ne kadar önem vermesi gerektiğini bildiğinden, kararsızlığa düşmez, vakit kaybetmez.<br />
<br />
Öğrenciler; hedeflerine ulaşmak için öncelikli olarak planlı çalışmalıdır. Çünkü; ders çalışma, plan ve program olmadan sürdürülemeyecek bir etkinliktir. Peki planlı çalışmak neden bu kadar önemli? Plan yapmak öğrenciye neler kazandırır?<br />
<br />
* Ders çalışma programını yapan öğrenci, hedefine ulaşmak için izleyeceği yolu bildiğinden ruhen (vicdanen) rahat ve huzurludur.<br />
<br />
* Ders çalışma programını yapan öğrenci, hangi derse ne kadar çalışacağını bildiğinden panik yapmaz. Bir derse çalışırken, aklı diğer derse kaymaz. Dikkati dağılmaz.<br />
<br />
* Ders çalışma programını yapan ve odasına asan öğrenci, sürekli hedeflerini hatırlar ve hayatını disipline eder.<br />
<br />
* Ders çalışma programı yapan öğrenci ?Ne çalışacağım?' diyerek kararsızlığa düşmez ve zaman kaybetmez.<br />
<br />
PROGRAM NASIL HAZIRLANIR?<br />
<br />
Öncelikli olarak şu bilinmelidir. Ders çalışma programı, bireyseldir. Her adayın çalışma programı, birbirinden farklı olacaktır. Bu nedenle, bu konuda ancak bazı tavsiyeler verilebilir. Öğrenciler eve geliş ve yemek vakitlerini kendilerine göre ayarlayabilir. Ancak etüt ve molalar, birbirleriyle orantılı olmalı. Bir saat çalışan öğrenci; 10 dakika, bir buçuk saat çalışan öğrenci; 15 dakika, iki saat çalışan öğrenci, 20 dakika da dinlenir. Öğrenciler, dikkatlerini toplayabildikleri süreye göre bu etütlerden birisini tercih edebilirler.<br />
<br />
ÖRNEK PROGRAM<br />
<br />
15:00 Eve geliş<br />
<br />
15:00-16:00 Mola (yemek, dinlenme)<br />
<br />
16:00-17:30 Etüt<br />
<br />
17:30-17:45 Mola<br />
<br />
17:45-19:15 Etüt<br />
<br />
19:15-20:15 Akşam yemeği<br />
<br />
20:15-21:45 Etüt<br />
<br />
21:45-22:00 Mola<br />
<br />
22:00-23:30 Etüt<br />
<br />
23:30 Serbest zaman (kitap okuma, yatış)<br />
<br />
Verilen program, dershaneye ya da üniversiteye giden bir öğrenci esas alınarak hazırlanmıştır. Öğrenci eğer evde ise, sabah erken kalkmalı ve etütlerini buna göre ayarlamalıdır. <br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Öğrenciler; gelecekte yaşamları sürdürmek istedikleri mesleği ne kadar erken seçerlerse, o kadar başarılı olurlar. Bunun için adaylar, beş yıl sonra ne yapmak istediklerini düşünmelidir. Bunu yaparken, yeteneklerini göz ardı etmemelidirler.<br />
<br />
Gelecekte ne yapmak istediğini, hedeflerini belirleyen öğrenci, hangi derslere ne kadar önem vermesi gerektiğini bildiğinden, kararsızlığa düşmez, vakit kaybetmez.<br />
<br />
Öğrenciler; hedeflerine ulaşmak için öncelikli olarak planlı çalışmalıdır. Çünkü; ders çalışma, plan ve program olmadan sürdürülemeyecek bir etkinliktir. Peki planlı çalışmak neden bu kadar önemli? Plan yapmak öğrenciye neler kazandırır?<br />
<br />
* Ders çalışma programını yapan öğrenci, hedefine ulaşmak için izleyeceği yolu bildiğinden ruhen (vicdanen) rahat ve huzurludur.<br />
<br />
* Ders çalışma programını yapan öğrenci, hangi derse ne kadar çalışacağını bildiğinden panik yapmaz. Bir derse çalışırken, aklı diğer derse kaymaz. Dikkati dağılmaz.<br />
<br />
* Ders çalışma programını yapan ve odasına asan öğrenci, sürekli hedeflerini hatırlar ve hayatını disipline eder.<br />
<br />
* Ders çalışma programı yapan öğrenci ?Ne çalışacağım?' diyerek kararsızlığa düşmez ve zaman kaybetmez.<br />
<br />
PROGRAM NASIL HAZIRLANIR?<br />
<br />
Öncelikli olarak şu bilinmelidir. Ders çalışma programı, bireyseldir. Her adayın çalışma programı, birbirinden farklı olacaktır. Bu nedenle, bu konuda ancak bazı tavsiyeler verilebilir. Öğrenciler eve geliş ve yemek vakitlerini kendilerine göre ayarlayabilir. Ancak etüt ve molalar, birbirleriyle orantılı olmalı. Bir saat çalışan öğrenci; 10 dakika, bir buçuk saat çalışan öğrenci; 15 dakika, iki saat çalışan öğrenci, 20 dakika da dinlenir. Öğrenciler, dikkatlerini toplayabildikleri süreye göre bu etütlerden birisini tercih edebilirler.<br />
<br />
ÖRNEK PROGRAM<br />
<br />
15:00 Eve geliş<br />
<br />
15:00-16:00 Mola (yemek, dinlenme)<br />
<br />
16:00-17:30 Etüt<br />
<br />
17:30-17:45 Mola<br />
<br />
17:45-19:15 Etüt<br />
<br />
19:15-20:15 Akşam yemeği<br />
<br />
20:15-21:45 Etüt<br />
<br />
21:45-22:00 Mola<br />
<br />
22:00-23:30 Etüt<br />
<br />
23:30 Serbest zaman (kitap okuma, yatış)<br />
<br />
Verilen program, dershaneye ya da üniversiteye giden bir öğrenci esas alınarak hazırlanmıştır. Öğrenci eğer evde ise, sabah erken kalkmalı ve etütlerini buna göre ayarlamalıdır. <br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zeka Geliştiren 5 Temel Hafıza Tekniği]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-278.html</link>
			<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 23:07:59 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-278.html</guid>
			<description><![CDATA[Zeka Geliştiren 5 Temel Hafıza Tekniği<br />
<br />
Kaliteli uzun yaşamı başarmak için, düşündüğümüzden daha çok kontrole sahibiz... Dr. Gary Small<br />
<br />
Çoğumuz anne ve babamızın yaşadığı gibi yaşlanma fikrine karşı geliriz ve bu süreçle mümkün olduğunca mücadele edeceğimize dair yemin ederiz. Güvenli, memnun ve tıbbi olarak daha uzun yaşamanın yollarını, kendimize izin vermeyi yaşam boyunca sağlıklı ve mutlu kalmayı araştırırız.<br />
<br />
Kaliteli uzun yaşamı başarmak için, düşündüğümüzden daha çok kontrole sahibiz. Genetik, yaşlanırken bizim sağlığımızın neyin belirlediğininin sadece üçte birini oluşturur. Bunun anlamı, günlük basit yaşam tarzı seçimlerinin nasıl iyi olacağımıza ve ne kadar uzun yaşayacağımız konusunda çok büyük bir etkiye sahip olmasıdır.<br />
<br />
Var olanları geliştirme kadar yeni beceriler öğrenme konusunda gelecek istekler için kendimize izin verelim. Daha uzun yaşamak, daha genç hissetmek ve görünmek için bu stratejilerinin bazılarını deneyin.<br />
<br />
1. Strateji: Zekânızı keskinleştirin<br />
<br />
Keskin bir zeka rahat olmamızı, iyi ilişkiler kurmamızı, iyi beslenmemizi ve sağlıklı bir yaşam sürmemizi sağlar. Zihinsel aerobik yapma, hafızayı geliştirir ve Alzheimer hastalığı riskini azalttır. Son UCLA araştırması beynimizi aktif tuttuğumuzda, şaşırtıcı bir şekilde beyin veriminin arttığını buldu, hatta sadece birkaç hafta sonra bile.<br />
Zekanızı keskinleştirmek için bu tavsiyeleri düşünün.zihinsel ufkunuzu genişletmek için farklı yaklaşımlar deneyin. Bu yaklaşım, yeni bir yere yolculuk yapmak, enstrüman çalmayı öğrenmek, balo dansı yapmak veya okula geri dönmek olabilir.<br />
<br />
Üç Temel Hafıza Tekniğini Öğrenin ve Kullanın:<br />
<br />
* Bakın: Hatırlamak istediğiniz şeye odaklanın.<br />
* Kapın: Bilginin zihinsel kesitlerini hayal edin.<br />
* Bağlantı Kurun: Beyninizde kesitleri birbirine bağlayın / birleştirin.<br />
<br />
Bulmacalar, oyunlar, okuma ve diğer düşünsel hobiler ile zihinsel olarak aktif kalın, fakat beyninizi çalıştırdığınızdan ve beyninizi zorlamadığınızdan emin olun- hayal kırıklığı ve üzüntü yaratmadan ilginizi çeken meydan okuma seviyenizi bulun-<br />
2. Strateji: Sağlıklı ilişkiler geliştirin<br />
<br />
Sosyal olarak bağlantı kuran insanlar, kendilerini soyutlayan insanlardan daha uzun yaşam beklentilerine sahip olurlar.<br />
Partnerinizle olan cinsel ilişkinizi geliştirin çünkü iyi seks daha uzun yaşamak demektir. Bu sadece insanları birbirine yaklaştırmaz, kan basıncını düşürür, ağrıyı azaltır, dinlendirici bir uyku çekilmesini sağlar, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir bu sayede enfeksiyona karşı daha iyi mücadele ederiz.<br />
<br />
Empati—Başka bir insanın duygusal bakış açısını anlama ve bu anlamayı vurgulama kabiliyetimiz. Herkes empati uzmanı olmamasına rağmen, bize empatik yanıtlarımızı vurgulamayı öğreten kolay egzersizlerle yeteneklerimizi geliştirebiliriz.<br />
<br />
Dikkatli Dinleme Egzersizini Deneyin: eşinizden veya arkadaşınızdan bir duygu veya onun için önemli olan bir konu hakkında konuşmasını isteyin ve hiç kesmeden veya yorum yapmadan dinleyin. Gözünün içine bakın ve odaklanın. 5 dakika sonra, nasıl hissettirdiği hakıkında birbirinizle konuşun.<br />
<br />
3.Strateji: Stresi azaltmak<br />
<br />
Yaşamımızdan stresi tamamen çıkartamıyoruz fakat strese karşı daha sağlıklı tepkiyi öğrenebiliriz. Daha uzun ve daha iyi bir yaşantı sürmek için stresi en aza indirebileceğimiz bazı adımlar:<br />
<br />
Evinizdeki ve yaşamınızdaki karmaşıklığı kontrol edin.<br />
Bazen bizi zorlayan insan karmaşıklığına sahip oluruz bu yüzden gerçekten ilgilendiğimiz kişiler için daha fazla zamana sahibiz. Yapmanız gerekenler listesinden birkaç kısmı / parçayı çıkarmayı deneyin.<br />
Çoklu Göreve Dikkat Edin: Yavaş olun ve bir seferde bir şey alın.<br />
<br />
Meditasyon Yapmayı Öğrenin: Düzenli meditasyon sadece stresi azaltmaz aynı zamanda, bağışıklık sistemini güçlendirir, kireçlenmeden kronik ağrıya kadar çeşitli medikal durumların iyileşmesini sağlar.<br />
<br />
“Hayır” deme konusunda kendinize yetki verin. Yeteri kadar “hayır” demediğimiz zaman, daha fazla sorumluluk alırız ve endişeli, kızgın, içerlemiş ve tutsak kalmış hissederiz.<br />
<br />
<br />
<br />
4. Strateji: Pozitif düşünün<br />
<br />
* İyimserler, kötümserlere göre daha muhteşem bir yaşam beklentisine sahipler.Yarım bir bardağı dolu görmeye çalışın.<br />
* Son yapılan araştırmalar, aklımıza koyduğumuzda iyimserliği öğrenebileceğimizi gösteriyor.<br />
* Ruhsal dünyanızı keşfedin. Haftada bir ibadet evlerine katılma, hiç katılmayanla kıyaslandığında, 7 yıl daha hayat kalma ile ilişkilendirilir.<br />
<br />
5. Strateji: Çevrenizi düzenleyin<br />
<br />
Çevremizin nasıl hissettiğimiz ve ne kadar yaşadığımız üzerinde büyük bir etkisi vardır. İster tamamiyle trafik, gürültü, hava kirliliği olsun, isterse de estetik veya yatakodası ısısı gibi daha kişisel çevresel konular olsun, kaliteli uzun yaşamımız sadece bu etkilere adpte olmamızı değil aynı zamanda da bireysel tatlarımızı ve ihtiyaçlarımızı karşılama için onları şekillendirmeyi öğrenmemizi gerektirir.<br />
<br />
* Evinizi veya iş yerinizi dizayn ederken işlevi ve estetiği göz önünde bulundurun. Karmaşıklığı ve gürültüyü kontrol edin ve uykunuzu ve rahatlığınızı artıracak şekilde yatakodanızı düzenleyin.<br />
* Güneşe, dumana, kirli havaya, ve diğer hava kökenli zehirlere maruz kalmanızı en aza indirin.<br />
* Yolda güvende olun. Kendiniz başa çıkamıyorsanız başkasına sürdürün.<br />
* İş yerinizi güvenli ve komforlu yapın.<br />
* Konfor ve güvenlik için ergonomik dizaynlar düşünün.<br />
* Aşırı yüklü bilgiden kaçınmak için teknolojinizi yönetin. <br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Zeka Geliştiren 5 Temel Hafıza Tekniği<br />
<br />
Kaliteli uzun yaşamı başarmak için, düşündüğümüzden daha çok kontrole sahibiz... Dr. Gary Small<br />
<br />
Çoğumuz anne ve babamızın yaşadığı gibi yaşlanma fikrine karşı geliriz ve bu süreçle mümkün olduğunca mücadele edeceğimize dair yemin ederiz. Güvenli, memnun ve tıbbi olarak daha uzun yaşamanın yollarını, kendimize izin vermeyi yaşam boyunca sağlıklı ve mutlu kalmayı araştırırız.<br />
<br />
Kaliteli uzun yaşamı başarmak için, düşündüğümüzden daha çok kontrole sahibiz. Genetik, yaşlanırken bizim sağlığımızın neyin belirlediğininin sadece üçte birini oluşturur. Bunun anlamı, günlük basit yaşam tarzı seçimlerinin nasıl iyi olacağımıza ve ne kadar uzun yaşayacağımız konusunda çok büyük bir etkiye sahip olmasıdır.<br />
<br />
Var olanları geliştirme kadar yeni beceriler öğrenme konusunda gelecek istekler için kendimize izin verelim. Daha uzun yaşamak, daha genç hissetmek ve görünmek için bu stratejilerinin bazılarını deneyin.<br />
<br />
1. Strateji: Zekânızı keskinleştirin<br />
<br />
Keskin bir zeka rahat olmamızı, iyi ilişkiler kurmamızı, iyi beslenmemizi ve sağlıklı bir yaşam sürmemizi sağlar. Zihinsel aerobik yapma, hafızayı geliştirir ve Alzheimer hastalığı riskini azalttır. Son UCLA araştırması beynimizi aktif tuttuğumuzda, şaşırtıcı bir şekilde beyin veriminin arttığını buldu, hatta sadece birkaç hafta sonra bile.<br />
Zekanızı keskinleştirmek için bu tavsiyeleri düşünün.zihinsel ufkunuzu genişletmek için farklı yaklaşımlar deneyin. Bu yaklaşım, yeni bir yere yolculuk yapmak, enstrüman çalmayı öğrenmek, balo dansı yapmak veya okula geri dönmek olabilir.<br />
<br />
Üç Temel Hafıza Tekniğini Öğrenin ve Kullanın:<br />
<br />
* Bakın: Hatırlamak istediğiniz şeye odaklanın.<br />
* Kapın: Bilginin zihinsel kesitlerini hayal edin.<br />
* Bağlantı Kurun: Beyninizde kesitleri birbirine bağlayın / birleştirin.<br />
<br />
Bulmacalar, oyunlar, okuma ve diğer düşünsel hobiler ile zihinsel olarak aktif kalın, fakat beyninizi çalıştırdığınızdan ve beyninizi zorlamadığınızdan emin olun- hayal kırıklığı ve üzüntü yaratmadan ilginizi çeken meydan okuma seviyenizi bulun-<br />
2. Strateji: Sağlıklı ilişkiler geliştirin<br />
<br />
Sosyal olarak bağlantı kuran insanlar, kendilerini soyutlayan insanlardan daha uzun yaşam beklentilerine sahip olurlar.<br />
Partnerinizle olan cinsel ilişkinizi geliştirin çünkü iyi seks daha uzun yaşamak demektir. Bu sadece insanları birbirine yaklaştırmaz, kan basıncını düşürür, ağrıyı azaltır, dinlendirici bir uyku çekilmesini sağlar, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir bu sayede enfeksiyona karşı daha iyi mücadele ederiz.<br />
<br />
Empati—Başka bir insanın duygusal bakış açısını anlama ve bu anlamayı vurgulama kabiliyetimiz. Herkes empati uzmanı olmamasına rağmen, bize empatik yanıtlarımızı vurgulamayı öğreten kolay egzersizlerle yeteneklerimizi geliştirebiliriz.<br />
<br />
Dikkatli Dinleme Egzersizini Deneyin: eşinizden veya arkadaşınızdan bir duygu veya onun için önemli olan bir konu hakkında konuşmasını isteyin ve hiç kesmeden veya yorum yapmadan dinleyin. Gözünün içine bakın ve odaklanın. 5 dakika sonra, nasıl hissettirdiği hakıkında birbirinizle konuşun.<br />
<br />
3.Strateji: Stresi azaltmak<br />
<br />
Yaşamımızdan stresi tamamen çıkartamıyoruz fakat strese karşı daha sağlıklı tepkiyi öğrenebiliriz. Daha uzun ve daha iyi bir yaşantı sürmek için stresi en aza indirebileceğimiz bazı adımlar:<br />
<br />
Evinizdeki ve yaşamınızdaki karmaşıklığı kontrol edin.<br />
Bazen bizi zorlayan insan karmaşıklığına sahip oluruz bu yüzden gerçekten ilgilendiğimiz kişiler için daha fazla zamana sahibiz. Yapmanız gerekenler listesinden birkaç kısmı / parçayı çıkarmayı deneyin.<br />
Çoklu Göreve Dikkat Edin: Yavaş olun ve bir seferde bir şey alın.<br />
<br />
Meditasyon Yapmayı Öğrenin: Düzenli meditasyon sadece stresi azaltmaz aynı zamanda, bağışıklık sistemini güçlendirir, kireçlenmeden kronik ağrıya kadar çeşitli medikal durumların iyileşmesini sağlar.<br />
<br />
“Hayır” deme konusunda kendinize yetki verin. Yeteri kadar “hayır” demediğimiz zaman, daha fazla sorumluluk alırız ve endişeli, kızgın, içerlemiş ve tutsak kalmış hissederiz.<br />
<br />
<br />
<br />
4. Strateji: Pozitif düşünün<br />
<br />
* İyimserler, kötümserlere göre daha muhteşem bir yaşam beklentisine sahipler.Yarım bir bardağı dolu görmeye çalışın.<br />
* Son yapılan araştırmalar, aklımıza koyduğumuzda iyimserliği öğrenebileceğimizi gösteriyor.<br />
* Ruhsal dünyanızı keşfedin. Haftada bir ibadet evlerine katılma, hiç katılmayanla kıyaslandığında, 7 yıl daha hayat kalma ile ilişkilendirilir.<br />
<br />
5. Strateji: Çevrenizi düzenleyin<br />
<br />
Çevremizin nasıl hissettiğimiz ve ne kadar yaşadığımız üzerinde büyük bir etkisi vardır. İster tamamiyle trafik, gürültü, hava kirliliği olsun, isterse de estetik veya yatakodası ısısı gibi daha kişisel çevresel konular olsun, kaliteli uzun yaşamımız sadece bu etkilere adpte olmamızı değil aynı zamanda da bireysel tatlarımızı ve ihtiyaçlarımızı karşılama için onları şekillendirmeyi öğrenmemizi gerektirir.<br />
<br />
* Evinizi veya iş yerinizi dizayn ederken işlevi ve estetiği göz önünde bulundurun. Karmaşıklığı ve gürültüyü kontrol edin ve uykunuzu ve rahatlığınızı artıracak şekilde yatakodanızı düzenleyin.<br />
* Güneşe, dumana, kirli havaya, ve diğer hava kökenli zehirlere maruz kalmanızı en aza indirin.<br />
* Yolda güvende olun. Kendiniz başa çıkamıyorsanız başkasına sürdürün.<br />
* İş yerinizi güvenli ve komforlu yapın.<br />
* Konfor ve güvenlik için ergonomik dizaynlar düşünün.<br />
* Aşırı yüklü bilgiden kaçınmak için teknolojinizi yönetin. <br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sınavdaki Dikkatsizlik Hataları]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-277.html</link>
			<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 23:07:08 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-277.html</guid>
			<description><![CDATA[1. Soruyu dikkatli okuyun. Soruda neyin sorulduğunu iyi anlarsanız daha çabuk ve doğru çözersiniz. Acele ile üstünkörü okunan sorular size başlangıçta zaman kazandırırmış gibi görünse de yanlış anlamaya; dolayısıyla sınavda hem zaman hem de puan kaybına neden olabilir. Soruyu okumayı zaman kaybı olarak görmeyin. Einstein’ın belirttiği gibi “Bana bir soru verildiğinde bunun 15 dakikasını soruyu anlamaya, 10 dakikasını nasıl çözeceğimi düşünmeye, 5 dakikasını da sorunun çözümüne ayırırım.”<br />
<br />
2. Evde süre tutarak soru çözün. Bu alıştırma, zamanı doğru kullanmanıza yardımcı olacaktır.<br />
<br />
3. Her sınav sonunda yanlış yaptığınız soruları gözden geçirin. Hangi tür soruları yapamadığınızı (değildir’li sorular, uzun pargraflı sorular, vb.) araştırın ve bu tür soruları kapsayan testlerden daha çok çözün.<br />
<br />
4. Çok soru çözmek dikkatsizlik hatalarının azalmasına yardımcı olur.<br />
<br />
5. Çok sessiz ortamlarda çalışmaya alışırsanız, sınavda en ufak sesler bile sizi rahatsız edebileceğinden sınavda dikkatinizi dağıtabilir. Oysa bu konuda önceden kendinizi eğitirseniz sınav sırasındaki seslerden daha az etkilenirsiniz. Bu amaçla zaman zaman sesli ortamlarda da test çözme alıştırmaları yapın. Örneğin anneniz evi süpürürken, odanızın kapısını açarak evdeki sesleri duyarak hatta zaman zaman olarak sesli ortamlar yaratıp testler çözün.<br />
<br />
6. Sınavda üstüste yapamadığınız sorular olduğunda moraliniz bozulabilir. Bu da dikkatsizlik hataları yapmanıza neden olabilir. Böyle zamanlarda soruların hep böyle olmayacağını, kolay ve zor soruların karışık olarak dizildiğini, belki de bundan sonra bir çok soruyu çözebileceğinizi kendinize hatırlatın.<br />
<br />
7. Sınav tekniğinizi gözden geçirin. Genelde yanlışlarınızı sınavın belli zaman dilimlerinde daha çok yapıyorsanız bu durumda test sıranızı değiştirmeyi deneyin ya da böyle zamanlarda yorulmuş olma olasılığınızı gözönüne alarak bu zaman dilimlerinde biraz dinlenin.<br />
<br />
8. Sınavda 3 saat boyunca hareketsiz kalmanız da bedensel yorgunluğa dolayısıyla dikkatsizlik hataları yapmanıza neden olabilir. Bu nedenle göz, sırt, bacak ve kollarınızı sıkıp gevşeterek, gözlerinizi de yine sıkıp gevşeterek ve önce uzağa sonra yakına bakarak (birkaç kez) dinlendirin.<br />
<br />
9. Sınavın en çok yanlış yapılan zaman dilimlerinden biri de sınavın ilk 15 dakikasıdır. Çünkü bu zamanlar ısınma süresidir ve genelde en heyecanlı olduğunuz zamanlardır. Bu nedenle ilk 15 dakikada en iyi bildiğiniz, yorumdan çok bilgiye dayanan ve mümkünse puanı çok fazla olmayan derslerin testini çözmeye başlamanızı öneririz.<br />
<br />
10. Sınava hazırlandığınız en yakın günlerde yanlış yaptığınız soruları görünce üzülmek yerine sevinin. Çünkü böylece her yapamadığınız soruda bir eksiğinizi daha farkedip tamamlama şansınız olacaktır. “İyi ki bu soru sınavda değil de şimdi karşıma çıktı” deyin.<br />
<br />
11. Yeterince bilmediğiniz ve alıştırma yapmadığınız konularda yanlış yapma olasılığınız çoktur. Bu nedenle konuları iyice anlamaya öncelik verin.<br />
<br />
12. Sınav sırasında zaman zaman dalıp sınavla ilgili olmayan şeyleri düşünebilirsiniz. Böyle zamanlarda telaşlanmadan kaldığınız yerden devam edin. Genelde bu düşünceler uzun süreli değildir. Bazen bir kaç saniye süren bu dalgınlıkları uzunmuş gibi algılayıp panik yapabilirsiniz. Sakin olun. Ancak bu sayfalarda “düşünceyi kontrol etme” alıştırmalarıyla ilgili alıştırmaları uygulayın. Bu konuda detaylı bilgi için gerekirse bizi arayabilirsiniz. <br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1. Soruyu dikkatli okuyun. Soruda neyin sorulduğunu iyi anlarsanız daha çabuk ve doğru çözersiniz. Acele ile üstünkörü okunan sorular size başlangıçta zaman kazandırırmış gibi görünse de yanlış anlamaya; dolayısıyla sınavda hem zaman hem de puan kaybına neden olabilir. Soruyu okumayı zaman kaybı olarak görmeyin. Einstein’ın belirttiği gibi “Bana bir soru verildiğinde bunun 15 dakikasını soruyu anlamaya, 10 dakikasını nasıl çözeceğimi düşünmeye, 5 dakikasını da sorunun çözümüne ayırırım.”<br />
<br />
2. Evde süre tutarak soru çözün. Bu alıştırma, zamanı doğru kullanmanıza yardımcı olacaktır.<br />
<br />
3. Her sınav sonunda yanlış yaptığınız soruları gözden geçirin. Hangi tür soruları yapamadığınızı (değildir’li sorular, uzun pargraflı sorular, vb.) araştırın ve bu tür soruları kapsayan testlerden daha çok çözün.<br />
<br />
4. Çok soru çözmek dikkatsizlik hatalarının azalmasına yardımcı olur.<br />
<br />
5. Çok sessiz ortamlarda çalışmaya alışırsanız, sınavda en ufak sesler bile sizi rahatsız edebileceğinden sınavda dikkatinizi dağıtabilir. Oysa bu konuda önceden kendinizi eğitirseniz sınav sırasındaki seslerden daha az etkilenirsiniz. Bu amaçla zaman zaman sesli ortamlarda da test çözme alıştırmaları yapın. Örneğin anneniz evi süpürürken, odanızın kapısını açarak evdeki sesleri duyarak hatta zaman zaman olarak sesli ortamlar yaratıp testler çözün.<br />
<br />
6. Sınavda üstüste yapamadığınız sorular olduğunda moraliniz bozulabilir. Bu da dikkatsizlik hataları yapmanıza neden olabilir. Böyle zamanlarda soruların hep böyle olmayacağını, kolay ve zor soruların karışık olarak dizildiğini, belki de bundan sonra bir çok soruyu çözebileceğinizi kendinize hatırlatın.<br />
<br />
7. Sınav tekniğinizi gözden geçirin. Genelde yanlışlarınızı sınavın belli zaman dilimlerinde daha çok yapıyorsanız bu durumda test sıranızı değiştirmeyi deneyin ya da böyle zamanlarda yorulmuş olma olasılığınızı gözönüne alarak bu zaman dilimlerinde biraz dinlenin.<br />
<br />
8. Sınavda 3 saat boyunca hareketsiz kalmanız da bedensel yorgunluğa dolayısıyla dikkatsizlik hataları yapmanıza neden olabilir. Bu nedenle göz, sırt, bacak ve kollarınızı sıkıp gevşeterek, gözlerinizi de yine sıkıp gevşeterek ve önce uzağa sonra yakına bakarak (birkaç kez) dinlendirin.<br />
<br />
9. Sınavın en çok yanlış yapılan zaman dilimlerinden biri de sınavın ilk 15 dakikasıdır. Çünkü bu zamanlar ısınma süresidir ve genelde en heyecanlı olduğunuz zamanlardır. Bu nedenle ilk 15 dakikada en iyi bildiğiniz, yorumdan çok bilgiye dayanan ve mümkünse puanı çok fazla olmayan derslerin testini çözmeye başlamanızı öneririz.<br />
<br />
10. Sınava hazırlandığınız en yakın günlerde yanlış yaptığınız soruları görünce üzülmek yerine sevinin. Çünkü böylece her yapamadığınız soruda bir eksiğinizi daha farkedip tamamlama şansınız olacaktır. “İyi ki bu soru sınavda değil de şimdi karşıma çıktı” deyin.<br />
<br />
11. Yeterince bilmediğiniz ve alıştırma yapmadığınız konularda yanlış yapma olasılığınız çoktur. Bu nedenle konuları iyice anlamaya öncelik verin.<br />
<br />
12. Sınav sırasında zaman zaman dalıp sınavla ilgili olmayan şeyleri düşünebilirsiniz. Böyle zamanlarda telaşlanmadan kaldığınız yerden devam edin. Genelde bu düşünceler uzun süreli değildir. Bazen bir kaç saniye süren bu dalgınlıkları uzunmuş gibi algılayıp panik yapabilirsiniz. Sakin olun. Ancak bu sayfalarda “düşünceyi kontrol etme” alıştırmalarıyla ilgili alıştırmaları uygulayın. Bu konuda detaylı bilgi için gerekirse bizi arayabilirsiniz. <br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Konu Çalışmak mı Soru Çözmek mi ?]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-276.html</link>
			<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 23:06:22 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-276.html</guid>
			<description><![CDATA[Konu çalışmak öğrencilere zor gelir. Kitabı ya da defteri açacaksınız,okuyacaksınız,eğer sayısal ders çalışıyorsanız formülleri teker teker yazıp işlem yapacaksınız. Öğrencilerin büyük bir çoğunluğu bu yöntemi izlemek yerine kolay olanı seçip soru çözerek çalışmayı tercih ediyorlar.<br />
<br />
Gerçekten de konu çalışmak insanın enerjisini alan bir iştir. Konuyu bilmeden soru çözmek öğrenme hissi yaratsa da enerjinin boşa harcanmasından başka bir şey de değildir.<br />
<br />
ÖSS’de çıkan soruları incelediğimizde çeşitli düzeylerde olduğunu görürüz. Bazı sorular çok kolayken bazıları orta ve üst zorluk düzeyindedir. Sorular ister kolay isterse orta düzeyde olsun konunun ayrıntısını bilmeden çözüme ulaşmak zor özellikle üst düzey sorular için neredeyse imkansızdır.<br />
<br />
Sınavda çıkan öyle sorular vardır ki konuyu bilmeden kalem dahi oynatamazsınız. Bir de öyle sorular sorulur ki tek bir formülle ya da bilgiyle rahatlıkla çözüme ulaşabilirsiniz.<br />
<br />
Öğrencilerimizin düştüğü bir hata da geçmiş yılların ÖSS sorularının kendilerine çok kolay geldiğini söylemeleridir. Yıl içerisinde dershanelerde ve okullarda geçmiş yılların soruları incelenerek yeni sorular hazırlandığı için ve öğrenciler de benzer sorulardan çok sayıda çözdükleri için geçmiş yılların sorularını çözerken zorlanmıyorlar. Oysa soru biraz değişik geldiğinde farklı bir bilgi istendiğinde çözüme ulaşamıyorlar. Burada da konuyu bilmek ön plana çıkıyor. Çünkü konuya hakim olan öğrenci nasıl soru gelirse gelsin çözüyor.<br />
<br />
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi konu çalışmak,okumak,gerektiğinde yazmak insanın enerjisini alan bir durum olsa da sınavda başarılı olmak için olmazsa olmaz kural;öncelikle konuyu öğrenip daha sonra da konuyla ilgili testlerin çözülmesidir.<br />
O halde şimdiye kadar sadece test çözerek hazırlanmış öğrencilerimize buradan seslenelim. Başarının yolu konu çalışmak ve test çözmekten geçiyorsa biz de şimdiye kadar olan alışkanlıklarımızı değiştirip konu da çalışmaya başlayalım. Hiçbir şey için geç kalmış sayılmazsanız.<br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Konu çalışmak öğrencilere zor gelir. Kitabı ya da defteri açacaksınız,okuyacaksınız,eğer sayısal ders çalışıyorsanız formülleri teker teker yazıp işlem yapacaksınız. Öğrencilerin büyük bir çoğunluğu bu yöntemi izlemek yerine kolay olanı seçip soru çözerek çalışmayı tercih ediyorlar.<br />
<br />
Gerçekten de konu çalışmak insanın enerjisini alan bir iştir. Konuyu bilmeden soru çözmek öğrenme hissi yaratsa da enerjinin boşa harcanmasından başka bir şey de değildir.<br />
<br />
ÖSS’de çıkan soruları incelediğimizde çeşitli düzeylerde olduğunu görürüz. Bazı sorular çok kolayken bazıları orta ve üst zorluk düzeyindedir. Sorular ister kolay isterse orta düzeyde olsun konunun ayrıntısını bilmeden çözüme ulaşmak zor özellikle üst düzey sorular için neredeyse imkansızdır.<br />
<br />
Sınavda çıkan öyle sorular vardır ki konuyu bilmeden kalem dahi oynatamazsınız. Bir de öyle sorular sorulur ki tek bir formülle ya da bilgiyle rahatlıkla çözüme ulaşabilirsiniz.<br />
<br />
Öğrencilerimizin düştüğü bir hata da geçmiş yılların ÖSS sorularının kendilerine çok kolay geldiğini söylemeleridir. Yıl içerisinde dershanelerde ve okullarda geçmiş yılların soruları incelenerek yeni sorular hazırlandığı için ve öğrenciler de benzer sorulardan çok sayıda çözdükleri için geçmiş yılların sorularını çözerken zorlanmıyorlar. Oysa soru biraz değişik geldiğinde farklı bir bilgi istendiğinde çözüme ulaşamıyorlar. Burada da konuyu bilmek ön plana çıkıyor. Çünkü konuya hakim olan öğrenci nasıl soru gelirse gelsin çözüyor.<br />
<br />
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi konu çalışmak,okumak,gerektiğinde yazmak insanın enerjisini alan bir durum olsa da sınavda başarılı olmak için olmazsa olmaz kural;öncelikle konuyu öğrenip daha sonra da konuyla ilgili testlerin çözülmesidir.<br />
O halde şimdiye kadar sadece test çözerek hazırlanmış öğrencilerimize buradan seslenelim. Başarının yolu konu çalışmak ve test çözmekten geçiyorsa biz de şimdiye kadar olan alışkanlıklarımızı değiştirip konu da çalışmaya başlayalım. Hiçbir şey için geç kalmış sayılmazsanız.<br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çok Çalışıyorum Ama Bir Türlü Başarılı Olamıyorum Diyenler İçin]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-275.html</link>
			<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 23:05:23 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-275.html</guid>
			<description><![CDATA[Çok Çalışıyorum Ama Bir Türlü Başarılı Olamıyorum Diyenler İçin Etkili Bellek Kullanımı<br />
<br />
Eğer her şeyi anımsayacak olsaydık, hiçbir şeyi<br />
<br />
anımsamayacak kadar hasta olmamız gerekirdi.<br />
<br />
W. James<br />
<br />
<br />
<br />
Okulda matematik öğrenmek için binlerce saatimi harcadım. Binlerce saatimi dil ve edebiyat öğrenmeye verdim. Binlerce saatim Fen bilgisi, Coğrafya ve Tarih derslerine gitti. Sonra kendi kendime sordum: Ben belleğimin nasıl çalıştığını öğrenebilmek için acaba kaç saatimi ayırdım? Her gün kitapları okuyup, notlar tutarken kullandığım gözlerimin nasıl görev yaptığını öğrenmek için acaba ne kadar zaman harcadım?<br />
<br />
Öğrenmeyi nasıl gerçekleştirdiğimi bilmek için kaç saat ders aldım? Beynimin nasıl çalıştığını öğrenebilmek için kaç saatimi verdim? Nasıl düşündüğümü, nasıl hatırladığımı, düşüncenin yapısını, onun bedenime etkisini öğrenebilmek için neleri feda ettim? Cevabım: Bu amaçlar için tek bir saat bile harcamadım, bu konuda hiçbir çaba göstermedim ve hiçbir fedakarlık yapmadım, oldu.<br />
<br />
Başka bir ifadeyle beynimi en iyi nasıl kullanacağımı şimdiye kadar hiç düşünmemiştim. Üniversiteyi bitirdikten sonra, bir gün büyük bir kütüphaneye gittim ve görevliye ?beynimi nasıl kullanacağım?la ilgili bir kitap olup olmadığını sordum. Görevli bana ?Tıp kitapları üst katta.? dedi. Ben beynimi çıkarmak istemediğimi, onu kullanmak istediğimi söyledim. O da bana: Şey, o konuda kütüphanemizde hiçbir kitap yok!, dedi. Yüz binlerce kitabın olduğu bir kütüphanede en değerli organımızı nasıl kullanabileceğimizle ilgili tek bir kitap bile yoktu. O halde ben bir tane yazmalıyım dedim ve yazdım<br />
<br />
Tony Buzan<br />
<br />
<br />
<br />
Formula 1 yarışlarını hiç izlediniz mi? Dar virajları olan bir yarış pistinde dahi 280 km hızla yol alabilen Formula 1 otomobilleri, araba kullanmayı bilmeyen birinin elinde sıradan bir araç olmaktan öte bir anlam taşıyabilir mi?<br />
<br />
En kısa zamanda hedefe ulaşmayı mümkün kılacak süratte ve donanımda bir aracınız olduğunu, ancak bu aracı en yüksek performansta nasıl kullanabileceğinizi bilmediğinizi varsayalım. Bu şartlarda yarışı kaçıncı olarak bitirebileceğinizi tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek! Böylesi bir sorunla karşılaşmamak için yapmanız gereken ilk şeylerden birisi aracınızın donanımını tanımak ve neler yapabileceğini görmektir. İşte belleğimizi de Formula 1 otomobili gibi düşünebiliriz. Eğer bu mükemmel aracın direksiyonuna onu nasıl kullanacağınızı bilmeden geçerseniz, bırakın sıralamaya girmeyi yarışı bitirmekte bile zorlanabilirsiniz.<br />
<br />
Beyninizin Çalışma Yöntemini Keşfedin<br />
<br />
Gelin şimdi bu mükemmel aracı tanıyalım. Yarışı önlerde bitirmek için ne tür özelliklere sahip olduğunu ve onu daha etkin kullanabilmek için neler yapmak gerektiğini inceleyelim.<br />
<br />
Sınava hazırlanırken bilgi; öğrenme, hafızada tutma ve hatırlama süreci beyin fonksiyonlarının karşılıklı bir işleyişini gerektirmektedir.<br />
<br />
Bu süreci anlamanız bazı bilgilerin belleğimizde neden daha kolay ve daha kalıcı olurken neden bazılarının saman alevi gibi yanıp gittiğini anlamanızı sağlayacaktır.<br />
<br />
Hepimiz çevreden gelen birçok uyarıcının bombardımanı altındayız adeta. Kuş cıvıltısı, güneşin yakıcı sıcaklığı, sabah işe gitmek için bindiğimiz araçtaki insanların hal ve hareketleri, bir çiçek kokusu vb. daha sayamayacağımız birçok duyusal veri. Çevreden gelen bu uyarıcıların kısa süreli belleğe aktarılması dikkat ve algısal süreçler yoluyla meydana gelmektedir. İşte bu noktadan sonra bir duyu verisinin bellekteki macerası da başlamaktadır.<br />
<br />
Bellek, kısa ve uzun süreli bellek olmak üzere iki temel kısıma ayrılmaktadır:<br />
<br />
a. Kısa Süreli Bellek<br />
<br />
Kısa süreli bellek, birkaç saniye ya da birkaç dakika hatırlanmaya ihtiyaç duyulan türden bilgilerin işlendiği kısımdır. Başka bir ifadeyle, bilgilerin kısa bir süreliğine akılda tutulduğu bellektir.<br />
<br />
Kısa süreli belleğin işleyişini bilgisayarlarla ilgili bir örnek vererek açıklayalım: Bilgisayarlar temel olarak RAM ve uzun süreli bellek olmak üzere iki aşamalı bir süreçte çalışan bir donanıma sahiptir. Bilgisayarın beyni olarak nitelenebilecek işlemcinin, üzerinde çalıştığı veriler (bilgiler) kaydedilinceye kadar RAM'de tutulur. İşlemci bu veriler ile (bilgi) işini bitirince, RAM'deki verileri uzun süreli bellek olan diske aktarır. Başka bir ifadeyle, üzerinde çalışılan bilgiler ?Kaydet? komutuyla uzun süreli belleğe yazılır.<br />
<br />
Bilgisayar örneğinde olduğu gibi, biz de bir şey okurken ya da dinlerken okuduklarımızı ya da dinlediklerimizi kısa bir süre için bu bellekte tutarız. Daha sonra bu bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması gerekiyorsa bu genellikle iki şekilde meydana gelmektedir: Tekrar ve kodlama<br />
<br />
Bir bilgi yeterli sıklıkta tekrarlanırsa uzun süreli belleğe geçer. Kodlamada ise, uzun süreli bellekte varolan bilgi ile kısa süreli bellekteki bilgi ilişkilendirilerek transfer edilir. Bu sayede yeni bilgiler birey için anlamlı bir yapıya kavuşmuş olur.<br />
<br />
b. Uzun Süreli Bellek<br />
<br />
Uzun süreli bellek, beynin aktarılmış bilgileri uzunca bir süre depoladığı ve ihtiyaç duyulduğunda da geri çağırdığı kısımdır. Uzun süreli bellek tüm bildiklerimizin bir toplamıdır ve kapasite sınırı belli değildir. Uzun süreli bellek, kahvenin nasıl yapıldığı gibi rutin bir işten tutun da bir matematik probleminin hangi yöntemle ve hangi aşamalardan geçilerek çözülebileceğine kadar karmaşık bir süreci içerir.<br />
<br />
Kısa süreli belleğin oluşması, beyindeki birtakım fiziksel değişimlerle meydana geldiği için kalıcı değildir; buna karşılık uzun süreli belleğin kapasitesi sınırsızdır ve beyindeki kimyasal değişimlere dayandığı için daha kalıcıdır.<br />
<br />
Düşünme işlemi kısa süreli belleğin gerek duyduğu bilgileri uzun süreli bellekten çağırmasıyla gerçekleşir. Bu işlem gerçekleşirken kısa süreli bellekteki bilgiler aktif, uzun süreli bellekteki bilgiler ise edilgen bir biçimde durur. Bu nedenle kısa süreli bellekteki bir bilgi anında hatırlanabilir. Ancak uzun süreli bellekteki bir bilginin hatırlanabilmesi bilginin belleğe depolanma biçimine bağlıdır. Eğer bilgiler iyi örgütlenmişse daha kısa sürede hatırlanır. Örgütlenmemiş bilgilerin hatırlanması ise daha uzun sürmektedir.<br />
<br />
Şimdi birazda belleğin yeni bir bilgiyle ilk kez karşılaştığında bilgiyi nasıl işlediğini ve depoladığını, ihtiyaç duyulduğunda da bilgiyi nasıl çağırdığını görelim.<br />
<br />
Hafıza, beyindeki ?nöron? adı verilen sinir hücrelerinin birbirleri arasında bağlantı kurması (sinaps) esasına dayanır. Bir sinir hücresi, bir hücre gövdesinden ve çekirdekten, bu gövdeye başka hücrelerden bilgi taşıyan çok sayıda dendrid ve nöronda toplanan bilgileri başka nöronlara aktaran tek bir akson'dan meydana gelir.<br />
<br />
Dendrid'lerin üzerinde başka nöronların aksonlarının değdiği ?sinaptik aralık? adı verilen bir boşluk vardır ki, bu boşluk çeşitli biyokimyasal ve biyoelektrik olayların meydana geldiği, öğrenme ve davranış açısından çok önemli bir yerdir.<br />
<br />
Öğrenmenin temelini oluşturan sinapslar nöronların birbirleriyle iletişim kurması, birbirleriyle haberleşmesi olarak da düşünülebilir.<br />
<br />
Çok çalışıyorum ama bir türlü puanlarım yükselmiyor dediğiniz hiç oldu mu? Eğer bunu dile getiriyorsanız bilmelisiniz ki, hafızanızda kayıtlı olan önceki bilgiler ne kadar azsa, yeni öğrendiğiniz bilgilerle önceki bilgilerinizin birbiriyle iletişim kurması ve bunları kaydetmesi de o kadar fazla zaman alacaktır.<br />
<br />
Bir konuyu iyi öğrenmiş olabilirsiniz; günün birinde o konuyla ilgili bir problem çözerken küçük bir ayrıntıyı hatırlamakta zorlanmış ve o soruyu çözememiş olabilirsiniz. Ya da bir şeyi hatırlamaya çalışırken ?dilimin ucunda? dediğiniz anlar da olmuştur. Peki, bunun nedenini hiç düşündünüz mü?<br />
<br />
Bu durumun sebebi nöron adı verilen sinir hücrelerinin yüksek derecede bir uzmanlaşmayla çalışma esasına dayanmasında yatmaktadır. Bir araba fabrikasında çalışan işçilerin durumunu düşünün. Her bir işçi, işin ancak çok küçük bir bölümünü üstlenmektedir.<br />
<br />
Her bir işçi nöron işin ancak çok küçük bir kısmı üzerinde uzmanlaşmakta ve diğer işçi nöronlarla işin kalan kısmını paylaşarak bilgileri hatırlamamızı sağlamaktadırlar.<br />
<br />
Eğer ki işçi nöronlardan bazılarının görevini yerine getirmesi bir şekilde bozucu bir etkiye maruz kalırsa (tekrar etmeme, aşırı yorgunluk, uykusuzluk v.b) arabanın (yani bilginin) meydana gelmesi ertelenecektir. İşte bir bilgi bütününü tanımlayan nöronlardan bazılarının görevlerini yerine getirememeleri ya da birbirleriyle haberleşememeleri ?Ben bunu biliyorum, dilimin ucunda ama bir türlü çıkartamıyorum.? dememize sebep olmaktadır.<br />
<br />
Şimdi sıra geldi belleğin birbiriyle ilişkili olan üç aşamasını tanımaya:<br />
<br />
1. Öğrenme aşaması: Bilgilerin duyu organları tarafından alınıp algılanması ve birtakım işlemlerden geçtikten sonra yorumlanarak hafızaya aktarılması aşamasıdır.<br />
<br />
Peki, bir bilgiyi öğrendiğimizi nasıl anlayabiliriz? Bunun için belli başlı kriterler mevcuttur. Bunlar;<br />
<br />
· Üzerinde kafa yorduğumuz bilgileri notlarınıza bakmadan kendi cümlelerinizle ifade edebiliyor ya da anlatabiliyorsanız,<br />
<br />
· O bilgilerle ilgili soruları cevaplandırabiliyor ya da o bilgilerin kullanılmasını gerektiren problemleri çözebiliyorsanız, öğrenme meydana gelmiş demektir.<br />
<br />
Peki, öğrenme aşamasında bilgilerin hatırlanma oranını artırmak için neler yapılmalıdır?<br />
<br />
· Öğrenmeye çalıştığınız konuya merakla yaklaşın. Merak çalıştığınız dersin zor ayrıntılarını zahmetsizce hatırlamanızı sağlayacaktır. Merak, dikkati yapılan işe yöneltir ve düşünceyi canlı tutar. Merak edilen bir konunun öğrenilmesi kolaylaşır, öğrenilenlerin hafızada tutulmasını sağlar.<br />
<br />
· Başka bir ifadeyle ilgi ve merakla yaklaştığınız bir derse, dikkatinizi verirsiniz ve onu anlamak istersiniz. Anlamak ise bir dersi öğrenmenin ve hafızada tutmanın en iyi yollarından birisidir.<br />
<br />
· Çalıştığınız konuya yüzeysel bir şekilde anlayacak kadar çalışmakla yetinmeyin. Biraz daha fazla çalışmayı deneyin.<br />
<br />
· Öğrenme aşamasında fazladan çalışma (örneğin 1 saat çalışmak yerine 1.30 saat çalışmak) öğrenilen bilginin hafızada tutulma ve unutulmama yüzdesini artırmaktadır (Örneğin 1 saat çalışıldığında bir sonraki gün o bilginin hatırlanma yüzdesi % 70 iken 1.30 saat çalışma durumunda % 90 olabilmektedir).<br />
<br />
<br />
<br />
Peki bir konuyu öğrenmek için çaba sarf ederken, çalışmayı ve öğrenmeyi nasıl zevkli hale getirebiliriz?<br />
<br />
a.Eğer bir derse karşı önyargılı yaklaşıyorsanız (X dersini sevmiyorum ya da Y dersine çalışmaktan hoşlanmıyorum), öncelikle bu derse karşı duygu ve düşüncelerinizi yeniden gözden geçirmelisiniz. Çoğunlukla bu tür nitelemeler öğrencinin dersi anlama ve başarılı olma konusunda zorlanmasından kaynaklanır. Yoksa dersin hakikaten ?sevimsiz? bir ders olmasından kaynaklanmaz. Bu durumda yapmanız gereken şey, dersin üzerine eğilme kararlılığını göstermektir.<br />
<br />
b.Anlamakta zorlandığınız konuları bilgi ve anlayış düzeyinize daha uygun olan konu anlatımlı kitap ya da dergilerden takip etmelisiniz. Ayrıca soru çözerken de buna dikkat etmeli, bilgi seviyenizi kat kat aşan soruları ileriki zamanlara bırakmalısınız. Önce basit düzeydeki kaynaklardan çalışmalı sonra da daha zor olan kaynaklara geçmelisiniz.<br />
<br />
c.Zorlandığınız konularda o derste daha başarılı olan ya da o dersi daha iyi kavrayan bir arkadaşınızla birlikte çalışmanız konuyu daha iyi anlamanızı sağlayabilir. Böylesi bir çalışma özellikle sorulan soruları yapmakta zorlandığınızda ya da ?sevmediğiniz? bir dersi öğrenmeye çalışırken oldukça faydalıdır. Zira insan anlaştığı bir arkadaşıyla bu tür bir dersi çalışırken o kadar sıkılmaz.<br />
<br />
Ders çalışma isteğinin gelmesini beklemek yerine, öncelikle masanın başına oturmalı ve bunun için kendinizi zorlamalısınız. İnsan her zaman istekli bir şekilde çalışma masasının başına oturmaz; belki de çoğu zaman bir zorlamanın etkisiyle çalışır. Daha açık ifade edersek, çalışma isteği anlama işi gerçekleştirildikten sonra ortaya çıkacak bir ruh halidir.<br />
<br />
2. Hafızada tutma aşaması:<br />
<br />
Öğrenilen bilgilerin, öğrenmenin tamamlandığı ve hafızaya geçirildiği andan, hatırlama anına kadar hafızada tutulmasıdır. Hafızayı, bir kütüphaneye benzetirsek, birinci aşama olan öğrenme (kısa süreli belleğin verileri işlemesi) yeni alınan kitapların kütüphaneye girmesini; ikinci aşama olan hafızada tutma ise (işlenen bilgilerin uzun süreli hafızaya kaydedilerek aktarılması), kitapların bir okurun talepte bulunma anına kadar kütüphanede durmasıdır.<br />
<br />
Peki, hafızada tutma aşamasında bilgilerin hatırlanma oranını artırmak için neler yapılmalıdır?<br />
<br />
Yeni öğrenilmiş bilgilerin unutulmasına karşı alınacak önlemlerin başında, bilgileri düzenli bir şekilde tekrar etmek gelir. Tekrarlar, unutmaya karşı direnci artırır. Dersin verildiği gün tekrarlanan bir bilgi, zihinde çok daha büyük bir iz bırakır. Bu da başarılı olmayı sağlayan çok önemli bir kazançtır.<br />
<br />
Tekrarlar yapılırken bilinçli ve planlı bir sıra gözetilmelidir. Şöyle ki: Bilgilerimiz öğrenmeden sonraki ilk 20 dakikadan başlayarak, bir saat, sekiz saat, yirmi dört saat sonraki ve 31 güne kadarki unutma eğrisi aşağıdaki grafikte gösterilmiştir. Dolayısıyla unutmaya karşı girişilen ilk tekrar unutmanın düşmeye başladığı noktadan, yani 40 dakikalık bir öğrenme seansından sonra yapılmalıdır. İkinci tekrar yaklaşık olarak 24 saat sonra, üçüncü tekrar 1 hafta sonra ve dördüncü tekrar da bir ay sonra yapılmalıdır. Böylece unutma son derece yavaş olacaktır.<br />
<br />
Öğrenmede tekrarın önemini bir örnekle açıklayalım. Bir kum yığını düşünün: Yığının tepesinden bir kova su dökersek (ki her yeni bilgi, bizim için nöronların oluşması demektir), su tepenin eteklerine doğru kendine yol açarak akar. Fazla vakit geçirmeden tepedeki aynı yere bir kova daha su dökersek (ki önceki bilgilerle sonraki bilgiler birbirleriyle bağlantı kurduğunda bilgi kalıcı hale gelir), bu ikinci su birincisinin açtığı oluklar boyunca akar gider. Bu hatırlama olayını temsil eder. İlk kanallar açıldıktan sonra, uzun süre ikinci su dökülmezse kanallar kapanır. Bu da unutmadır.<br />
<br />
Yapılması gereken şeylerden biri de, o konuda daha sonra öğrenilen bilgileri daha öncekilerle ilişkilendirmektir.<br />
<br />
· Öğrenilen bilgilerin bir arkadaşa anlatılması ya da o konu üzerinde onunla tartışmak da hafızayı kuvvetlendiren faktörlerden birisidir.<br />
<br />
· İyi bir gece uykusu hafızanın güçlenmesi için birebirdir. Çeşitli araştırmalar insanların bilgiyi edindikten sonra uyurlarsa öğrenilenleri daha kolay hatırladıklarını göstermiştir. Bu, öğrenmeden sonra uyunduğunda nöronlar arasındaki bağların güçlendiği anlamına gelmektedir.<br />
<br />
· Bir bilgiyi hatırlarken zorluk çekmenin bir nedeni de ders dinlerken ya da çalışırken dikkatin yapılan öğrenme faaliyetine yoğunlaştırılmamasıdır. Bunu bir örnekle açıklayalım. Bir futbol maçını kameraman olarak canlı bağlantıyla onbinlerce insana ilettiğinizi düşünün. Profesyonel bir kameramandan beklenen, rakip takımlardaki futbolcuların topa sahip olma mücadelesini en iyi açıyla aktarmasıdır. Ancak siz tutar da aynı anda hem tribünlerdeki seyircileri hem de futbolcuların topu alma mücadelelerini çekmeye çalışırsanız topa sahip olma mücadelesi anında yaşananları çekemeyebilirsiniz.<br />
<br />
Çünkü kameranın merceğinin belli bir anda sadece bir görüş alanı mevcuttur. İki alan arasında gidip gelebilirsiniz; ama sonuç onların her birinden sadece parça görüntüler; yani bilgiler yakalamanızla sonuçlanacaktır.<br />
<br />
<br />
<br />
3. Bulup çıkarma (hatırlama) aşaması:<br />
<br />
Öğrenilenlerin üzerinden zaman geçtikten sonra ihtiyaç halinde bilgilerin hatırlanmasıdır. Kütüphane benzetmesinde öğrenme aşamasını kitapların kütüphaneye girişine, hafızada tutmayı da kitapları kütüphanede muhafaza etmeye benzetmiştik. Bulup çıkarma aşaması da bir okurun isteği üzerine kütüphaneden ilgili kitabın bulunup çıkarılmasını simgelemektedir.<br />
<br />
Hiç iyi bildiğiniz ama sınavda bir türlü hatırlayamadığınız bilgiler oldu mu? Dahası bu bilgileri sınavdan çıktıktan sonra hatırladığınız oldu mu? Ne kadar can sıkıcı bir durum değil mi? Bilgiyi hatırlayamama hatırlanacak içeriğin hafızada olmaması yüzünden değil, o anda bilgiye ulaşılamadığı içindir. Bunun sebepleri şöyle sıralanabilir:<br />
<br />
· Hafızaya kaydedilen bilgilerin ihtiyaç anında zihin kütüphanemizde bulunmasını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmemesi.<br />
<br />
· Bir örnek vermek gerekirse, kitapların rasgele raflara konulduğu bir kütüphanede, görevlinin bir okurun istediği kitabı bulabilmesi için bütün kütüphaneyi taraması gerektiği halde, kitapların yazarlarının, yayınevinin, basıldığı yılın, hangi konu içerisinde anıldığının, kaç sayfa olduğunun tespit edilerek tasnif edildiği ve birbiriyle ilgili kitapların bir araya konulduğu bir kütüphanede arama, deponun belli bir yerinde yapılır.<br />
<br />
· Zihnin o anda içinde bulunduğu koşullar. Sınav anındaki telaş, stres ve heyecan muhakeme gücünüzü zayıflatır ve hafızadaki bulup çıkarma işlemini bozar.<br />
<br />
· Sınav sorusunun ifade ediliş şekli. Öğrencinin birbirinden farklı soru tiplerinden çözmemesi sınav anında istenen bilginin ne olduğunun anlaşılamamasını, dolayısıyla anlam verilemeyen soruyu çözmek için gereken bilginin bulup çıkarılamamasını beraberinde getirmektedir.<br />
<br />
Bu ve benzeri sebepler yüzünden sınav bittikten sonra ?Ben bu soruyu nasıl yapamadım.?, ?Yolda sınav kitapçığını incelerken soruyu çözdüm.? demeniz sizi şaşırtmayacaktır. Artık bu olumsuz durumun nedenini biliyorsunuz.<br />
<br />
Peki bulup çıkarma (hatırlama) aşamasında bilgilerin hatırlanma oranını artırmak için neler yapılmalıdır?<br />
<br />
Belleğin hatırlamasına yardımcı olan beş ana faktör vardır. Öncelikle bunlara bir göz atalım:<br />
<br />
· Öncelik: Olayların ortasından ziyade başlangıçlarını ve bir olayın tekrarlarından çok o olayın ilk oluşunu anımsarız. Bu yüzden öğrenme sürenizi öncelik ve yakınlık etkilerinin azami ölçüde olacağı, öğrenme sırasında ortadaki sarkmanın asgariye indirileceği şekilde organize edin.<br />
<br />
· Yenilik/Yakınlık: Zaman olarak daha yakın bir tarihte olanları daha kolay hatırlarız. Gerçek yaşamdan örnekleyecek olursak, dünü önceki günden daha iyi, önceki günü ondan önceki günden daha iyi anımsarız.<br />
<br />
· Bağlantı: Birbiriyle bağlantısı olan şeyler bağlantısı olmayanlardan daha iyi hatırlanır. Bu yüzden düşünerek ve anlayarak öğrenin. Anlama, bilgileri birbirine bağlar. Hafızanın bir bilgiyi hatırlamada zorluk çektiği durumlarda muhakeme gücünüz yardımınıza koşar ve konular arasındaki mantıksal ilişkiler aracılığıyla aradığınız bilgiye ulaşmanız daha kolay olur.<br />
<br />
· Göze çarpıcılık: Üzerinde çalıştığınız konuyu tuhaf, sıra dışı, abartılı veya göze çarpan herhangi bir şeyle destekleyin. Unutmayın, beyin ?sıradan ilişkileri? dikkate almayabilir.<br />
<br />
· Tekrar: Öğrendiğiniz bilgileri belirli periyotlarla tekrar edin. Çünkü bir bilgiyi ne kadar sık hatırlarsanız, o bilgiye ihtiyaç duyduğunuz başka bir anda zihninizin onu bulması o kadar kolay olur.<br />
<br />
Beynin ilk ve son şeylerin daha iyi hatırlandığını bilmek, herhangi bir konuyu öğrenirken oldukça yararlıdır; çünkü hatırlamayı artıracak şekilde zamanı düzenlemeye yardım eder. Örneğin, ara vermeden dört saat çalışırsanız, kendinize yalnızca tek öncelik ve tek yakınlık durumu tanımış olursunuz, anımsama öncelik ve yakınlık durumlarının ortasına sarkar. Dört saati daha çok sayıda birime bölerseniz daha çok ?ilk ve son? durumları yaratılır ve sonuçta da hatırlamada artış olur. Araştırmalar en ideal ders çalışma süresinin, konunun zorluğuna ve ilgi düzeyinize bağlı olarak, 20 ila 40 dakika arasında olması gerektiğini göstermiştir <br />
<br />
alıntı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Çok Çalışıyorum Ama Bir Türlü Başarılı Olamıyorum Diyenler İçin Etkili Bellek Kullanımı<br />
<br />
Eğer her şeyi anımsayacak olsaydık, hiçbir şeyi<br />
<br />
anımsamayacak kadar hasta olmamız gerekirdi.<br />
<br />
W. James<br />
<br />
<br />
<br />
Okulda matematik öğrenmek için binlerce saatimi harcadım. Binlerce saatimi dil ve edebiyat öğrenmeye verdim. Binlerce saatim Fen bilgisi, Coğrafya ve Tarih derslerine gitti. Sonra kendi kendime sordum: Ben belleğimin nasıl çalıştığını öğrenebilmek için acaba kaç saatimi ayırdım? Her gün kitapları okuyup, notlar tutarken kullandığım gözlerimin nasıl görev yaptığını öğrenmek için acaba ne kadar zaman harcadım?<br />
<br />
Öğrenmeyi nasıl gerçekleştirdiğimi bilmek için kaç saat ders aldım? Beynimin nasıl çalıştığını öğrenebilmek için kaç saatimi verdim? Nasıl düşündüğümü, nasıl hatırladığımı, düşüncenin yapısını, onun bedenime etkisini öğrenebilmek için neleri feda ettim? Cevabım: Bu amaçlar için tek bir saat bile harcamadım, bu konuda hiçbir çaba göstermedim ve hiçbir fedakarlık yapmadım, oldu.<br />
<br />
Başka bir ifadeyle beynimi en iyi nasıl kullanacağımı şimdiye kadar hiç düşünmemiştim. Üniversiteyi bitirdikten sonra, bir gün büyük bir kütüphaneye gittim ve görevliye ?beynimi nasıl kullanacağım?la ilgili bir kitap olup olmadığını sordum. Görevli bana ?Tıp kitapları üst katta.? dedi. Ben beynimi çıkarmak istemediğimi, onu kullanmak istediğimi söyledim. O da bana: Şey, o konuda kütüphanemizde hiçbir kitap yok!, dedi. Yüz binlerce kitabın olduğu bir kütüphanede en değerli organımızı nasıl kullanabileceğimizle ilgili tek bir kitap bile yoktu. O halde ben bir tane yazmalıyım dedim ve yazdım<br />
<br />
Tony Buzan<br />
<br />
<br />
<br />
Formula 1 yarışlarını hiç izlediniz mi? Dar virajları olan bir yarış pistinde dahi 280 km hızla yol alabilen Formula 1 otomobilleri, araba kullanmayı bilmeyen birinin elinde sıradan bir araç olmaktan öte bir anlam taşıyabilir mi?<br />
<br />
En kısa zamanda hedefe ulaşmayı mümkün kılacak süratte ve donanımda bir aracınız olduğunu, ancak bu aracı en yüksek performansta nasıl kullanabileceğinizi bilmediğinizi varsayalım. Bu şartlarda yarışı kaçıncı olarak bitirebileceğinizi tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek! Böylesi bir sorunla karşılaşmamak için yapmanız gereken ilk şeylerden birisi aracınızın donanımını tanımak ve neler yapabileceğini görmektir. İşte belleğimizi de Formula 1 otomobili gibi düşünebiliriz. Eğer bu mükemmel aracın direksiyonuna onu nasıl kullanacağınızı bilmeden geçerseniz, bırakın sıralamaya girmeyi yarışı bitirmekte bile zorlanabilirsiniz.<br />
<br />
Beyninizin Çalışma Yöntemini Keşfedin<br />
<br />
Gelin şimdi bu mükemmel aracı tanıyalım. Yarışı önlerde bitirmek için ne tür özelliklere sahip olduğunu ve onu daha etkin kullanabilmek için neler yapmak gerektiğini inceleyelim.<br />
<br />
Sınava hazırlanırken bilgi; öğrenme, hafızada tutma ve hatırlama süreci beyin fonksiyonlarının karşılıklı bir işleyişini gerektirmektedir.<br />
<br />
Bu süreci anlamanız bazı bilgilerin belleğimizde neden daha kolay ve daha kalıcı olurken neden bazılarının saman alevi gibi yanıp gittiğini anlamanızı sağlayacaktır.<br />
<br />
Hepimiz çevreden gelen birçok uyarıcının bombardımanı altındayız adeta. Kuş cıvıltısı, güneşin yakıcı sıcaklığı, sabah işe gitmek için bindiğimiz araçtaki insanların hal ve hareketleri, bir çiçek kokusu vb. daha sayamayacağımız birçok duyusal veri. Çevreden gelen bu uyarıcıların kısa süreli belleğe aktarılması dikkat ve algısal süreçler yoluyla meydana gelmektedir. İşte bu noktadan sonra bir duyu verisinin bellekteki macerası da başlamaktadır.<br />
<br />
Bellek, kısa ve uzun süreli bellek olmak üzere iki temel kısıma ayrılmaktadır:<br />
<br />
a. Kısa Süreli Bellek<br />
<br />
Kısa süreli bellek, birkaç saniye ya da birkaç dakika hatırlanmaya ihtiyaç duyulan türden bilgilerin işlendiği kısımdır. Başka bir ifadeyle, bilgilerin kısa bir süreliğine akılda tutulduğu bellektir.<br />
<br />
Kısa süreli belleğin işleyişini bilgisayarlarla ilgili bir örnek vererek açıklayalım: Bilgisayarlar temel olarak RAM ve uzun süreli bellek olmak üzere iki aşamalı bir süreçte çalışan bir donanıma sahiptir. Bilgisayarın beyni olarak nitelenebilecek işlemcinin, üzerinde çalıştığı veriler (bilgiler) kaydedilinceye kadar RAM'de tutulur. İşlemci bu veriler ile (bilgi) işini bitirince, RAM'deki verileri uzun süreli bellek olan diske aktarır. Başka bir ifadeyle, üzerinde çalışılan bilgiler ?Kaydet? komutuyla uzun süreli belleğe yazılır.<br />
<br />
Bilgisayar örneğinde olduğu gibi, biz de bir şey okurken ya da dinlerken okuduklarımızı ya da dinlediklerimizi kısa bir süre için bu bellekte tutarız. Daha sonra bu bilgilerin uzun süreli belleğe aktarılması gerekiyorsa bu genellikle iki şekilde meydana gelmektedir: Tekrar ve kodlama<br />
<br />
Bir bilgi yeterli sıklıkta tekrarlanırsa uzun süreli belleğe geçer. Kodlamada ise, uzun süreli bellekte varolan bilgi ile kısa süreli bellekteki bilgi ilişkilendirilerek transfer edilir. Bu sayede yeni bilgiler birey için anlamlı bir yapıya kavuşmuş olur.<br />
<br />
b. Uzun Süreli Bellek<br />
<br />
Uzun süreli bellek, beynin aktarılmış bilgileri uzunca bir süre depoladığı ve ihtiyaç duyulduğunda da geri çağırdığı kısımdır. Uzun süreli bellek tüm bildiklerimizin bir toplamıdır ve kapasite sınırı belli değildir. Uzun süreli bellek, kahvenin nasıl yapıldığı gibi rutin bir işten tutun da bir matematik probleminin hangi yöntemle ve hangi aşamalardan geçilerek çözülebileceğine kadar karmaşık bir süreci içerir.<br />
<br />
Kısa süreli belleğin oluşması, beyindeki birtakım fiziksel değişimlerle meydana geldiği için kalıcı değildir; buna karşılık uzun süreli belleğin kapasitesi sınırsızdır ve beyindeki kimyasal değişimlere dayandığı için daha kalıcıdır.<br />
<br />
Düşünme işlemi kısa süreli belleğin gerek duyduğu bilgileri uzun süreli bellekten çağırmasıyla gerçekleşir. Bu işlem gerçekleşirken kısa süreli bellekteki bilgiler aktif, uzun süreli bellekteki bilgiler ise edilgen bir biçimde durur. Bu nedenle kısa süreli bellekteki bir bilgi anında hatırlanabilir. Ancak uzun süreli bellekteki bir bilginin hatırlanabilmesi bilginin belleğe depolanma biçimine bağlıdır. Eğer bilgiler iyi örgütlenmişse daha kısa sürede hatırlanır. Örgütlenmemiş bilgilerin hatırlanması ise daha uzun sürmektedir.<br />
<br />
Şimdi birazda belleğin yeni bir bilgiyle ilk kez karşılaştığında bilgiyi nasıl işlediğini ve depoladığını, ihtiyaç duyulduğunda da bilgiyi nasıl çağırdığını görelim.<br />
<br />
Hafıza, beyindeki ?nöron? adı verilen sinir hücrelerinin birbirleri arasında bağlantı kurması (sinaps) esasına dayanır. Bir sinir hücresi, bir hücre gövdesinden ve çekirdekten, bu gövdeye başka hücrelerden bilgi taşıyan çok sayıda dendrid ve nöronda toplanan bilgileri başka nöronlara aktaran tek bir akson'dan meydana gelir.<br />
<br />
Dendrid'lerin üzerinde başka nöronların aksonlarının değdiği ?sinaptik aralık? adı verilen bir boşluk vardır ki, bu boşluk çeşitli biyokimyasal ve biyoelektrik olayların meydana geldiği, öğrenme ve davranış açısından çok önemli bir yerdir.<br />
<br />
Öğrenmenin temelini oluşturan sinapslar nöronların birbirleriyle iletişim kurması, birbirleriyle haberleşmesi olarak da düşünülebilir.<br />
<br />
Çok çalışıyorum ama bir türlü puanlarım yükselmiyor dediğiniz hiç oldu mu? Eğer bunu dile getiriyorsanız bilmelisiniz ki, hafızanızda kayıtlı olan önceki bilgiler ne kadar azsa, yeni öğrendiğiniz bilgilerle önceki bilgilerinizin birbiriyle iletişim kurması ve bunları kaydetmesi de o kadar fazla zaman alacaktır.<br />
<br />
Bir konuyu iyi öğrenmiş olabilirsiniz; günün birinde o konuyla ilgili bir problem çözerken küçük bir ayrıntıyı hatırlamakta zorlanmış ve o soruyu çözememiş olabilirsiniz. Ya da bir şeyi hatırlamaya çalışırken ?dilimin ucunda? dediğiniz anlar da olmuştur. Peki, bunun nedenini hiç düşündünüz mü?<br />
<br />
Bu durumun sebebi nöron adı verilen sinir hücrelerinin yüksek derecede bir uzmanlaşmayla çalışma esasına dayanmasında yatmaktadır. Bir araba fabrikasında çalışan işçilerin durumunu düşünün. Her bir işçi, işin ancak çok küçük bir bölümünü üstlenmektedir.<br />
<br />
Her bir işçi nöron işin ancak çok küçük bir kısmı üzerinde uzmanlaşmakta ve diğer işçi nöronlarla işin kalan kısmını paylaşarak bilgileri hatırlamamızı sağlamaktadırlar.<br />
<br />
Eğer ki işçi nöronlardan bazılarının görevini yerine getirmesi bir şekilde bozucu bir etkiye maruz kalırsa (tekrar etmeme, aşırı yorgunluk, uykusuzluk v.b) arabanın (yani bilginin) meydana gelmesi ertelenecektir. İşte bir bilgi bütününü tanımlayan nöronlardan bazılarının görevlerini yerine getirememeleri ya da birbirleriyle haberleşememeleri ?Ben bunu biliyorum, dilimin ucunda ama bir türlü çıkartamıyorum.? dememize sebep olmaktadır.<br />
<br />
Şimdi sıra geldi belleğin birbiriyle ilişkili olan üç aşamasını tanımaya:<br />
<br />
1. Öğrenme aşaması: Bilgilerin duyu organları tarafından alınıp algılanması ve birtakım işlemlerden geçtikten sonra yorumlanarak hafızaya aktarılması aşamasıdır.<br />
<br />
Peki, bir bilgiyi öğrendiğimizi nasıl anlayabiliriz? Bunun için belli başlı kriterler mevcuttur. Bunlar;<br />
<br />
· Üzerinde kafa yorduğumuz bilgileri notlarınıza bakmadan kendi cümlelerinizle ifade edebiliyor ya da anlatabiliyorsanız,<br />
<br />
· O bilgilerle ilgili soruları cevaplandırabiliyor ya da o bilgilerin kullanılmasını gerektiren problemleri çözebiliyorsanız, öğrenme meydana gelmiş demektir.<br />
<br />
Peki, öğrenme aşamasında bilgilerin hatırlanma oranını artırmak için neler yapılmalıdır?<br />
<br />
· Öğrenmeye çalıştığınız konuya merakla yaklaşın. Merak çalıştığınız dersin zor ayrıntılarını zahmetsizce hatırlamanızı sağlayacaktır. Merak, dikkati yapılan işe yöneltir ve düşünceyi canlı tutar. Merak edilen bir konunun öğrenilmesi kolaylaşır, öğrenilenlerin hafızada tutulmasını sağlar.<br />
<br />
· Başka bir ifadeyle ilgi ve merakla yaklaştığınız bir derse, dikkatinizi verirsiniz ve onu anlamak istersiniz. Anlamak ise bir dersi öğrenmenin ve hafızada tutmanın en iyi yollarından birisidir.<br />
<br />
· Çalıştığınız konuya yüzeysel bir şekilde anlayacak kadar çalışmakla yetinmeyin. Biraz daha fazla çalışmayı deneyin.<br />
<br />
· Öğrenme aşamasında fazladan çalışma (örneğin 1 saat çalışmak yerine 1.30 saat çalışmak) öğrenilen bilginin hafızada tutulma ve unutulmama yüzdesini artırmaktadır (Örneğin 1 saat çalışıldığında bir sonraki gün o bilginin hatırlanma yüzdesi % 70 iken 1.30 saat çalışma durumunda % 90 olabilmektedir).<br />
<br />
<br />
<br />
Peki bir konuyu öğrenmek için çaba sarf ederken, çalışmayı ve öğrenmeyi nasıl zevkli hale getirebiliriz?<br />
<br />
a.Eğer bir derse karşı önyargılı yaklaşıyorsanız (X dersini sevmiyorum ya da Y dersine çalışmaktan hoşlanmıyorum), öncelikle bu derse karşı duygu ve düşüncelerinizi yeniden gözden geçirmelisiniz. Çoğunlukla bu tür nitelemeler öğrencinin dersi anlama ve başarılı olma konusunda zorlanmasından kaynaklanır. Yoksa dersin hakikaten ?sevimsiz? bir ders olmasından kaynaklanmaz. Bu durumda yapmanız gereken şey, dersin üzerine eğilme kararlılığını göstermektir.<br />
<br />
b.Anlamakta zorlandığınız konuları bilgi ve anlayış düzeyinize daha uygun olan konu anlatımlı kitap ya da dergilerden takip etmelisiniz. Ayrıca soru çözerken de buna dikkat etmeli, bilgi seviyenizi kat kat aşan soruları ileriki zamanlara bırakmalısınız. Önce basit düzeydeki kaynaklardan çalışmalı sonra da daha zor olan kaynaklara geçmelisiniz.<br />
<br />
c.Zorlandığınız konularda o derste daha başarılı olan ya da o dersi daha iyi kavrayan bir arkadaşınızla birlikte çalışmanız konuyu daha iyi anlamanızı sağlayabilir. Böylesi bir çalışma özellikle sorulan soruları yapmakta zorlandığınızda ya da ?sevmediğiniz? bir dersi öğrenmeye çalışırken oldukça faydalıdır. Zira insan anlaştığı bir arkadaşıyla bu tür bir dersi çalışırken o kadar sıkılmaz.<br />
<br />
Ders çalışma isteğinin gelmesini beklemek yerine, öncelikle masanın başına oturmalı ve bunun için kendinizi zorlamalısınız. İnsan her zaman istekli bir şekilde çalışma masasının başına oturmaz; belki de çoğu zaman bir zorlamanın etkisiyle çalışır. Daha açık ifade edersek, çalışma isteği anlama işi gerçekleştirildikten sonra ortaya çıkacak bir ruh halidir.<br />
<br />
2. Hafızada tutma aşaması:<br />
<br />
Öğrenilen bilgilerin, öğrenmenin tamamlandığı ve hafızaya geçirildiği andan, hatırlama anına kadar hafızada tutulmasıdır. Hafızayı, bir kütüphaneye benzetirsek, birinci aşama olan öğrenme (kısa süreli belleğin verileri işlemesi) yeni alınan kitapların kütüphaneye girmesini; ikinci aşama olan hafızada tutma ise (işlenen bilgilerin uzun süreli hafızaya kaydedilerek aktarılması), kitapların bir okurun talepte bulunma anına kadar kütüphanede durmasıdır.<br />
<br />
Peki, hafızada tutma aşamasında bilgilerin hatırlanma oranını artırmak için neler yapılmalıdır?<br />
<br />
Yeni öğrenilmiş bilgilerin unutulmasına karşı alınacak önlemlerin başında, bilgileri düzenli bir şekilde tekrar etmek gelir. Tekrarlar, unutmaya karşı direnci artırır. Dersin verildiği gün tekrarlanan bir bilgi, zihinde çok daha büyük bir iz bırakır. Bu da başarılı olmayı sağlayan çok önemli bir kazançtır.<br />
<br />
Tekrarlar yapılırken bilinçli ve planlı bir sıra gözetilmelidir. Şöyle ki: Bilgilerimiz öğrenmeden sonraki ilk 20 dakikadan başlayarak, bir saat, sekiz saat, yirmi dört saat sonraki ve 31 güne kadarki unutma eğrisi aşağıdaki grafikte gösterilmiştir. Dolayısıyla unutmaya karşı girişilen ilk tekrar unutmanın düşmeye başladığı noktadan, yani 40 dakikalık bir öğrenme seansından sonra yapılmalıdır. İkinci tekrar yaklaşık olarak 24 saat sonra, üçüncü tekrar 1 hafta sonra ve dördüncü tekrar da bir ay sonra yapılmalıdır. Böylece unutma son derece yavaş olacaktır.<br />
<br />
Öğrenmede tekrarın önemini bir örnekle açıklayalım. Bir kum yığını düşünün: Yığının tepesinden bir kova su dökersek (ki her yeni bilgi, bizim için nöronların oluşması demektir), su tepenin eteklerine doğru kendine yol açarak akar. Fazla vakit geçirmeden tepedeki aynı yere bir kova daha su dökersek (ki önceki bilgilerle sonraki bilgiler birbirleriyle bağlantı kurduğunda bilgi kalıcı hale gelir), bu ikinci su birincisinin açtığı oluklar boyunca akar gider. Bu hatırlama olayını temsil eder. İlk kanallar açıldıktan sonra, uzun süre ikinci su dökülmezse kanallar kapanır. Bu da unutmadır.<br />
<br />
Yapılması gereken şeylerden biri de, o konuda daha sonra öğrenilen bilgileri daha öncekilerle ilişkilendirmektir.<br />
<br />
· Öğrenilen bilgilerin bir arkadaşa anlatılması ya da o konu üzerinde onunla tartışmak da hafızayı kuvvetlendiren faktörlerden birisidir.<br />
<br />
· İyi bir gece uykusu hafızanın güçlenmesi için birebirdir. Çeşitli araştırmalar insanların bilgiyi edindikten sonra uyurlarsa öğrenilenleri daha kolay hatırladıklarını göstermiştir. Bu, öğrenmeden sonra uyunduğunda nöronlar arasındaki bağların güçlendiği anlamına gelmektedir.<br />
<br />
· Bir bilgiyi hatırlarken zorluk çekmenin bir nedeni de ders dinlerken ya da çalışırken dikkatin yapılan öğrenme faaliyetine yoğunlaştırılmamasıdır. Bunu bir örnekle açıklayalım. Bir futbol maçını kameraman olarak canlı bağlantıyla onbinlerce insana ilettiğinizi düşünün. Profesyonel bir kameramandan beklenen, rakip takımlardaki futbolcuların topa sahip olma mücadelesini en iyi açıyla aktarmasıdır. Ancak siz tutar da aynı anda hem tribünlerdeki seyircileri hem de futbolcuların topu alma mücadelelerini çekmeye çalışırsanız topa sahip olma mücadelesi anında yaşananları çekemeyebilirsiniz.<br />
<br />
Çünkü kameranın merceğinin belli bir anda sadece bir görüş alanı mevcuttur. İki alan arasında gidip gelebilirsiniz; ama sonuç onların her birinden sadece parça görüntüler; yani bilgiler yakalamanızla sonuçlanacaktır.<br />
<br />
<br />
<br />
3. Bulup çıkarma (hatırlama) aşaması:<br />
<br />
Öğrenilenlerin üzerinden zaman geçtikten sonra ihtiyaç halinde bilgilerin hatırlanmasıdır. Kütüphane benzetmesinde öğrenme aşamasını kitapların kütüphaneye girişine, hafızada tutmayı da kitapları kütüphanede muhafaza etmeye benzetmiştik. Bulup çıkarma aşaması da bir okurun isteği üzerine kütüphaneden ilgili kitabın bulunup çıkarılmasını simgelemektedir.<br />
<br />
Hiç iyi bildiğiniz ama sınavda bir türlü hatırlayamadığınız bilgiler oldu mu? Dahası bu bilgileri sınavdan çıktıktan sonra hatırladığınız oldu mu? Ne kadar can sıkıcı bir durum değil mi? Bilgiyi hatırlayamama hatırlanacak içeriğin hafızada olmaması yüzünden değil, o anda bilgiye ulaşılamadığı içindir. Bunun sebepleri şöyle sıralanabilir:<br />
<br />
· Hafızaya kaydedilen bilgilerin ihtiyaç anında zihin kütüphanemizde bulunmasını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmemesi.<br />
<br />
· Bir örnek vermek gerekirse, kitapların rasgele raflara konulduğu bir kütüphanede, görevlinin bir okurun istediği kitabı bulabilmesi için bütün kütüphaneyi taraması gerektiği halde, kitapların yazarlarının, yayınevinin, basıldığı yılın, hangi konu içerisinde anıldığının, kaç sayfa olduğunun tespit edilerek tasnif edildiği ve birbiriyle ilgili kitapların bir araya konulduğu bir kütüphanede arama, deponun belli bir yerinde yapılır.<br />
<br />
· Zihnin o anda içinde bulunduğu koşullar. Sınav anındaki telaş, stres ve heyecan muhakeme gücünüzü zayıflatır ve hafızadaki bulup çıkarma işlemini bozar.<br />
<br />
· Sınav sorusunun ifade ediliş şekli. Öğrencinin birbirinden farklı soru tiplerinden çözmemesi sınav anında istenen bilginin ne olduğunun anlaşılamamasını, dolayısıyla anlam verilemeyen soruyu çözmek için gereken bilginin bulup çıkarılamamasını beraberinde getirmektedir.<br />
<br />
Bu ve benzeri sebepler yüzünden sınav bittikten sonra ?Ben bu soruyu nasıl yapamadım.?, ?Yolda sınav kitapçığını incelerken soruyu çözdüm.? demeniz sizi şaşırtmayacaktır. Artık bu olumsuz durumun nedenini biliyorsunuz.<br />
<br />
Peki bulup çıkarma (hatırlama) aşamasında bilgilerin hatırlanma oranını artırmak için neler yapılmalıdır?<br />
<br />
Belleğin hatırlamasına yardımcı olan beş ana faktör vardır. Öncelikle bunlara bir göz atalım:<br />
<br />
· Öncelik: Olayların ortasından ziyade başlangıçlarını ve bir olayın tekrarlarından çok o olayın ilk oluşunu anımsarız. Bu yüzden öğrenme sürenizi öncelik ve yakınlık etkilerinin azami ölçüde olacağı, öğrenme sırasında ortadaki sarkmanın asgariye indirileceği şekilde organize edin.<br />
<br />
· Yenilik/Yakınlık: Zaman olarak daha yakın bir tarihte olanları daha kolay hatırlarız. Gerçek yaşamdan örnekleyecek olursak, dünü önceki günden daha iyi, önceki günü ondan önceki günden daha iyi anımsarız.<br />
<br />
· Bağlantı: Birbiriyle bağlantısı olan şeyler bağlantısı olmayanlardan daha iyi hatırlanır. Bu yüzden düşünerek ve anlayarak öğrenin. Anlama, bilgileri birbirine bağlar. Hafızanın bir bilgiyi hatırlamada zorluk çektiği durumlarda muhakeme gücünüz yardımınıza koşar ve konular arasındaki mantıksal ilişkiler aracılığıyla aradığınız bilgiye ulaşmanız daha kolay olur.<br />
<br />
· Göze çarpıcılık: Üzerinde çalıştığınız konuyu tuhaf, sıra dışı, abartılı veya göze çarpan herhangi bir şeyle destekleyin. Unutmayın, beyin ?sıradan ilişkileri? dikkate almayabilir.<br />
<br />
· Tekrar: Öğrendiğiniz bilgileri belirli periyotlarla tekrar edin. Çünkü bir bilgiyi ne kadar sık hatırlarsanız, o bilgiye ihtiyaç duyduğunuz başka bir anda zihninizin onu bulması o kadar kolay olur.<br />
<br />
Beynin ilk ve son şeylerin daha iyi hatırlandığını bilmek, herhangi bir konuyu öğrenirken oldukça yararlıdır; çünkü hatırlamayı artıracak şekilde zamanı düzenlemeye yardım eder. Örneğin, ara vermeden dört saat çalışırsanız, kendinize yalnızca tek öncelik ve tek yakınlık durumu tanımış olursunuz, anımsama öncelik ve yakınlık durumlarının ortasına sarkar. Dört saati daha çok sayıda birime bölerseniz daha çok ?ilk ve son? durumları yaratılır ve sonuçta da hatırlamada artış olur. Araştırmalar en ideal ders çalışma süresinin, konunun zorluğuna ve ilgi düzeyinize bağlı olarak, 20 ila 40 dakika arasında olması gerektiğini göstermiştir <br />
<br />
alıntı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[gerçek bir çekirge öyküsü]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-52.html</link>
			<pubDate>Fri, 26 Jun 2009 15:38:37 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-52.html</guid>
			<description><![CDATA[“Çoğu insan eksik düşündüğü yönlerini göstermek istemez. Eksikliklerini herkesten saklamanın daha büyük bir eksiklik olduğunu anlamaz.Aşağıdaki hikayeyi okuduğunuzda bir eksikliğin, üstünlüğe nasıl dönüştüğünü göreceksiniz. “ Dokuz yaşındaki bir Japon çocuğun en büyük hayali günün birinde çok iyi bir judocu olmaktır. Fakat talihsiz bir trafik kazası sonucu sol kolunu tamamıyla kaybeder. Hem cocuk hem de ailesi yıkılır. Ailesi sırf çocuk oyalansın diye, Japonların en ünlü hocalarından birini tutarlar. Hoca kolları sıvar, çocuğa tek kolla yapabileceği yegane fırlatma hareketini öğretir. Gece gündüz çocukla beraber bu hareketi çalışırlar. Bir müddet sonra çocuk hareketi gayet iyi ve hızlı bir şekilde yapmaya başlar. Fakat, hocası çocuğa her gün saatler boyu aynı hareketi adeta ezberletir. Çocuk bu hareketten sıkılıp yeni hareketler öğrenmek istedikçe, hocası bu hareketi dünyada en hızlı yapana dek calışmasını ve başka hareket öğretmeyecegini söyler. Bir müddet sonra çocuk bu hareketi yıldırım hızıyla yapmaya alışır. Bunun üzerine hoca, çocuğa artık bir turnuvaya katılma zamanının geldiğini söyler. Olacak şey değildir! Tek kollu bir judocu, tek hareketle turnuvaya katılacak. Çocuk itiraz ettikçe hocası “Evlat, sen öğrendiğin hareketi yap, gerisini merak etme!” diye öğütte bulunur. Birinci tur, ikinci tur derken çocuk turları gayet rahat geçer. En nihayet finale gelir. Tek hareket bilgisi ile finale kadar gelen çocuğun finaldeki rakibi bölgenin en iyi judocusudur. Cocuk, dev cüsseli rakibini görünce korkar. Hocası, yine sakindir, “Evlat, sen bu harekette dünyada teksin!, kendi oyununu yap! Yeter!” der. Çocuk, rakibine kendi hareketini şimşek hızıyla uygular, rakip kalktıkça, aynı hareketi yineler. İnanılır gibi değildir! Çocuk tek kolla tek hareket sayesinde şampiyon olmuştur. Çocuk dayanamaz ve hocasına sorar, “Hocam, inanamıyorum! Ben nasıl şampiyon oldum?” der. Hocası yine sakin bir ifade ile şöyle cevaplar, “Bu zaferin iki sırrı var oğlum! Birincisi; judonun en güç hareketlerinden birini cok iyi yapabilmendir! İkincisi bu harekete karşı tek bir savunma vardır. O da hareketi yapanın sol kolunu tutmak!...”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[“Çoğu insan eksik düşündüğü yönlerini göstermek istemez. Eksikliklerini herkesten saklamanın daha büyük bir eksiklik olduğunu anlamaz.Aşağıdaki hikayeyi okuduğunuzda bir eksikliğin, üstünlüğe nasıl dönüştüğünü göreceksiniz. “ Dokuz yaşındaki bir Japon çocuğun en büyük hayali günün birinde çok iyi bir judocu olmaktır. Fakat talihsiz bir trafik kazası sonucu sol kolunu tamamıyla kaybeder. Hem cocuk hem de ailesi yıkılır. Ailesi sırf çocuk oyalansın diye, Japonların en ünlü hocalarından birini tutarlar. Hoca kolları sıvar, çocuğa tek kolla yapabileceği yegane fırlatma hareketini öğretir. Gece gündüz çocukla beraber bu hareketi çalışırlar. Bir müddet sonra çocuk hareketi gayet iyi ve hızlı bir şekilde yapmaya başlar. Fakat, hocası çocuğa her gün saatler boyu aynı hareketi adeta ezberletir. Çocuk bu hareketten sıkılıp yeni hareketler öğrenmek istedikçe, hocası bu hareketi dünyada en hızlı yapana dek calışmasını ve başka hareket öğretmeyecegini söyler. Bir müddet sonra çocuk bu hareketi yıldırım hızıyla yapmaya alışır. Bunun üzerine hoca, çocuğa artık bir turnuvaya katılma zamanının geldiğini söyler. Olacak şey değildir! Tek kollu bir judocu, tek hareketle turnuvaya katılacak. Çocuk itiraz ettikçe hocası “Evlat, sen öğrendiğin hareketi yap, gerisini merak etme!” diye öğütte bulunur. Birinci tur, ikinci tur derken çocuk turları gayet rahat geçer. En nihayet finale gelir. Tek hareket bilgisi ile finale kadar gelen çocuğun finaldeki rakibi bölgenin en iyi judocusudur. Cocuk, dev cüsseli rakibini görünce korkar. Hocası, yine sakindir, “Evlat, sen bu harekette dünyada teksin!, kendi oyununu yap! Yeter!” der. Çocuk, rakibine kendi hareketini şimşek hızıyla uygular, rakip kalktıkça, aynı hareketi yineler. İnanılır gibi değildir! Çocuk tek kolla tek hareket sayesinde şampiyon olmuştur. Çocuk dayanamaz ve hocasına sorar, “Hocam, inanamıyorum! Ben nasıl şampiyon oldum?” der. Hocası yine sakin bir ifade ile şöyle cevaplar, “Bu zaferin iki sırrı var oğlum! Birincisi; judonun en güç hareketlerinden birini cok iyi yapabilmendir! İkincisi bu harekete karşı tek bir savunma vardır. O da hareketi yapanın sol kolunu tutmak!...”]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kendine Güvenmek]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-17.html</link>
			<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 18:31:54 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-17.html</guid>
			<description><![CDATA[Madem kendinize güvenmek istiyorsunuz size güven verecek tedbirleri almalısınız. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">AKLINIZDA HEP ŞU OLMALI BU İŞİ BAŞARABİLİRİM BAŞARANLARIN BENDEN FARKI NE HANGİ ÇALIŞMAYI YAPMIŞLAR O ÇALIŞMALARI YAPARAK BAŞARABİLİRSİNİZ </span><br />
<br />
Bunun da başında iyi bir hazırlık gelir. Hazırlık kanaatlerimizin, düşüncelerimizin, hükümlerimizin derlenip toparlanmasıdır. His ve fikir dünyamızın ürünleri deniz dibindeki çakıllar gibi daima derinlerde dururlar. Hazırlanmak bu derinlere dalıp çakılları çıkarmak, temizlemek cilalamak ve tasnif etmektir. <br />
<br />
Bu çalışmalar sonunda ortaya çıkacak en kıymetli eser içimizden doğup gelen eserdir. İrademiz dahilindeki davranışlarımızı denetleyerek irademiz dışındaki davranışlarımızı düzenleyebiliriz.<br />
<br />
Şahsiyetimize bir şey katmayan davranış, şahsiyetimizden mutlaka bir şey eksiltir. Enerjinizi bağlayabilecek bütün engellerden sıyrılmış olmalısınız. Canlı olmalısınız. Sabah kalktığınızda yeni bir güne başlamanın heyecanını hissetmelisiniz. İşte bu insana enerji verir.<br />
<br />
Düzensiz bilgi düşünce dengesini bozar. Plansız çalışma yapılamaz. AMACIN ARDINDA EĞER PLANINIZ VAR İSE İŞİNİZİN ÇOĞU BİTTİ DEMEKTİR TEK KALAN İRADE SAVAŞINIZDIR İYİ BİR SAVAŞÇI OLUP PLANINIZA UYUN VE SONUCU GÖRÜN <br />
<br />
Çalışma amacı olan bir seyahattir. Gelişigüzel bir şehir turu değildir. Nereye gideceğini bilmeyen adam olduğu yerde kalır veya dolaşıp dolaşıp başladığı yere geri döner. İnsanın aklı bir bahçeye benzetilebilir. O bahçe tanzim edilir, o bahçeye bakılırsa orada güzel ve faydalı bitkiler yeşerir. Kendi haline bırakılırsa ortalığı yabani otlar kaplar. İnsan bahçıvan gibi aklını tanzim etmekle yükümlüdür. Bunu yapan sonunda ruhunun da bahçıvanı olduğunu keşfeder. İnsanın başarısı, gayretinin başına kondurulmuş bir taç, düşüncelerinin boynuna geçirilmiş bir çelenktir. İnsan hayatında yalnız, emek ve emeğin neticeleri vardır. Neticenin gücü emeğin ölçüsündedir. <br />
Şans yoktur her kuvvet emek mahsulüdür. Hayat bir mücadeledir. Aynı şekilde içinde bulunduğumuz her saniyenin sınavı da bir mücadeledir. Bu mücadelede dövüşenler kazanırlar. Bu şartları beğenmeyebiliriz, onları değiştirmek elimizde değildir zaten. Ancak cesaretli olanlar mücadeleyi kazanacaklardır. Cesaretinizi unutup dövüş sahnesine çıkarsanız, her hamlede mağlup olursunuz ve sahneden eliniz boş inersiniz. Kazanmayı çok istersek çalışır, çalışınca da başarırız. Çalışmaya başladığımızda geri dönüşün tüm yollarını kapamalıyız. Çünkü geri dönmeme kararı her işte başarı için ilk şarttır. Neşeliymiş gibi davranırsak neşeli, korktuğumuz halde cesurmuş gibi davranırsak cesur olabiliriz. Korkularımızdan kaçmak yerine onların üzerine gitmeliyiz. <br />
<br />
MADEM YÜZMEK İSTİYORSUNUZ ÖYLEYSE SUYA GİRMELİSİNİZ, TARLADA YÜZME ÖĞRENEMEZSİNİZ. Korkuyu bilgisizlik ve bilgisizliğin verdiği tereddüt doğurur. (Robinson) BAŞARILI OLMAK İSTEDEĞİNİZ İŞ ÜZERİNDE DEFALARCA ÇALIŞMA YAPMALISINIZ. SAHNEDEN KORKUYORSANIZ İYİ BİR KONUŞMACI OLAMAZSINIZ. İYİ KONUŞMACI OLMAK İÇİN SAHNEYE ÇIKMAK YETERLİ İLK DENEME BUDUR UNUTMAYIN HERKESDE BELLİ KORKULAR VARDIR MÜHİM OLAN O KORKULARIN ÜZERİNE GİDEBİLMEKTİR.<br />
Ne yapacağımızı bilmemek bizi dağıtır perişan eder. Ancak tecrübeler bizi korkumuzdan uzaklaştırır. Arzularınızın gücünü görebilseydim adımlarınızın hızını söyleyebilirdim. Çünkü alacağınız mesafe yolun başındaki azminize bağlıdır. El attığı işin peşini bırakmayan ve bütün gücüyle o işi takip en birisini iç kimse engelleyemez. Kendine güven kazanmanızın en mükemmel yolu başarısızlığa imkan vermeyecek kadar iyi hazırlanmaktır. En büyük ilham çalışmaktır. Karşımızdakinin ne düşündüğünü bilseydik, ne olduğunu da bilirdik. <br />
<br />
BİZİ BİZ YAPAN DÜŞÜNCELERİMİZ VE SEÇİMLERİMİZDİR HANGİ YÖNDE KULLANIYORSUNUZ? Yaşamımızı belirleyen ruhsal yapımızdır. Hepimizin uğraşmak zorunda olduğu en büyük ve aslında tek sorun; doğru düşünceleri seçmektir. Eğer bunu yapabilirsek bütün sorunlarımızı çözme yolunda adımlar atarız.<br />
<br />
Size kendinizden başka hiç kimse kurtuluş getirmez Biz nesnelere ve çevremizdeki kişilere karşı düşüncelerimizi değiştirirsek, nesneler ve kişiler de bize karşı davranışlarını değiştirirler. Düşüncelerimizde köklü değişiklikler yapınca yaşamımızın somut olanaklarının da değiştiğini şaşırarak görürüz. SİZ ÇALIŞMAZSANIZ İNANIN SİZİN İÇİN HİÇBİR KİMSE YARDICI OLMAZ HERŞEYİMİZİ BİLEN ALLAH BİLE ÇALIŞMAMIZI SÖYLEMİŞTİR Biz istediklerimizi değil olanaklar çerçevesinde elde edebildiklerimizi kazanırız. Kendi benliğimizle sonumuzu belirlemeyi başarabiliriz.<br />
Yalnız bugün için şöyle düşünürsek:<br />
-Mutlu olacağım ve elimdekilere şükredeceğim <br />
-tüm olanlara uyum sağlayacağım <br />
-her şeyi kendi isteklerime uygun hale getirmeye çalışmayacağım ama hedefimden şaşmayacağım <br />
–siz ortama uymayı düşünmeyin her zaman ortamı kendi planlarınıza uydurmayı düşünün tüm yolları kullanarak “en defa deneme yöntemi”hem eğlenin hem de hedefinize ulaşın ailemi, görevimi, kaderimi olduğu gibi kabul edeceğim <br />
-bedenimle ilgileneceğim, düzenli besleneceğim. <br />
-zekamı güçlendireceğim, yararlı şeyler öğrenip çalışma, düşünme ve dikkat isteyen şeyler okuyacağım. <br />
-birilerine iyilik yapacağım <br />
-güler yüzlü olacağım öncelikle iyi görünecek ve iyi hareket edeceğim <br />
-kusur aramayacak, başkası hakkında kötü konuşmayacağım <br />
-yaşamımın bütün sorunlarını değil yalnız bugünü ilgilendirenlerini düşüneceğim <br />
elime geçen fırsatları en iyi biçimde değerlendirmeye çalışacağım<br />
programlı ve planlı hareket edecek, unutabileceklerimi küçük kağıtlara not alacağım ve bunları arada bir bakabilmek için yanımda bulunduracağım yada çalışma odamın güzel yerlerine asacağım. <br />
En fazla bir saati mi dinlenmeye ve tefekküre ayıracağım diye düşünürsek bugünümüzü karlı bitiririz.<br />
Bencil insanlar sizden yararlanmaya kalkarsa onlarla ilginizi kesin ama onlardan intikam almaya .çalışmayın. Aksi halde onu yaraladığınızdan daha fazla kendiniz yaralanırsınız. <br />
Asıl görevimiz uzaktaki belirsiz şeylerle uğraşmak değil, elimizdeki belli olanla ilgilenmektir <br />
Kendinize bir olayın sonucu hakkında en kötü olasılık nedir diye sorun. Gerekirse bu en kötü olasılığa hazırlanın. Sonra sakince zararı azaltmanın yollarını arayın. <br />
İnsan olayı ve olayın özelliklerini tarafsız olarak kavramaya çaba gösterirse bilginin ışığında genellikle üzüntüleri kaybolur. <br />
İnsanın sinirlerini yıpratıp cehenneme çeviren şey sorunlar karşısında kararsız kalmaktır, kesin bir karara vardığımda üzüntümün yarısının yok olduğunu gördüm yüzde kırkı da kararı uygulamaya başladığım anda yok oluyordu. <br />
üzüntümün yarısı sorunu yeterince anlamadan çözmeye çalışmaktan kaynaklanır. Sorunu önce anlamak sonra çözüm yolları aramak ve üretmek son iş çözüme ulaşmak <br />
Söğüt gibi eğilin meşe gibi direnmeyin. Yani zorluklara katlanın eğilin Direnirseniz kırılmayı ve yıpranmayı kabullenmiş olursunuz.<br />
Asıl hedefinizi bilin ve bundan hiçbir zaman taviz vermeyin. <br />
İdeal insan başkalarına iyilik yapmaktan sevinç duyar ama kendisine yapılan iyiliği de unutmaz. Vermek büyüklük almak ise küçüklük işaretidir. <br />
Nankörlükten rahatsız olmayın ona karşı hazırlıklı olun. <br />
Osmanlı Devletinin Tarihine Baktığımızda Tüm Milletlere Hep Yardım Ettiğini Göreceğiz O Halde Bile En Sonunda Nankörlük Görmüştür. <br />
Anımsayalım ki mutluluğu bulmanın tek yolu minnettarlık beklememek ve yalnızca vermekten sevinç duymaktır. <br />
Anımsayalım ki minnettarlık ekilip biçilen bir olgudur. <br />
Yaşamdaki en önemli şey kazanmak değildir. Bunu her insan yapabilir. Asıl önemli olan kayıplarımızdan neler kazanabileceğimizdir. Bu da zeka ister. Bir bilgeyle aptalı ayıran da budur.<br />
Yaşam bize bir limon verirse ondan limonata yapmaya çalışalım. Eğer insan yaşamından bir tat alacaksa, düşünmeli ve yalnız kendi için değil başkaları için de iyi olacak şeyler yapmanın planını kurmalıyız.<br />
Hep kendiniz kazanmayı değil siz kazanırsan başkalarının da kazanmasını isteyin başkalarının kaybetmesi size acı verebilir. Bir söz “olgun insan ve gerçek dost cehennemden çıkışta ve cennete girişte bile “BUYRUNUZ” DEMESİNE BİLEN KİŞİDİR.” Çünkü kendi için alacağı tat, kendinin başkaları için, başkalarının kendisi için alacağına bağlıdır. <br />
<br />
Her gün birisinin yüzüne mutlu bir gülümseme getirecek bir iyilik yapın. İNSANLARA KARŞI TEBESSÜM GÖSTERMEKLE ÇOK BÜYÜK BİR DEĞER KAZANACAKSINIZ. <br />
Olumsuz bir durumu olumlu hale getirmek bizim elimizdedir. OLUMLU DÜŞÜNME SAYASİNDE HAYATA BAKIŞ AÇINIZ DEĞİŞECEKTİR VE DAHA KOLAY MUTLU OLACAKSINIZ <br />
Uyuyamazsanız kalkın uykunuz gelinceye kadar çalışın ve ya okuyun. Unutmayın ki kimse uykusuzluktan ölmemiştir. GÜNDE 6 SAAT UYKUNUN İNSANA YETERLİ OLDUĞUNU VE BAZI İNSANLARIN UYKUSUNUN GÜNLÜK 2–4 SAAT ARASINDA OLDUĞUNU DÜŞÜNÜN.<br />
İnsanlarla iletişimde güçlük kişilerde değil, sizin onlarla ilişkinizdedir. Sorun siz ve diğerlerinin birbirini nasıl algıladığı ve birbirinin davranışına ne ölçüde tolerans gösterebildiğidir. Karar verirken sizin veya diğer kişinin tavrının şu üç boyutu nasıl etkileyeceğini düşünün: VERİM, STRES, İNSAN İLİŞKİLERİ <br />
İnsanları samimi ilgiyle dinleyin, sıcak bir diyalog kurmaya çalışın. <br />
İNSANLARA DEĞER VERDİĞİNİZİ GÖSTERİN SEVDİĞİNİZ KİŞİLERE SEVGİNİZİ VE ONLARI SEVDİĞİNİZİ BELLİ EDİN <br />
GÜNDE EN AZ BİR DOSTUNUZUN SIKINTISINI DİNLEYİN <br />
Sosyal risklere atılın. SONUNDA DAHA ÇOK VERİM ELDE EDECEKSİNİZ <br />
Daha duyarlı bir insan olduğunuzda başkalarından değişiklik talep etmenize gerek kalmayabilir. Kendi davranışlarınızdaki değişiklikler onların da size farklı davranmalarını sağlayabilir.<br />
<br />
? SEVİLMEYEN HERŞEY MUTLAKA ÇİRKİN VE FENA DEMEK DEĞİLDİR. ÇOCUKLAR OKUMA VE DÜŞÜNMEYİ, İĞNE VE İLCI SEVMEZLER.. AMA, ATEŞ VE YILANLA OYNAMAYA BAYILIRLAR....<br />
? YABANCILAR ÜLKEMİZİN HER TARAFINI DAĞ TAŞ DİDİK DİDİK EDİP, BİZE AİT İLİM, SAN’AT VE KÜLTÜR HAZİNELERİNDEN İSTİFADE EDERKEN; BİZLER, GEÇMİŞİMİZE AİT İLİM VE KÜLTÜR KAYNAKLARINI ARAŞTIRMAZ, OKUMAZ VE OKUYAMAZSAK, OTURUP HALİMİZE AĞLAMAMIZ GEREKİR.<br />
? BİR İNSAN OKUYUP ÖĞRENDİKLERİ NE KADAR ÇOK OLURSA OLSUN, HİÇBİR ZAMAN ONU OKUYUP ÖĞRENMEKTEN ALIKOYMAMALIDIR. GERÇEK İLİM ADAMLARI, DAHA ÇOK SÜREKLİ ARAŞTIRMALARININ YANINDA BİLDİKLERİNİ YETERSİZ BULAN KİMSELER ARASINDAN ÇIKMIŞTIR.<br />
? HER CAHİL İÇİN BİLGİSİZ DEMEK DOĞRU DEĞİLDİR. HAKİKİ CAHİL, DOĞRUYU HİSSETMEKTEN MAHRUM OLANDIR. BÖYLE BİR İNSAN, ÇOK BİLSEDE YİNE CAHİLDİR.<br />
? YAŞAMAK, GÖRÜP BİLMEK, YEYİP İÇMEK DEĞİLDİR. O DUYUP HİSSETMEKTİR. BİLEN FAİDELİ, BİLMEYEN ZARARLIDIR; AZ BİLEN İSE BİLMEYENDEN DAHA ZARARLIDIR. TAM BİLENLERLE, HİÇ BİLMEYENLER NADİREN ALDANSALAR DA ALDATMAZLAR; AZ BİLEN ÇOK ALDATIR.<br />
? MEKTEPLER GERÇEK MUALLİMLERİN ELİNDE MA’BED HALİNE GETİRİLECEĞİ ANA KADAR, HAPİSANELERİN BOŞALACAĞINI BEKLEMEK BEYHUDEDİR.<br />
? YALANIN, HİLENİN, HIRSIZLIĞIN, İFTİRANIN YAYGINLAŞTIĞI ÜLKELER HARAP; BÖYLE ÜLKELERİN AHALİSİ FAKİR, ASKERLERİDE İHTİLALCİDİR....<br />
? YALANIN REVAÇ BULDUĞU, MEYDANLARIN ONUNLA DOLUP- TAŞTIĞI ZAMAN HAKİKATİN DİLİ KOPARILMIŞ SAYILIR.<br />
? YALAN VE GÖSTERİŞLER GÜRÜLTÜLÜ, HAKİKAT VE SAMİMİYET SESSİZDİR. YILDIRIMLAR GÖKGÜRÜLTÜSÜNDEN EVVEL HEDEFLERİNE VARIRLAR...<br />
? FAZİLET, HALK İÇİNDE MİNDERDE VEYA YERDE OTURUR.. GURUR MUHTEŞEM KOLTUKLARA BİLE SIĞMAZ. GURUR KUBBE GÖRÜNÜMLÜ, TERSİNE DÖNMÜŞ BİR KUYUYA BENZETİLECEK OLURSA, FAZİLETİ , UFKA İNMİŞ GİBİ GÖRÜLEN SEMAYA BENZETEBİLİRİZ.<br />
? IŞIĞI KENDİNDEN OLANLARIN ZİYALARI, ZULMETLERLE SÖNDÜRÜLEMEYECEĞİ GİBİ, BAŞKA BİR ZİYA İLE DE MAĞLUP EDİLEMEZ.<br />
? YALNIZ PARASIZLIK DEĞİL , İLİMSİZLİK, DÜŞÜNCESİZLİK, HÜNERSİZLİK DE BİRER FAKİRLİKTİR. BU İTİBARLA İLİMSİZ, FİKİRSİZ, HÜNERSİZ ZENGİNLER DE BİR ÇEŞİT FAKİR SAYILIRLAR. <br />
? SABIR, AĞRILARI DİNDİREN ACI BİR OT GİBİDİR.. HEM CAN YAKAR HEM DE TEDAVİ EDER.<br />
? DERYALAR, DAMLALARDAN MEYDANA GELİR; AMA DAMLANIN DERYALAŞACAĞI ZAMANI KİMSENİN BÜZMEYE GÜCÜ YETMEZ.<br />
? ACELECİNİN HARMANINDA EN ÇOK BULUNAN ŞEY HATADIR.<br />
? ZİRVELERİN YOLU VADİLERDEN BAŞLAR.. TABİİ SABIRLI OLANLAR İÇİN...<br />
? MEŞVERET, SINIRLI AKIL, SINIRLI DÜŞÜNCEYE SINIRSIZLIK KAZANDIRMANIN YOLUDUR.<br />
? SEN KENDİNİ ANLATMAYI BIRAK SENİ DAVRANIŞLARIN ANLATSIN...!<br />
? “OLGUN İNSAN VE GERÇEK DOST CEHENNEMDEN ÇIKIŞTA VE CENNETE GİRİŞTE BİLE “BUYRUNUZ” DEMESİNİ BİLENDİR”<br />
? HAKİKİ İNSAN ŞARTLAR NE OLURSA OLSUN KENDİ KOVASINA SÜT SAĞARKEN BAŞKALARININ KOVALARINI DA BOŞ BIRAKMAZ.<br />
? SEN TOHUM AT-GİT KİM HASAT EDERSE ETSİN!<br />
? BAŞKALARININ YARDIMINA KOŞMAK, ALLAH’IN İNAYETİNE SUNULMUŞ EN BELİĞ BİR DAVETİYEDİR.<br />
? BİR TEBESSÜMLE DAHİ OLSA KARDEŞİNİ SEVİNDİRMEYİ İHMAL ETME!<br />
? SÜREKLİ ETRAFINA BAĞIRIP ÇAĞIRANLAR ARZULARININ HİLAFINA DOSTLARINI KAÇIRIR, DÜŞMANLARINI DA SEVİNDİRİRLER.<br />
? ŞERRİNDEN ENDİŞE ETTİĞİN KİMSEYİ BİR DE İYİLİKLERİNLE YUMUŞATMAYI DENE! <br />
? AKLLI İNSAN, ÇEVRESİNİN GÜCÜNÜ DE KENDİ HESABINA KULLANMASINI BİLENDİR... AKILSIZ VE BECERİKSİZLER İSE BU POTANSİYELİ KULLANMAK ŞÖYLE DURSUN, ETRAFLARINI LEVM ETMEKLE TESELLİ OLURLAR. <br />
? İSTEDİĞİNİ ALLAH’TAN İSTEYEN HİÇBİR ZAMAN MAHRUM KALMAZ.<br />
? İLELEBET ŞAHİKALARDA KALABİLMİŞ TEK VARLIK YOKTUR <br />
? ÇOK YUMURTA VE CİVCİVLERİNİZ VARSA SAKIN HEPSİNİ BİR SEPETE KOYMAYIN!<br />
? TİLKİLERE KÜMES BEKÇİLİĞİ YAPTIRILMAZ.<br />
? HER SARI ALTIN, HER PARLAYAN IŞIK, HER AKAN SU DEĞİLDİR...<br />
? TECRÜBE AKLIN HOCASI, DÜŞÜNCENİN DE REHBERİDİR.<br />
? HAK DOST, DOSTUNU DÜŞEBİLECEĞİ YERDE KOLLAYANDIR; HER İŞİNDE ONA BAŞ SALLAYAN DEĞİL...<br />
? İNSAN VARDIR ZAMANI KENDİ HESABINA YONTAR, İNSAN VARDIR BİR ÖMÜR BOYU ZAMAN ONU YONTAR.<br />
? ELDEKİ BİR SERÇE ELDE OLMAYAN BİR GÜVERCİNDEN DAHA İYİDİR<br />
<br />
[rehberlikportali.com dan alıntılanmıştır]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Madem kendinize güvenmek istiyorsunuz size güven verecek tedbirleri almalısınız. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;">AKLINIZDA HEP ŞU OLMALI BU İŞİ BAŞARABİLİRİM BAŞARANLARIN BENDEN FARKI NE HANGİ ÇALIŞMAYI YAPMIŞLAR O ÇALIŞMALARI YAPARAK BAŞARABİLİRSİNİZ </span><br />
<br />
Bunun da başında iyi bir hazırlık gelir. Hazırlık kanaatlerimizin, düşüncelerimizin, hükümlerimizin derlenip toparlanmasıdır. His ve fikir dünyamızın ürünleri deniz dibindeki çakıllar gibi daima derinlerde dururlar. Hazırlanmak bu derinlere dalıp çakılları çıkarmak, temizlemek cilalamak ve tasnif etmektir. <br />
<br />
Bu çalışmalar sonunda ortaya çıkacak en kıymetli eser içimizden doğup gelen eserdir. İrademiz dahilindeki davranışlarımızı denetleyerek irademiz dışındaki davranışlarımızı düzenleyebiliriz.<br />
<br />
Şahsiyetimize bir şey katmayan davranış, şahsiyetimizden mutlaka bir şey eksiltir. Enerjinizi bağlayabilecek bütün engellerden sıyrılmış olmalısınız. Canlı olmalısınız. Sabah kalktığınızda yeni bir güne başlamanın heyecanını hissetmelisiniz. İşte bu insana enerji verir.<br />
<br />
Düzensiz bilgi düşünce dengesini bozar. Plansız çalışma yapılamaz. AMACIN ARDINDA EĞER PLANINIZ VAR İSE İŞİNİZİN ÇOĞU BİTTİ DEMEKTİR TEK KALAN İRADE SAVAŞINIZDIR İYİ BİR SAVAŞÇI OLUP PLANINIZA UYUN VE SONUCU GÖRÜN <br />
<br />
Çalışma amacı olan bir seyahattir. Gelişigüzel bir şehir turu değildir. Nereye gideceğini bilmeyen adam olduğu yerde kalır veya dolaşıp dolaşıp başladığı yere geri döner. İnsanın aklı bir bahçeye benzetilebilir. O bahçe tanzim edilir, o bahçeye bakılırsa orada güzel ve faydalı bitkiler yeşerir. Kendi haline bırakılırsa ortalığı yabani otlar kaplar. İnsan bahçıvan gibi aklını tanzim etmekle yükümlüdür. Bunu yapan sonunda ruhunun da bahçıvanı olduğunu keşfeder. İnsanın başarısı, gayretinin başına kondurulmuş bir taç, düşüncelerinin boynuna geçirilmiş bir çelenktir. İnsan hayatında yalnız, emek ve emeğin neticeleri vardır. Neticenin gücü emeğin ölçüsündedir. <br />
Şans yoktur her kuvvet emek mahsulüdür. Hayat bir mücadeledir. Aynı şekilde içinde bulunduğumuz her saniyenin sınavı da bir mücadeledir. Bu mücadelede dövüşenler kazanırlar. Bu şartları beğenmeyebiliriz, onları değiştirmek elimizde değildir zaten. Ancak cesaretli olanlar mücadeleyi kazanacaklardır. Cesaretinizi unutup dövüş sahnesine çıkarsanız, her hamlede mağlup olursunuz ve sahneden eliniz boş inersiniz. Kazanmayı çok istersek çalışır, çalışınca da başarırız. Çalışmaya başladığımızda geri dönüşün tüm yollarını kapamalıyız. Çünkü geri dönmeme kararı her işte başarı için ilk şarttır. Neşeliymiş gibi davranırsak neşeli, korktuğumuz halde cesurmuş gibi davranırsak cesur olabiliriz. Korkularımızdan kaçmak yerine onların üzerine gitmeliyiz. <br />
<br />
MADEM YÜZMEK İSTİYORSUNUZ ÖYLEYSE SUYA GİRMELİSİNİZ, TARLADA YÜZME ÖĞRENEMEZSİNİZ. Korkuyu bilgisizlik ve bilgisizliğin verdiği tereddüt doğurur. (Robinson) BAŞARILI OLMAK İSTEDEĞİNİZ İŞ ÜZERİNDE DEFALARCA ÇALIŞMA YAPMALISINIZ. SAHNEDEN KORKUYORSANIZ İYİ BİR KONUŞMACI OLAMAZSINIZ. İYİ KONUŞMACI OLMAK İÇİN SAHNEYE ÇIKMAK YETERLİ İLK DENEME BUDUR UNUTMAYIN HERKESDE BELLİ KORKULAR VARDIR MÜHİM OLAN O KORKULARIN ÜZERİNE GİDEBİLMEKTİR.<br />
Ne yapacağımızı bilmemek bizi dağıtır perişan eder. Ancak tecrübeler bizi korkumuzdan uzaklaştırır. Arzularınızın gücünü görebilseydim adımlarınızın hızını söyleyebilirdim. Çünkü alacağınız mesafe yolun başındaki azminize bağlıdır. El attığı işin peşini bırakmayan ve bütün gücüyle o işi takip en birisini iç kimse engelleyemez. Kendine güven kazanmanızın en mükemmel yolu başarısızlığa imkan vermeyecek kadar iyi hazırlanmaktır. En büyük ilham çalışmaktır. Karşımızdakinin ne düşündüğünü bilseydik, ne olduğunu da bilirdik. <br />
<br />
BİZİ BİZ YAPAN DÜŞÜNCELERİMİZ VE SEÇİMLERİMİZDİR HANGİ YÖNDE KULLANIYORSUNUZ? Yaşamımızı belirleyen ruhsal yapımızdır. Hepimizin uğraşmak zorunda olduğu en büyük ve aslında tek sorun; doğru düşünceleri seçmektir. Eğer bunu yapabilirsek bütün sorunlarımızı çözme yolunda adımlar atarız.<br />
<br />
Size kendinizden başka hiç kimse kurtuluş getirmez Biz nesnelere ve çevremizdeki kişilere karşı düşüncelerimizi değiştirirsek, nesneler ve kişiler de bize karşı davranışlarını değiştirirler. Düşüncelerimizde köklü değişiklikler yapınca yaşamımızın somut olanaklarının da değiştiğini şaşırarak görürüz. SİZ ÇALIŞMAZSANIZ İNANIN SİZİN İÇİN HİÇBİR KİMSE YARDICI OLMAZ HERŞEYİMİZİ BİLEN ALLAH BİLE ÇALIŞMAMIZI SÖYLEMİŞTİR Biz istediklerimizi değil olanaklar çerçevesinde elde edebildiklerimizi kazanırız. Kendi benliğimizle sonumuzu belirlemeyi başarabiliriz.<br />
Yalnız bugün için şöyle düşünürsek:<br />
-Mutlu olacağım ve elimdekilere şükredeceğim <br />
-tüm olanlara uyum sağlayacağım <br />
-her şeyi kendi isteklerime uygun hale getirmeye çalışmayacağım ama hedefimden şaşmayacağım <br />
–siz ortama uymayı düşünmeyin her zaman ortamı kendi planlarınıza uydurmayı düşünün tüm yolları kullanarak “en defa deneme yöntemi”hem eğlenin hem de hedefinize ulaşın ailemi, görevimi, kaderimi olduğu gibi kabul edeceğim <br />
-bedenimle ilgileneceğim, düzenli besleneceğim. <br />
-zekamı güçlendireceğim, yararlı şeyler öğrenip çalışma, düşünme ve dikkat isteyen şeyler okuyacağım. <br />
-birilerine iyilik yapacağım <br />
-güler yüzlü olacağım öncelikle iyi görünecek ve iyi hareket edeceğim <br />
-kusur aramayacak, başkası hakkında kötü konuşmayacağım <br />
-yaşamımın bütün sorunlarını değil yalnız bugünü ilgilendirenlerini düşüneceğim <br />
elime geçen fırsatları en iyi biçimde değerlendirmeye çalışacağım<br />
programlı ve planlı hareket edecek, unutabileceklerimi küçük kağıtlara not alacağım ve bunları arada bir bakabilmek için yanımda bulunduracağım yada çalışma odamın güzel yerlerine asacağım. <br />
En fazla bir saati mi dinlenmeye ve tefekküre ayıracağım diye düşünürsek bugünümüzü karlı bitiririz.<br />
Bencil insanlar sizden yararlanmaya kalkarsa onlarla ilginizi kesin ama onlardan intikam almaya .çalışmayın. Aksi halde onu yaraladığınızdan daha fazla kendiniz yaralanırsınız. <br />
Asıl görevimiz uzaktaki belirsiz şeylerle uğraşmak değil, elimizdeki belli olanla ilgilenmektir <br />
Kendinize bir olayın sonucu hakkında en kötü olasılık nedir diye sorun. Gerekirse bu en kötü olasılığa hazırlanın. Sonra sakince zararı azaltmanın yollarını arayın. <br />
İnsan olayı ve olayın özelliklerini tarafsız olarak kavramaya çaba gösterirse bilginin ışığında genellikle üzüntüleri kaybolur. <br />
İnsanın sinirlerini yıpratıp cehenneme çeviren şey sorunlar karşısında kararsız kalmaktır, kesin bir karara vardığımda üzüntümün yarısının yok olduğunu gördüm yüzde kırkı da kararı uygulamaya başladığım anda yok oluyordu. <br />
üzüntümün yarısı sorunu yeterince anlamadan çözmeye çalışmaktan kaynaklanır. Sorunu önce anlamak sonra çözüm yolları aramak ve üretmek son iş çözüme ulaşmak <br />
Söğüt gibi eğilin meşe gibi direnmeyin. Yani zorluklara katlanın eğilin Direnirseniz kırılmayı ve yıpranmayı kabullenmiş olursunuz.<br />
Asıl hedefinizi bilin ve bundan hiçbir zaman taviz vermeyin. <br />
İdeal insan başkalarına iyilik yapmaktan sevinç duyar ama kendisine yapılan iyiliği de unutmaz. Vermek büyüklük almak ise küçüklük işaretidir. <br />
Nankörlükten rahatsız olmayın ona karşı hazırlıklı olun. <br />
Osmanlı Devletinin Tarihine Baktığımızda Tüm Milletlere Hep Yardım Ettiğini Göreceğiz O Halde Bile En Sonunda Nankörlük Görmüştür. <br />
Anımsayalım ki mutluluğu bulmanın tek yolu minnettarlık beklememek ve yalnızca vermekten sevinç duymaktır. <br />
Anımsayalım ki minnettarlık ekilip biçilen bir olgudur. <br />
Yaşamdaki en önemli şey kazanmak değildir. Bunu her insan yapabilir. Asıl önemli olan kayıplarımızdan neler kazanabileceğimizdir. Bu da zeka ister. Bir bilgeyle aptalı ayıran da budur.<br />
Yaşam bize bir limon verirse ondan limonata yapmaya çalışalım. Eğer insan yaşamından bir tat alacaksa, düşünmeli ve yalnız kendi için değil başkaları için de iyi olacak şeyler yapmanın planını kurmalıyız.<br />
Hep kendiniz kazanmayı değil siz kazanırsan başkalarının da kazanmasını isteyin başkalarının kaybetmesi size acı verebilir. Bir söz “olgun insan ve gerçek dost cehennemden çıkışta ve cennete girişte bile “BUYRUNUZ” DEMESİNE BİLEN KİŞİDİR.” Çünkü kendi için alacağı tat, kendinin başkaları için, başkalarının kendisi için alacağına bağlıdır. <br />
<br />
Her gün birisinin yüzüne mutlu bir gülümseme getirecek bir iyilik yapın. İNSANLARA KARŞI TEBESSÜM GÖSTERMEKLE ÇOK BÜYÜK BİR DEĞER KAZANACAKSINIZ. <br />
Olumsuz bir durumu olumlu hale getirmek bizim elimizdedir. OLUMLU DÜŞÜNME SAYASİNDE HAYATA BAKIŞ AÇINIZ DEĞİŞECEKTİR VE DAHA KOLAY MUTLU OLACAKSINIZ <br />
Uyuyamazsanız kalkın uykunuz gelinceye kadar çalışın ve ya okuyun. Unutmayın ki kimse uykusuzluktan ölmemiştir. GÜNDE 6 SAAT UYKUNUN İNSANA YETERLİ OLDUĞUNU VE BAZI İNSANLARIN UYKUSUNUN GÜNLÜK 2–4 SAAT ARASINDA OLDUĞUNU DÜŞÜNÜN.<br />
İnsanlarla iletişimde güçlük kişilerde değil, sizin onlarla ilişkinizdedir. Sorun siz ve diğerlerinin birbirini nasıl algıladığı ve birbirinin davranışına ne ölçüde tolerans gösterebildiğidir. Karar verirken sizin veya diğer kişinin tavrının şu üç boyutu nasıl etkileyeceğini düşünün: VERİM, STRES, İNSAN İLİŞKİLERİ <br />
İnsanları samimi ilgiyle dinleyin, sıcak bir diyalog kurmaya çalışın. <br />
İNSANLARA DEĞER VERDİĞİNİZİ GÖSTERİN SEVDİĞİNİZ KİŞİLERE SEVGİNİZİ VE ONLARI SEVDİĞİNİZİ BELLİ EDİN <br />
GÜNDE EN AZ BİR DOSTUNUZUN SIKINTISINI DİNLEYİN <br />
Sosyal risklere atılın. SONUNDA DAHA ÇOK VERİM ELDE EDECEKSİNİZ <br />
Daha duyarlı bir insan olduğunuzda başkalarından değişiklik talep etmenize gerek kalmayabilir. Kendi davranışlarınızdaki değişiklikler onların da size farklı davranmalarını sağlayabilir.<br />
<br />
? SEVİLMEYEN HERŞEY MUTLAKA ÇİRKİN VE FENA DEMEK DEĞİLDİR. ÇOCUKLAR OKUMA VE DÜŞÜNMEYİ, İĞNE VE İLCI SEVMEZLER.. AMA, ATEŞ VE YILANLA OYNAMAYA BAYILIRLAR....<br />
? YABANCILAR ÜLKEMİZİN HER TARAFINI DAĞ TAŞ DİDİK DİDİK EDİP, BİZE AİT İLİM, SAN’AT VE KÜLTÜR HAZİNELERİNDEN İSTİFADE EDERKEN; BİZLER, GEÇMİŞİMİZE AİT İLİM VE KÜLTÜR KAYNAKLARINI ARAŞTIRMAZ, OKUMAZ VE OKUYAMAZSAK, OTURUP HALİMİZE AĞLAMAMIZ GEREKİR.<br />
? BİR İNSAN OKUYUP ÖĞRENDİKLERİ NE KADAR ÇOK OLURSA OLSUN, HİÇBİR ZAMAN ONU OKUYUP ÖĞRENMEKTEN ALIKOYMAMALIDIR. GERÇEK İLİM ADAMLARI, DAHA ÇOK SÜREKLİ ARAŞTIRMALARININ YANINDA BİLDİKLERİNİ YETERSİZ BULAN KİMSELER ARASINDAN ÇIKMIŞTIR.<br />
? HER CAHİL İÇİN BİLGİSİZ DEMEK DOĞRU DEĞİLDİR. HAKİKİ CAHİL, DOĞRUYU HİSSETMEKTEN MAHRUM OLANDIR. BÖYLE BİR İNSAN, ÇOK BİLSEDE YİNE CAHİLDİR.<br />
? YAŞAMAK, GÖRÜP BİLMEK, YEYİP İÇMEK DEĞİLDİR. O DUYUP HİSSETMEKTİR. BİLEN FAİDELİ, BİLMEYEN ZARARLIDIR; AZ BİLEN İSE BİLMEYENDEN DAHA ZARARLIDIR. TAM BİLENLERLE, HİÇ BİLMEYENLER NADİREN ALDANSALAR DA ALDATMAZLAR; AZ BİLEN ÇOK ALDATIR.<br />
? MEKTEPLER GERÇEK MUALLİMLERİN ELİNDE MA’BED HALİNE GETİRİLECEĞİ ANA KADAR, HAPİSANELERİN BOŞALACAĞINI BEKLEMEK BEYHUDEDİR.<br />
? YALANIN, HİLENİN, HIRSIZLIĞIN, İFTİRANIN YAYGINLAŞTIĞI ÜLKELER HARAP; BÖYLE ÜLKELERİN AHALİSİ FAKİR, ASKERLERİDE İHTİLALCİDİR....<br />
? YALANIN REVAÇ BULDUĞU, MEYDANLARIN ONUNLA DOLUP- TAŞTIĞI ZAMAN HAKİKATİN DİLİ KOPARILMIŞ SAYILIR.<br />
? YALAN VE GÖSTERİŞLER GÜRÜLTÜLÜ, HAKİKAT VE SAMİMİYET SESSİZDİR. YILDIRIMLAR GÖKGÜRÜLTÜSÜNDEN EVVEL HEDEFLERİNE VARIRLAR...<br />
? FAZİLET, HALK İÇİNDE MİNDERDE VEYA YERDE OTURUR.. GURUR MUHTEŞEM KOLTUKLARA BİLE SIĞMAZ. GURUR KUBBE GÖRÜNÜMLÜ, TERSİNE DÖNMÜŞ BİR KUYUYA BENZETİLECEK OLURSA, FAZİLETİ , UFKA İNMİŞ GİBİ GÖRÜLEN SEMAYA BENZETEBİLİRİZ.<br />
? IŞIĞI KENDİNDEN OLANLARIN ZİYALARI, ZULMETLERLE SÖNDÜRÜLEMEYECEĞİ GİBİ, BAŞKA BİR ZİYA İLE DE MAĞLUP EDİLEMEZ.<br />
? YALNIZ PARASIZLIK DEĞİL , İLİMSİZLİK, DÜŞÜNCESİZLİK, HÜNERSİZLİK DE BİRER FAKİRLİKTİR. BU İTİBARLA İLİMSİZ, FİKİRSİZ, HÜNERSİZ ZENGİNLER DE BİR ÇEŞİT FAKİR SAYILIRLAR. <br />
? SABIR, AĞRILARI DİNDİREN ACI BİR OT GİBİDİR.. HEM CAN YAKAR HEM DE TEDAVİ EDER.<br />
? DERYALAR, DAMLALARDAN MEYDANA GELİR; AMA DAMLANIN DERYALAŞACAĞI ZAMANI KİMSENİN BÜZMEYE GÜCÜ YETMEZ.<br />
? ACELECİNİN HARMANINDA EN ÇOK BULUNAN ŞEY HATADIR.<br />
? ZİRVELERİN YOLU VADİLERDEN BAŞLAR.. TABİİ SABIRLI OLANLAR İÇİN...<br />
? MEŞVERET, SINIRLI AKIL, SINIRLI DÜŞÜNCEYE SINIRSIZLIK KAZANDIRMANIN YOLUDUR.<br />
? SEN KENDİNİ ANLATMAYI BIRAK SENİ DAVRANIŞLARIN ANLATSIN...!<br />
? “OLGUN İNSAN VE GERÇEK DOST CEHENNEMDEN ÇIKIŞTA VE CENNETE GİRİŞTE BİLE “BUYRUNUZ” DEMESİNİ BİLENDİR”<br />
? HAKİKİ İNSAN ŞARTLAR NE OLURSA OLSUN KENDİ KOVASINA SÜT SAĞARKEN BAŞKALARININ KOVALARINI DA BOŞ BIRAKMAZ.<br />
? SEN TOHUM AT-GİT KİM HASAT EDERSE ETSİN!<br />
? BAŞKALARININ YARDIMINA KOŞMAK, ALLAH’IN İNAYETİNE SUNULMUŞ EN BELİĞ BİR DAVETİYEDİR.<br />
? BİR TEBESSÜMLE DAHİ OLSA KARDEŞİNİ SEVİNDİRMEYİ İHMAL ETME!<br />
? SÜREKLİ ETRAFINA BAĞIRIP ÇAĞIRANLAR ARZULARININ HİLAFINA DOSTLARINI KAÇIRIR, DÜŞMANLARINI DA SEVİNDİRİRLER.<br />
? ŞERRİNDEN ENDİŞE ETTİĞİN KİMSEYİ BİR DE İYİLİKLERİNLE YUMUŞATMAYI DENE! <br />
? AKLLI İNSAN, ÇEVRESİNİN GÜCÜNÜ DE KENDİ HESABINA KULLANMASINI BİLENDİR... AKILSIZ VE BECERİKSİZLER İSE BU POTANSİYELİ KULLANMAK ŞÖYLE DURSUN, ETRAFLARINI LEVM ETMEKLE TESELLİ OLURLAR. <br />
? İSTEDİĞİNİ ALLAH’TAN İSTEYEN HİÇBİR ZAMAN MAHRUM KALMAZ.<br />
? İLELEBET ŞAHİKALARDA KALABİLMİŞ TEK VARLIK YOKTUR <br />
? ÇOK YUMURTA VE CİVCİVLERİNİZ VARSA SAKIN HEPSİNİ BİR SEPETE KOYMAYIN!<br />
? TİLKİLERE KÜMES BEKÇİLİĞİ YAPTIRILMAZ.<br />
? HER SARI ALTIN, HER PARLAYAN IŞIK, HER AKAN SU DEĞİLDİR...<br />
? TECRÜBE AKLIN HOCASI, DÜŞÜNCENİN DE REHBERİDİR.<br />
? HAK DOST, DOSTUNU DÜŞEBİLECEĞİ YERDE KOLLAYANDIR; HER İŞİNDE ONA BAŞ SALLAYAN DEĞİL...<br />
? İNSAN VARDIR ZAMANI KENDİ HESABINA YONTAR, İNSAN VARDIR BİR ÖMÜR BOYU ZAMAN ONU YONTAR.<br />
? ELDEKİ BİR SERÇE ELDE OLMAYAN BİR GÜVERCİNDEN DAHA İYİDİR<br />
<br />
[rehberlikportali.com dan alıntılanmıştır]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Başarı İçin 13 Altın Kural]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-16.html</link>
			<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 18:29:39 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-16.html</guid>
			<description><![CDATA[Hepimiz, bazı öğrencilerin ve genç profesyonellerin çok başarılı olacaklarını, fakat onlar kadar parlak olan diğerlerinin o kadar başarılı olamayacaklarını fark ederiz. Bu neden böyle oluyor? Neleri farklı yapıyorlar? <br />
<br />
Başlamadan önce, başarının göreceli ve çok boyutlu bir kavram olduğunu itiraf etmeliyim. Çoğumuz işkoliğiz ve başarıyı çok dar anlamıyla, arkadaş olarak başarılı, hayattan keyif almakta başarılı, kişisel gelişimde başarılı olarak tanımlıyoruz. Programdan atılan öğrencilerin, kendilerini başka alanlarda başarıya götürecek ilham perilerini dinlediklerinden gizli gizli şüpheleniyorum. Neyse, bu kısa yazının amacı, bilim eğitiminde başarılı olan öğrencilerin çalışma alışkanlıklarının ve genel olarak hedeflere yaklaşımlarının aktarılmasıyla sınırlıdır.<br />
<br />
Düşüncelerimi, başarıya ilişkin "on üç kural" olarak berraklaştırmaya çalıştım. Bunların hiçbiri kesin değil. Kişisel olarak ben, bu kuralların birini ya da daha fazlasını her gün ihlal ediyorum. Ama kurallara uyduğumda, uymadığım zamanlara nazaran işlerin çok daha iyi gittiğini fark ettim. Aynı zamanda, öğrencilerin bu kurallardan ne kadar fazlasına uyarlarsa, başarılarının da o kadar arttığını fark ettim.<br />
<br />
Kural 1. Sadece sonucu değil, süreci de önemseyin <br />
Çok azımız birden bire başarılı olmuşuzdur. Çoğunlukla küçük parçalar tırtıklarız ve parçalar teker teker yerlerine yerleşirler. Becerilerin ve bilgilerin, beklenmedik şekillerde birleşmeleri gibi, küçük gibi görünen şeyler sonunda çok önemli olabilirler. Hangi davranışlarımızın, belirli bir zamanda kariyerimize ne gibi katkılar sağlayacağını yordamak mümkün değildir. <br />
Bu, bir sorun yaratır. Eğer başarı, bir sonuç olarak çok önemliyse, genellikle bizi o başarıya ulaştıracak olan süreci önemsemeyiz. Mesela bir hocanın, "ilgisiz" bir entellektüel alanla ilgili ilginç bir konu ortaya attığını düşünelim. Eğer öğrenci, daha çok elde edeceği sonuca odaklanan bir öğrenciyse, entellektüel olarak kendini konuya kapatma eğiliminde olacağı için, bu konuda daha sonra önemli olabilecek bazı şeyleri öğrenme fırsatını kaçırmış olacaktır.<br />
<br />
Başarılı öğrencilerde, bu gibi durumlara açık olmalarından ve genel olarak işi önemseme eğilimlerinin bir sonucu olarak, nitelikteki tutarlılıktan kaynaklanan bir zenginlik gözlenir. Başarılı profesyonellerin çoğu, alanla ilgili geniş bir yelpazedeki konuları önemserler ve görevin taşıdığı değeri vurgularlar. Her zaman sonuca doğru ilerlerler ama sürecin değerini unutmazlar.<br />
Bunun için tercih ettiğim bir kelime var: Oyun. Bu kelimeyi, görevi önemsiz göstermek için kullanmıyorum. Bunu, davranışı sürdüren ve kalitesinin yüksek tutulmasını sağlayan sonuçların kaynağına işaret etmek için kullanıyorum. Bir gazete tartışma grubuna gitmenin, bir toplantıya katılmanın ya da araştırma yapmanın en geçerli nedeni, oyunu profesyonel olarak oynamaktır. "En iyi" yol budur, çünkü kalite sürecine bir oyuncu gibi katılım genellikle hemen mümkün olabilir.<br />
<br />
Bu faaliyetlerin somut sonuçları (örneğin iş, para, prestij, övgü) elde edildiğinde, eğer elde edilirse, küçük, ince ve gecikmiş olabilir. Eğer faaliyetlerinizi sürdürmek için bu sonuçlara güvenecek olursanız, yaptıklarınızdan vazgeçmeniz işten bile değildir.<br />
<br />
Jay Gould, kişinin entellektüel oyunu ciddiye almasının sonucunda ne olacağına ilişkin iyi bir örnektir. Evet, o bir paleontolojisttir. Ama aynı zamanda kendisi, psikoloji, beyzbol, mimari ve aydınlanma çağının insanlar için anlamıyla ilgili çok güzel yazılar da yazmıştır. Onun akademik oyundan çok keyif aldığı açıktır. Bütün oyunlarda olduğu gibi, kurallara uyar; yani delillerini bilir. Çalıştığım en iyi öğrenciler, sabah 3´e kadar bir yerel grup için hazırladıkları sunumu düzeltmeye çalışan ya da benzeri şeyler yapan insanlardı. Olayı genel olarak değerlendirirseniz, aslında yaptıkları iş çok da önemli değildi ama onlar, o görevin kendisini önemli görüyorlardı. Asıl önemli olan nokta, aynı özeni komik bir şiir yazarken de, bilim felsefesinin pek de önemli olmayan bir konusunu tartışırken de göstermeleridir. Stephen Jay Gould´un da böyle bir öğrenci olduğunu tahmin ediyorum.<br />
<br />
Kural 2. Konuşun ve yazın - bunu çokça yapın <br />
Bilim, sözel bir iştir. Başarılı bilim adamları konuşmalı, yazmalı, ikna etmeli ve tartışmalıdır. Profesyonel sözel davranışta beceri kazanmanın tek yolu onu uygulamaktır. Sınıfta konuşun. Sohbetlerde konuşun. Koridorlarda konuşun. Dinleyin ve cevap verin. Varsayımlarda bulunun ve düşünün.<br />
Tartışın. Düşünceleri paylaşın. Eğer söyleyecek bir şeyiniz olduğunu düşünüyorsanız, söyleyin. Söyleyeceğinizin söylemeye değip değmeyeceğinden emin değilseniz bile söyleyin. Kronik korku dolu sessizlik, genç bir bilim adamının en kötü düşmanıdır ve bu, şaşırtıcı derecede yaygındır. Bölümümüze aldığımız olağan üstü parlak öğrencilerimizin en az yarısı sınıfta çok nadir konuşurlar ve bu, eğer devam ederse, feci şeylerin habercisidir.<br />
<br />
Bazen düşünme sessizliğinin iyi birşey olduğu tabii ki doğrudur. Ne zaman dinlenmesi gerektiğini ve ne zaman konuşulması gerektiğini ayırdetmeniz gerekir. Ama doğrusu bir gevezeyi susturmak, bir dilsizi konuşturmaktan çok daha kolay olduğundan, ayırdetmeyi öğrenmeye, bu skalanın geveze ucundan başlanırsa daha kolay olacaktır.<br />
Aynı şey yazıda da geçerlidir. Kolayca yazabilmek deneyimlerle gerçekleşir. Ama öğrencilerin çoğu bu "deneyimlerin" okumayı, düşünmeyi, taslak çıkarmayı ya da planlamayı içermesi gerektiğini düşünüyorlarmış gibi görünüyor. Onlar da önemli ama profesyonel yazına hakim olabilmek için yazmak gerekir. Kelimeleri kağıda geçirmeniz ve onları da başkalarına sunmanız gerekir.<br />
<br />
Bunu yapmanın birçok yolu var. Mesela sınıf ödevi olarak birşey yazarken, onu yayınlayacakmışsınız gibi yazın ve sonra da yayınlamaya çalışın.<br />
<br />
Kural 3. Kolaylıkla evet deyin ve yapın <br />
Kariyerinizin başındayken kendinizi değişik şeylere maruz bırakın. Repertuarınızı genişletin. Biri iyi bir projeden bahsedince "haydi yapalım" deyin. Eğer biri bir proje için sizden yardım isterse evet deyin. Sonra da yardım edin. Sizden beklenenden fazlasını yapın. Eğer sizden bir bilgisayar programı geliştirmeniz bekleniyorsa, bunu sonraki hafta yerine hemen ertesi gün hazırlayın ve programa değişik sesler de ekleyin. Eğer sizden laboratuvarı düzenlemeniz istendiyse, bunu ayrıntılı ve itinalı bir şekilde yapın.<br />
<br />
Kural 4. Başkalarıyla çalışın ve kolayca paylaşın <br />
Başkalarından çok şey öğrenebilirsiniz. Sizin ilerlemenize yardımcı olurlar ve size yeni şeyler öğretirler. Yani işbirliği yapın. Takımlar oluşturun. Bir ağ kurun. Talep ettiğinizden daha fazlasını verin.<br />
<br />
İşbirliğini engelleyen şey, katacağınız hiç birşeyin olmadığını düşünmeniz ya da (daha kötüsü) başkasının sizden daha kazançlı olacağını düşünmenizdir. Başkasının daha kazançlı olması mümkündür ama bunun engellenmesinin hedeflenmesi işbirliğini öldürür. Yazar adlarının sıralanması konusunu zamanı gelince düşünün ve zamanı gelince de bu konuda rahat olun. Olaya geniş bir perspektiften bakacak olursanız, ikinci yazar yerine üçüncü yazar olmanız fazla birşey fark ettirmez.<br />
<br />
Benzer bir şekilde, eğer başkaları sizin düşüncelerinizi kullanacak olursa, başkalarının size öğrettiklerinden faydalanabilirseniz, o düşünceyi ürettiğiniz gibi bir sürü başka düşünce de üretirsiniz.<br />
<br />
Kural 5. Sözlerinizi tutun <br />
Bu en önemli kuraldır. Bu kural, başarılı öğrenciyi başarısız öğrenciden en iyi ayıran kuraldır; ama, kuralı uygulayana kadar değeri anlaşılmaz. Bu nedenle verdiğiniz sözü tutmanın mutlaka bir yolunu bulun. Bir program hazırlayın, ölüm-kalım meselesi yapın, büyükannenizin fidyesi olarak düşünün. Yapın. Tabii ki kimse her zaman verdiği sözü tutmaz. Tamam, o zaman, tutmadığınızda geri dönün ve kesinlikle tutun. Ben hemen hemen her gün bunu ihlal ediyorum ama yine de sözümü tutmak için bir savaş veriyorum.<br />
<br />
Kural 6. Köpekler bile hiç kendi yataklarına işemezler <br />
Bir anlamda, başarının sonucu esas olarak sosyaldir: İnsanlar sizinle ve çalışmalarınızla ilgili olumlu şeyler düşünürler. Ama hepimiz başarısızlıktan korkarız. Öğrencilerin omuzlarında, bağımlılık ve bir dereceye kadar güç sahibi olmamayla karışık fazladan bir yük vardır. Alaycı olma, eleştirme, paranoya, dedikodu ve bunun gibi şeyler, bu korku ve yükle başa çıkmada berbat yollardır. Mesela öğrenciler, kendi aralarında programları veya hocaları ile ilgili şikayetçi olurlar. Ama birşeyler yapılabilecek ortamlarda bu şikayetlerini açıkça dile getirmezler. Hepiniz, işlerin kötü gittiği, kimsenin bu standartları karşılayamayacağı, hocaların da zaten ahmak oldukları gibi konularda hemfikir olduğu bir grup oluşturmaya başlarsınız (mesela burslu öğrenciler olarak). Sonuç şudur: (a) başarının sosyal faydalarından çok az yararlanılır (sözel olarak destekleyici bir grup) ama başarı görülmez, (b) daha büyük, sözel bilimsel grubun ve içinde yer aldığınız programın kontrolü azalır, &copy; haklı olarak o programda kendinizi kötü hissedersiniz. İşe yaramayan şeylerin desteklendiği sosyal bir grup oluşturursunuz. Bu, iyi hissettirir ama hiç bir yere götürmez.<br />
<br />
Bu sürecin bir çok öğrencinin eğitimini mahvettiğini gördüm. Bazen bir ya da iki yıl sonra olan bitenin farkına varıp kendilerini bundan çekerler, bazen de programı bırakırlar. En trajik olanlarsa, eğitimlerine isteksizce (ama gizli ve haklı bir öfke ile) devam edenler ve yıllar sonra fırsatları kaçırdıklarını fark edenlerdir. Çözüm sadece, bunu yapmayı reddetmek, başkaları sizi bunun içine çekmeye çalıştıklarında arkanızı dönüp gitmek ve kariyerinizle ilgili olarak sorumluluk almaktır. Sonuçta köpekler bile hiçbir zaman kendi yataklarına işemezler.<br />
<br />
Kural 7. Kendi gücünüzü tanıyın ve ona göre davranın <br />
Size inanılmaz birşey söyleyeyim: Çok farklı bir alana geçebilirsiniz. İyi iş çıkartmış olmak için abartılı miktarlarda paraya ve zekaya sahip olunması gereken alanlardan bahsetmiyoruz. Burada genç ve ulaşılabilir, herkesin değişiklikler yaratabileceği alanlardan bahsediyoruz. Gerçekten başarısız olan bir öğrenci ya bundan korkarak geri çekilecek (bkz. Kural 6) ya da ulaşılmaz hayaller peşinde koşacaktır. Başarılı öğrenci ise kendi gücünü tanır ve onu ortaya koymak için kararlı ve büyük bir çaba harcar.<br />
Nelson Mandela, bir açılış konuşmasında benim çok sevdiğim bir noktaya parmak bastı: <br />
<br />
En derin korkumuz, yetersiz olmamız değildir. En derin korkumuz, ölçülemeyecek kadar güçlü olmamızdır. Bizi en çok korkutan şey karanlığımız değil, ışığımızdır. Kendimize "ben kim oluyorum da çok parlak, muhteşem, yetenekli, şaşırtıcı oluyorum?" diye sorarız. Aslında siz kimsiniz de bunların hiç biri DEĞİLSİNİZ? Siz, tanrının çocuklarısınız. Küçük işlerle oyalanmanız dünyanın bir işine yaramaz. Etrafınızdakiler güvensiz hissetmesin diye kendinizi çekmenin hiçbir zekice tarafı yok. Biz, tanrının içimizdeki pırıltısını açığa çıkarmak üzere dünyaya geldik. Bu pırıltı sadece bazılarımızda değil, her birimizde mevcuttur. Ve biz, ancak kendi ışığımızın parlamasına izin verdikçe, başkalarının da aynı şeyi yapmasına imkan sağlayabiliriz. Biz kendi korkularımızdan kurtulup özgürleştikçe, varlığımız başkalarını da özgürleştirir.<br />
<br />
Kural 8. Kendi sınırlarınızı tanıyın ve ona göre davranın <br />
Bu gezegende ne kadar zamanınız olduğunu bilmiyorsunuz. Kaç yılınız olursa olsun, zaman, kesinlikle kısıtlı. Öğrencilerime, bu durumun araştırma alanında farkına varıp hem eğlenceli hem de önemli çalışmalar yapmalarını söylerim. Mesela bazen zayıf öğrenciler, sanki yaratabilecekleri en iyi şey oymuş gibi (bkz. Kural 7) ya da çok zamanları varmış gibi, başka birinin literatürde yapmış olduğu bir araştırmanın, ufak tefek değişikliklerle tekrarı olacak fikirlerle geliyorlar. Bu durumda öğrencilere şunu sorarım: Ölene kadar sadece iki ya da üç araştırma yapma şansınız var. Bunlardan birini bu araştırmayla harcamak ister misiniz? Başarılı öğrenciler, zamanlarını bir değişiklik yaratmak için kullanırlar.<br />
<br />
Kural 9. Sizden daha iyi olanlarla iletişim ağı oluşturun <br />
Öğrencilerde, kendilerinden daha tecrübeli ve çok başarılı profesyonelleri, iki hatalı şekilde düşünme eğilimi vardır: Onları ya kusursuz ve ulaşılmaz ya da bir kenara atılması gereken dinozorlar olarak düşünürler. Genellikle başarısız öğrenciler ilk hataya, başarılı öğrencilerse ikinci hataya düşerler. Ama en çok işe yarayan bakış açısı, onları çabalayarak ve ter dökerek saygınlık kazanmış, birşeyler öğrenilebilecek insanlar olarak görmektir. Birkaç istisna dışında, tanınmış profesyonellerin hepsi sevilesi, çok çalışan ve zeki insanlardır. Bu, şaşırtıcı birşey değildir, çünkü eğer öyle olmasalardı, tanınmış olmazlardı. İnsanlar aptalların başarısız olmalarını sağlamaya çalışırlar ve aptal ya da tembel insanlar çok nadir olarak zamanın sınavından geçebilecek düşünceler üretebilirler. Başarılı öğrenciler, başarılı insanlar tanımak isterler; onlarla konuşmak, etkileşime girmek ve onları dinlemek isterler. Bir düşünce diyaloğuna girmek isterler. Başarısız öğrencilerse çok korkarlar, ilgilenmezler ya da sadece gösteriş yapmak isterler.<br />
Alanın önde gelen isimlerini tanıyın. Konuşmalarını dinleyin. Kokteyl partilerinde onlarla konuşun. Onlara yazın. Eğer uygun olursa, kendi çalışmalarınızı onlara yollayın. Hoş, zeki ve çalışkan insanlar, kendilerinden birşeyler öğrenmek için en iyi insanlardır.<br />
<br />
Bu ağ, düşünceleriniz için bir arena oluşturmanıza yardım edecektir. Başarılı öğrenciler, entellektüel bağlantılarını oyun oynamak için bir fırsat yaratma yönünde kullanma eğilimindedirler. Mesela henüz eğitimlerinin başında olan öğrenciler bile bir sempozyum düzenleyip buna katılabilirler. Eğer tanınmış kişilerin sizin sahnenizde oynamalarını sağlayabilirseniz bu, sizin konuşmanızı daha iyi bir hale getirecektir. Sonuçta yapmanız gereken tek şey iyi bir atış yaparak düşüncelerinizi başkaları ile paylaşmak üzere bir ağ kurmak.<br />
<br />
Kural 10. Doğrularınızı koruyun <br />
Anonim söylemler bize, öğrencilerin okulda bir dönem kopya çektiklerini söylerler. Bu belki bir sınavdan geçebilmek içindi, belki de bir ödevden daha yüksek not alabilmek içindi. Şu anda eğitim gören öğrenciler, bilimin bu tür şeylerin üstünde olduğunu biliyorlar ama biz, onları kopya çekmeye yönelten, insanoğlunun gerçekleri ile ilgili çok az kafa yoruyoruz; bunun yerine olanları "ahlaklı" kılmaya çabalıyoruz. Bilimde sahtekarlık çok nadir olarak konu edildiği için öğrenciler, araştırmada sahtekarlık yapmanın aslında ne kadar sapkın bir eğilim olduğunu fark etmezler.<br />
<br />
Özellikle başarılı olmak isteyen insanlar hatalı veri oluşturmak üzere değiştirmeler yapmak ya da sahtekarlıklar konusunda zan altındadırlar. O makaleyi yayınlatmak ya da şu ödülü kazanmak için uçlardaki birkaç veriyi atmak ya da veriler toplandıktan sonra önemli bir kriteri iptal etmek cazip gelir. Genellikle bunu açıklayabilirsiniz ama gri ödünlerin gölgesi, siyah ve beyaz sahtekarlığa yol açabilir. Bu şekillendirme işlemi nedeniyle çok başarılı kariyerlerin yok olduklarını gördüm.<br />
<br />
Buna bir önlem olarak, sonuç yerine süreç üzerinde odaklanmak faydalıdır (Kural 1). Köşelerin törpülenmesine neden olabilecek içsel baskılara, özellikle sonuca odaklanmış olma durumuna dikkat edin. Mesela hiçbir zaman "x´i göstermek" için bir çalışma yapmayın. Eğer böyle bir ifade kullandığınızı fark ederseniz, hemen kendi kendinizi düzeltin. O ifadeyi "x´in öyle olup almadığını görmek" olarak düzeltebilirsiniz. Belli bir sonuca ulaşmak isteme ya da haklı çıkma isteği, sizin düşmanınızdır. Bulma isteği, sizin dostunuzdur.<br />
Bir an için işin diğer bir önemli yanı olan bilim tüketicileri yerine öğrenci bilim adamlarına odaklanacak olursak, bilimsel sahtekarlığın en vahim sonucu aslında yok olan kariyerler değildir-sonuçta sahtekarların çoğu paçayı kurtaracaktır. Bunun bedeli şudur: Doğrularınızı azıcık bile çiğnerseniz, yaptığınız faaliyetin, sizin için daha zayıf bir içsel pekiştireç haline geldiğini görürsünüz: Her zaman bu böyle olmuştur. İş oyun olmaktan çıkar, diğer uçta birşeyler ifade etmeye başlar. Bu durumda, bilim artık eğlenceli değildir.<br />
<br />
Kural 11. Mutluluğunuzu ve huzurunuzu koruyun ve sürdürün <br />
Başarılı öğrenciler kendilerine güvenirler. İlle de güvenli hissederler demek istemiyorum. Mutluluklarını takip ederler demek istiyorum: Kendilerine karşı dürüsttürler. Bu, kendine güvendir. Eğer tuhaf bir ilgiler karışımına sahipseniz, birisi ilginizi daha güvenli bir noktada odaklamanız gerektiğini söylese de vazgeçmeyin, bu sizi yeni ve heyecan verici birşeye götürebilir. Riske girin. Eğer bu durum sizi endişelendiriyorsa, kendinize küçük bir güvenlik ağı oluşturun; fakat, size önemli gelen şeyi çiğneyip geçmeyin. Bu çiğneyişi çok ağır ödersiniz çünkü bu, sizin bilimsel eğlence pusulanızı kaybettirir. Bir pusulanız olmadan kaybolabilirsiniz.<br />
<br />
Kural 12. Kolayca hayır deyin ve dediğinizi yapın <br />
Kariyeriniz ilerledikçe, doğal olarak odaklanacaksınız. Kaliteyi elde tutmanın tek yolu budur. Odaklandıkça, hayır demeyi öğrenin. Öncelikler belirleyin. Onlara uyun. Ben hala bu kuralı öğreniyorum (aslında bunu ne kadar yaparsam, talepler ve dikkatte dağılmalar da artıyor, böylece Kural 5´in %100 olabilmesi için, Kural 12´ye asla yeteri kadar sahip olamıyorum).<br />
Kural 13. Mektuplarınızı açın, telefonlara cevap verin, masanızı temiz tutun <br />
Tamam, tamam. Her kurala uyulamayabilir.<br />
<br />
Çeviri: Psk. Benek Altaylı <br />
<br />
Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü <br />
<br />
Kaynak: Hayes, S. C. (1998) Thirteen rules of success: A message for students. The Behavior Therapist, 3, 47-49.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hepimiz, bazı öğrencilerin ve genç profesyonellerin çok başarılı olacaklarını, fakat onlar kadar parlak olan diğerlerinin o kadar başarılı olamayacaklarını fark ederiz. Bu neden böyle oluyor? Neleri farklı yapıyorlar? <br />
<br />
Başlamadan önce, başarının göreceli ve çok boyutlu bir kavram olduğunu itiraf etmeliyim. Çoğumuz işkoliğiz ve başarıyı çok dar anlamıyla, arkadaş olarak başarılı, hayattan keyif almakta başarılı, kişisel gelişimde başarılı olarak tanımlıyoruz. Programdan atılan öğrencilerin, kendilerini başka alanlarda başarıya götürecek ilham perilerini dinlediklerinden gizli gizli şüpheleniyorum. Neyse, bu kısa yazının amacı, bilim eğitiminde başarılı olan öğrencilerin çalışma alışkanlıklarının ve genel olarak hedeflere yaklaşımlarının aktarılmasıyla sınırlıdır.<br />
<br />
Düşüncelerimi, başarıya ilişkin "on üç kural" olarak berraklaştırmaya çalıştım. Bunların hiçbiri kesin değil. Kişisel olarak ben, bu kuralların birini ya da daha fazlasını her gün ihlal ediyorum. Ama kurallara uyduğumda, uymadığım zamanlara nazaran işlerin çok daha iyi gittiğini fark ettim. Aynı zamanda, öğrencilerin bu kurallardan ne kadar fazlasına uyarlarsa, başarılarının da o kadar arttığını fark ettim.<br />
<br />
Kural 1. Sadece sonucu değil, süreci de önemseyin <br />
Çok azımız birden bire başarılı olmuşuzdur. Çoğunlukla küçük parçalar tırtıklarız ve parçalar teker teker yerlerine yerleşirler. Becerilerin ve bilgilerin, beklenmedik şekillerde birleşmeleri gibi, küçük gibi görünen şeyler sonunda çok önemli olabilirler. Hangi davranışlarımızın, belirli bir zamanda kariyerimize ne gibi katkılar sağlayacağını yordamak mümkün değildir. <br />
Bu, bir sorun yaratır. Eğer başarı, bir sonuç olarak çok önemliyse, genellikle bizi o başarıya ulaştıracak olan süreci önemsemeyiz. Mesela bir hocanın, "ilgisiz" bir entellektüel alanla ilgili ilginç bir konu ortaya attığını düşünelim. Eğer öğrenci, daha çok elde edeceği sonuca odaklanan bir öğrenciyse, entellektüel olarak kendini konuya kapatma eğiliminde olacağı için, bu konuda daha sonra önemli olabilecek bazı şeyleri öğrenme fırsatını kaçırmış olacaktır.<br />
<br />
Başarılı öğrencilerde, bu gibi durumlara açık olmalarından ve genel olarak işi önemseme eğilimlerinin bir sonucu olarak, nitelikteki tutarlılıktan kaynaklanan bir zenginlik gözlenir. Başarılı profesyonellerin çoğu, alanla ilgili geniş bir yelpazedeki konuları önemserler ve görevin taşıdığı değeri vurgularlar. Her zaman sonuca doğru ilerlerler ama sürecin değerini unutmazlar.<br />
Bunun için tercih ettiğim bir kelime var: Oyun. Bu kelimeyi, görevi önemsiz göstermek için kullanmıyorum. Bunu, davranışı sürdüren ve kalitesinin yüksek tutulmasını sağlayan sonuçların kaynağına işaret etmek için kullanıyorum. Bir gazete tartışma grubuna gitmenin, bir toplantıya katılmanın ya da araştırma yapmanın en geçerli nedeni, oyunu profesyonel olarak oynamaktır. "En iyi" yol budur, çünkü kalite sürecine bir oyuncu gibi katılım genellikle hemen mümkün olabilir.<br />
<br />
Bu faaliyetlerin somut sonuçları (örneğin iş, para, prestij, övgü) elde edildiğinde, eğer elde edilirse, küçük, ince ve gecikmiş olabilir. Eğer faaliyetlerinizi sürdürmek için bu sonuçlara güvenecek olursanız, yaptıklarınızdan vazgeçmeniz işten bile değildir.<br />
<br />
Jay Gould, kişinin entellektüel oyunu ciddiye almasının sonucunda ne olacağına ilişkin iyi bir örnektir. Evet, o bir paleontolojisttir. Ama aynı zamanda kendisi, psikoloji, beyzbol, mimari ve aydınlanma çağının insanlar için anlamıyla ilgili çok güzel yazılar da yazmıştır. Onun akademik oyundan çok keyif aldığı açıktır. Bütün oyunlarda olduğu gibi, kurallara uyar; yani delillerini bilir. Çalıştığım en iyi öğrenciler, sabah 3´e kadar bir yerel grup için hazırladıkları sunumu düzeltmeye çalışan ya da benzeri şeyler yapan insanlardı. Olayı genel olarak değerlendirirseniz, aslında yaptıkları iş çok da önemli değildi ama onlar, o görevin kendisini önemli görüyorlardı. Asıl önemli olan nokta, aynı özeni komik bir şiir yazarken de, bilim felsefesinin pek de önemli olmayan bir konusunu tartışırken de göstermeleridir. Stephen Jay Gould´un da böyle bir öğrenci olduğunu tahmin ediyorum.<br />
<br />
Kural 2. Konuşun ve yazın - bunu çokça yapın <br />
Bilim, sözel bir iştir. Başarılı bilim adamları konuşmalı, yazmalı, ikna etmeli ve tartışmalıdır. Profesyonel sözel davranışta beceri kazanmanın tek yolu onu uygulamaktır. Sınıfta konuşun. Sohbetlerde konuşun. Koridorlarda konuşun. Dinleyin ve cevap verin. Varsayımlarda bulunun ve düşünün.<br />
Tartışın. Düşünceleri paylaşın. Eğer söyleyecek bir şeyiniz olduğunu düşünüyorsanız, söyleyin. Söyleyeceğinizin söylemeye değip değmeyeceğinden emin değilseniz bile söyleyin. Kronik korku dolu sessizlik, genç bir bilim adamının en kötü düşmanıdır ve bu, şaşırtıcı derecede yaygındır. Bölümümüze aldığımız olağan üstü parlak öğrencilerimizin en az yarısı sınıfta çok nadir konuşurlar ve bu, eğer devam ederse, feci şeylerin habercisidir.<br />
<br />
Bazen düşünme sessizliğinin iyi birşey olduğu tabii ki doğrudur. Ne zaman dinlenmesi gerektiğini ve ne zaman konuşulması gerektiğini ayırdetmeniz gerekir. Ama doğrusu bir gevezeyi susturmak, bir dilsizi konuşturmaktan çok daha kolay olduğundan, ayırdetmeyi öğrenmeye, bu skalanın geveze ucundan başlanırsa daha kolay olacaktır.<br />
Aynı şey yazıda da geçerlidir. Kolayca yazabilmek deneyimlerle gerçekleşir. Ama öğrencilerin çoğu bu "deneyimlerin" okumayı, düşünmeyi, taslak çıkarmayı ya da planlamayı içermesi gerektiğini düşünüyorlarmış gibi görünüyor. Onlar da önemli ama profesyonel yazına hakim olabilmek için yazmak gerekir. Kelimeleri kağıda geçirmeniz ve onları da başkalarına sunmanız gerekir.<br />
<br />
Bunu yapmanın birçok yolu var. Mesela sınıf ödevi olarak birşey yazarken, onu yayınlayacakmışsınız gibi yazın ve sonra da yayınlamaya çalışın.<br />
<br />
Kural 3. Kolaylıkla evet deyin ve yapın <br />
Kariyerinizin başındayken kendinizi değişik şeylere maruz bırakın. Repertuarınızı genişletin. Biri iyi bir projeden bahsedince "haydi yapalım" deyin. Eğer biri bir proje için sizden yardım isterse evet deyin. Sonra da yardım edin. Sizden beklenenden fazlasını yapın. Eğer sizden bir bilgisayar programı geliştirmeniz bekleniyorsa, bunu sonraki hafta yerine hemen ertesi gün hazırlayın ve programa değişik sesler de ekleyin. Eğer sizden laboratuvarı düzenlemeniz istendiyse, bunu ayrıntılı ve itinalı bir şekilde yapın.<br />
<br />
Kural 4. Başkalarıyla çalışın ve kolayca paylaşın <br />
Başkalarından çok şey öğrenebilirsiniz. Sizin ilerlemenize yardımcı olurlar ve size yeni şeyler öğretirler. Yani işbirliği yapın. Takımlar oluşturun. Bir ağ kurun. Talep ettiğinizden daha fazlasını verin.<br />
<br />
İşbirliğini engelleyen şey, katacağınız hiç birşeyin olmadığını düşünmeniz ya da (daha kötüsü) başkasının sizden daha kazançlı olacağını düşünmenizdir. Başkasının daha kazançlı olması mümkündür ama bunun engellenmesinin hedeflenmesi işbirliğini öldürür. Yazar adlarının sıralanması konusunu zamanı gelince düşünün ve zamanı gelince de bu konuda rahat olun. Olaya geniş bir perspektiften bakacak olursanız, ikinci yazar yerine üçüncü yazar olmanız fazla birşey fark ettirmez.<br />
<br />
Benzer bir şekilde, eğer başkaları sizin düşüncelerinizi kullanacak olursa, başkalarının size öğrettiklerinden faydalanabilirseniz, o düşünceyi ürettiğiniz gibi bir sürü başka düşünce de üretirsiniz.<br />
<br />
Kural 5. Sözlerinizi tutun <br />
Bu en önemli kuraldır. Bu kural, başarılı öğrenciyi başarısız öğrenciden en iyi ayıran kuraldır; ama, kuralı uygulayana kadar değeri anlaşılmaz. Bu nedenle verdiğiniz sözü tutmanın mutlaka bir yolunu bulun. Bir program hazırlayın, ölüm-kalım meselesi yapın, büyükannenizin fidyesi olarak düşünün. Yapın. Tabii ki kimse her zaman verdiği sözü tutmaz. Tamam, o zaman, tutmadığınızda geri dönün ve kesinlikle tutun. Ben hemen hemen her gün bunu ihlal ediyorum ama yine de sözümü tutmak için bir savaş veriyorum.<br />
<br />
Kural 6. Köpekler bile hiç kendi yataklarına işemezler <br />
Bir anlamda, başarının sonucu esas olarak sosyaldir: İnsanlar sizinle ve çalışmalarınızla ilgili olumlu şeyler düşünürler. Ama hepimiz başarısızlıktan korkarız. Öğrencilerin omuzlarında, bağımlılık ve bir dereceye kadar güç sahibi olmamayla karışık fazladan bir yük vardır. Alaycı olma, eleştirme, paranoya, dedikodu ve bunun gibi şeyler, bu korku ve yükle başa çıkmada berbat yollardır. Mesela öğrenciler, kendi aralarında programları veya hocaları ile ilgili şikayetçi olurlar. Ama birşeyler yapılabilecek ortamlarda bu şikayetlerini açıkça dile getirmezler. Hepiniz, işlerin kötü gittiği, kimsenin bu standartları karşılayamayacağı, hocaların da zaten ahmak oldukları gibi konularda hemfikir olduğu bir grup oluşturmaya başlarsınız (mesela burslu öğrenciler olarak). Sonuç şudur: (a) başarının sosyal faydalarından çok az yararlanılır (sözel olarak destekleyici bir grup) ama başarı görülmez, (b) daha büyük, sözel bilimsel grubun ve içinde yer aldığınız programın kontrolü azalır, &copy; haklı olarak o programda kendinizi kötü hissedersiniz. İşe yaramayan şeylerin desteklendiği sosyal bir grup oluşturursunuz. Bu, iyi hissettirir ama hiç bir yere götürmez.<br />
<br />
Bu sürecin bir çok öğrencinin eğitimini mahvettiğini gördüm. Bazen bir ya da iki yıl sonra olan bitenin farkına varıp kendilerini bundan çekerler, bazen de programı bırakırlar. En trajik olanlarsa, eğitimlerine isteksizce (ama gizli ve haklı bir öfke ile) devam edenler ve yıllar sonra fırsatları kaçırdıklarını fark edenlerdir. Çözüm sadece, bunu yapmayı reddetmek, başkaları sizi bunun içine çekmeye çalıştıklarında arkanızı dönüp gitmek ve kariyerinizle ilgili olarak sorumluluk almaktır. Sonuçta köpekler bile hiçbir zaman kendi yataklarına işemezler.<br />
<br />
Kural 7. Kendi gücünüzü tanıyın ve ona göre davranın <br />
Size inanılmaz birşey söyleyeyim: Çok farklı bir alana geçebilirsiniz. İyi iş çıkartmış olmak için abartılı miktarlarda paraya ve zekaya sahip olunması gereken alanlardan bahsetmiyoruz. Burada genç ve ulaşılabilir, herkesin değişiklikler yaratabileceği alanlardan bahsediyoruz. Gerçekten başarısız olan bir öğrenci ya bundan korkarak geri çekilecek (bkz. Kural 6) ya da ulaşılmaz hayaller peşinde koşacaktır. Başarılı öğrenci ise kendi gücünü tanır ve onu ortaya koymak için kararlı ve büyük bir çaba harcar.<br />
Nelson Mandela, bir açılış konuşmasında benim çok sevdiğim bir noktaya parmak bastı: <br />
<br />
En derin korkumuz, yetersiz olmamız değildir. En derin korkumuz, ölçülemeyecek kadar güçlü olmamızdır. Bizi en çok korkutan şey karanlığımız değil, ışığımızdır. Kendimize "ben kim oluyorum da çok parlak, muhteşem, yetenekli, şaşırtıcı oluyorum?" diye sorarız. Aslında siz kimsiniz de bunların hiç biri DEĞİLSİNİZ? Siz, tanrının çocuklarısınız. Küçük işlerle oyalanmanız dünyanın bir işine yaramaz. Etrafınızdakiler güvensiz hissetmesin diye kendinizi çekmenin hiçbir zekice tarafı yok. Biz, tanrının içimizdeki pırıltısını açığa çıkarmak üzere dünyaya geldik. Bu pırıltı sadece bazılarımızda değil, her birimizde mevcuttur. Ve biz, ancak kendi ışığımızın parlamasına izin verdikçe, başkalarının da aynı şeyi yapmasına imkan sağlayabiliriz. Biz kendi korkularımızdan kurtulup özgürleştikçe, varlığımız başkalarını da özgürleştirir.<br />
<br />
Kural 8. Kendi sınırlarınızı tanıyın ve ona göre davranın <br />
Bu gezegende ne kadar zamanınız olduğunu bilmiyorsunuz. Kaç yılınız olursa olsun, zaman, kesinlikle kısıtlı. Öğrencilerime, bu durumun araştırma alanında farkına varıp hem eğlenceli hem de önemli çalışmalar yapmalarını söylerim. Mesela bazen zayıf öğrenciler, sanki yaratabilecekleri en iyi şey oymuş gibi (bkz. Kural 7) ya da çok zamanları varmış gibi, başka birinin literatürde yapmış olduğu bir araştırmanın, ufak tefek değişikliklerle tekrarı olacak fikirlerle geliyorlar. Bu durumda öğrencilere şunu sorarım: Ölene kadar sadece iki ya da üç araştırma yapma şansınız var. Bunlardan birini bu araştırmayla harcamak ister misiniz? Başarılı öğrenciler, zamanlarını bir değişiklik yaratmak için kullanırlar.<br />
<br />
Kural 9. Sizden daha iyi olanlarla iletişim ağı oluşturun <br />
Öğrencilerde, kendilerinden daha tecrübeli ve çok başarılı profesyonelleri, iki hatalı şekilde düşünme eğilimi vardır: Onları ya kusursuz ve ulaşılmaz ya da bir kenara atılması gereken dinozorlar olarak düşünürler. Genellikle başarısız öğrenciler ilk hataya, başarılı öğrencilerse ikinci hataya düşerler. Ama en çok işe yarayan bakış açısı, onları çabalayarak ve ter dökerek saygınlık kazanmış, birşeyler öğrenilebilecek insanlar olarak görmektir. Birkaç istisna dışında, tanınmış profesyonellerin hepsi sevilesi, çok çalışan ve zeki insanlardır. Bu, şaşırtıcı birşey değildir, çünkü eğer öyle olmasalardı, tanınmış olmazlardı. İnsanlar aptalların başarısız olmalarını sağlamaya çalışırlar ve aptal ya da tembel insanlar çok nadir olarak zamanın sınavından geçebilecek düşünceler üretebilirler. Başarılı öğrenciler, başarılı insanlar tanımak isterler; onlarla konuşmak, etkileşime girmek ve onları dinlemek isterler. Bir düşünce diyaloğuna girmek isterler. Başarısız öğrencilerse çok korkarlar, ilgilenmezler ya da sadece gösteriş yapmak isterler.<br />
Alanın önde gelen isimlerini tanıyın. Konuşmalarını dinleyin. Kokteyl partilerinde onlarla konuşun. Onlara yazın. Eğer uygun olursa, kendi çalışmalarınızı onlara yollayın. Hoş, zeki ve çalışkan insanlar, kendilerinden birşeyler öğrenmek için en iyi insanlardır.<br />
<br />
Bu ağ, düşünceleriniz için bir arena oluşturmanıza yardım edecektir. Başarılı öğrenciler, entellektüel bağlantılarını oyun oynamak için bir fırsat yaratma yönünde kullanma eğilimindedirler. Mesela henüz eğitimlerinin başında olan öğrenciler bile bir sempozyum düzenleyip buna katılabilirler. Eğer tanınmış kişilerin sizin sahnenizde oynamalarını sağlayabilirseniz bu, sizin konuşmanızı daha iyi bir hale getirecektir. Sonuçta yapmanız gereken tek şey iyi bir atış yaparak düşüncelerinizi başkaları ile paylaşmak üzere bir ağ kurmak.<br />
<br />
Kural 10. Doğrularınızı koruyun <br />
Anonim söylemler bize, öğrencilerin okulda bir dönem kopya çektiklerini söylerler. Bu belki bir sınavdan geçebilmek içindi, belki de bir ödevden daha yüksek not alabilmek içindi. Şu anda eğitim gören öğrenciler, bilimin bu tür şeylerin üstünde olduğunu biliyorlar ama biz, onları kopya çekmeye yönelten, insanoğlunun gerçekleri ile ilgili çok az kafa yoruyoruz; bunun yerine olanları "ahlaklı" kılmaya çabalıyoruz. Bilimde sahtekarlık çok nadir olarak konu edildiği için öğrenciler, araştırmada sahtekarlık yapmanın aslında ne kadar sapkın bir eğilim olduğunu fark etmezler.<br />
<br />
Özellikle başarılı olmak isteyen insanlar hatalı veri oluşturmak üzere değiştirmeler yapmak ya da sahtekarlıklar konusunda zan altındadırlar. O makaleyi yayınlatmak ya da şu ödülü kazanmak için uçlardaki birkaç veriyi atmak ya da veriler toplandıktan sonra önemli bir kriteri iptal etmek cazip gelir. Genellikle bunu açıklayabilirsiniz ama gri ödünlerin gölgesi, siyah ve beyaz sahtekarlığa yol açabilir. Bu şekillendirme işlemi nedeniyle çok başarılı kariyerlerin yok olduklarını gördüm.<br />
<br />
Buna bir önlem olarak, sonuç yerine süreç üzerinde odaklanmak faydalıdır (Kural 1). Köşelerin törpülenmesine neden olabilecek içsel baskılara, özellikle sonuca odaklanmış olma durumuna dikkat edin. Mesela hiçbir zaman "x´i göstermek" için bir çalışma yapmayın. Eğer böyle bir ifade kullandığınızı fark ederseniz, hemen kendi kendinizi düzeltin. O ifadeyi "x´in öyle olup almadığını görmek" olarak düzeltebilirsiniz. Belli bir sonuca ulaşmak isteme ya da haklı çıkma isteği, sizin düşmanınızdır. Bulma isteği, sizin dostunuzdur.<br />
Bir an için işin diğer bir önemli yanı olan bilim tüketicileri yerine öğrenci bilim adamlarına odaklanacak olursak, bilimsel sahtekarlığın en vahim sonucu aslında yok olan kariyerler değildir-sonuçta sahtekarların çoğu paçayı kurtaracaktır. Bunun bedeli şudur: Doğrularınızı azıcık bile çiğnerseniz, yaptığınız faaliyetin, sizin için daha zayıf bir içsel pekiştireç haline geldiğini görürsünüz: Her zaman bu böyle olmuştur. İş oyun olmaktan çıkar, diğer uçta birşeyler ifade etmeye başlar. Bu durumda, bilim artık eğlenceli değildir.<br />
<br />
Kural 11. Mutluluğunuzu ve huzurunuzu koruyun ve sürdürün <br />
Başarılı öğrenciler kendilerine güvenirler. İlle de güvenli hissederler demek istemiyorum. Mutluluklarını takip ederler demek istiyorum: Kendilerine karşı dürüsttürler. Bu, kendine güvendir. Eğer tuhaf bir ilgiler karışımına sahipseniz, birisi ilginizi daha güvenli bir noktada odaklamanız gerektiğini söylese de vazgeçmeyin, bu sizi yeni ve heyecan verici birşeye götürebilir. Riske girin. Eğer bu durum sizi endişelendiriyorsa, kendinize küçük bir güvenlik ağı oluşturun; fakat, size önemli gelen şeyi çiğneyip geçmeyin. Bu çiğneyişi çok ağır ödersiniz çünkü bu, sizin bilimsel eğlence pusulanızı kaybettirir. Bir pusulanız olmadan kaybolabilirsiniz.<br />
<br />
Kural 12. Kolayca hayır deyin ve dediğinizi yapın <br />
Kariyeriniz ilerledikçe, doğal olarak odaklanacaksınız. Kaliteyi elde tutmanın tek yolu budur. Odaklandıkça, hayır demeyi öğrenin. Öncelikler belirleyin. Onlara uyun. Ben hala bu kuralı öğreniyorum (aslında bunu ne kadar yaparsam, talepler ve dikkatte dağılmalar da artıyor, böylece Kural 5´in %100 olabilmesi için, Kural 12´ye asla yeteri kadar sahip olamıyorum).<br />
Kural 13. Mektuplarınızı açın, telefonlara cevap verin, masanızı temiz tutun <br />
Tamam, tamam. Her kurala uyulamayabilir.<br />
<br />
Çeviri: Psk. Benek Altaylı <br />
<br />
Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü <br />
<br />
Kaynak: Hayes, S. C. (1998) Thirteen rules of success: A message for students. The Behavior Therapist, 3, 47-49.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Başarıya giden yol azimdir]]></title>
			<link>http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-15.html</link>
			<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 18:27:02 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.kpsscafe.com/kpss/thread-15.html</guid>
			<description><![CDATA[Başarılı olmamak için o kadar çok nedenimiz var ki. Sağlığım bozuk, maddi durumum iyi değil...<br />
<br />
<br />
büyük şehirde değilim ya da ben herkes kadar akıllı değilim gibi. Çalışmamak için bir bahane buluruz. Zannetmeyin ki çok başarılı insanlar sadece yeteneklilerdir. <br />
<br />
Başarılı olmamak için o kadar çok nedenimiz var ki. Sağlığım bozuk, maddi durumum iyi değil, büyük şehirde değilim ya da ben herkes kadar akıllı değilim gibi. Çalışmamak için bir bahane buluruz. Zannetmeyin ki çok başarılı insanlar sadece yeteneklilerdir. <br />
<br />
EDİSON diyor ki; Başarı, %1 yetenekse, %99 terdir. Onun için boşuna bahane bulmayalım. Şunu kabul edelim biraz tembeliz. 20 Ağustos 2008 Hürriyet Gazetesi 6. sayfasını imkansızı başaranlara ayırmış. Peki onlar nasıl başarmışlar. Üstelik de gerçekten bahaneleri varken. Ama onlar bahanelere sığınmamışlar. <br />
<br />
Doğuştan görme engelli 19 yaşındaki Nefise Aktaş, ÖSS’de 329 puan alarak Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölümünü kazanmış. Sınava çok çalışarak hazırlandığını anlatan Nefise Aktaş, ailesinin maddi durumunun da iyi olmadığını ifade etmiş. Başarılı olmamak için o kadar çok nedenimiz var ki. Sağlığım bozuk, maddi durumum iyi değil, büyük şehirde değilim ya da ben herkes kadar akıllı değilim gibi. Çalışmamak için bir bahane buluruz. Zannetmeyin ki çok başarılı insanlar sadece yeteneklilerdir. <br />
<br />
<br />
Nefise Aktaş’ın bahanesi çok ama o yılmadan ilerleyerek başarıyı yakalamış. Derya Yılmaz ile Şeyda Çizmeli, Erzurum’un Kırkgöze ve Aktoprak köylerinden üniversiteyi kazanan ilk kızlar olmuşlar. Başarılı olmamak için onlarında nedenleri vardı. Kimse kazanamamış ben nasıl kazanabilirim diyebilirlerdi. Ama demediler. Üçüncü örneğimize gelince; Hakkari’nin Yüksekova İlçesinde yaşayan ve çobanlık yapan 19 yaşındaki İrfan Tüfekçi ÖSS’de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İngilizce Tıp Bölümünü kazanmış. Yüksekova İlçesinde 12 kişilik ailenin çocuğu olan İrfan Tüfekçi, 5 yaşındayken elektrik çarpması sonucu sağ kolunu kaybetmiş. Ancak hayata sımsıkı sarılan Tüfekçi bir yandan eğitimini sürdürürken, boş zamanlarında da çobanlık yapmış. Ne dersiniz İrfan Tüfekçi’nin maddi durumu çok mu iyi imiş? Hayır, maddi zorluklarla mücadele ederek başarıya ulaşmış. <br />
<br />
Bazen sağlığımız yerinde ve maddi durumumuz da iyi olduğu halde bazı şeyleri hep erteleriz. Başarıya giden yolun adı; AZİM’dir. Asla vazgeçmemek. Başarılı olanlar asla vazgeçmeyenlerdir. Darısı başımıza... <br />
<br />
<br />
(<a href="http://www.tulaybilin.com" target="_blank">http://www.tulaybilin.com</a> dan alıntılanmıştır)<br />
<a href="http://www.kpsscafe.com/" target="_blank">kpss</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Başarılı olmamak için o kadar çok nedenimiz var ki. Sağlığım bozuk, maddi durumum iyi değil...<br />
<br />
<br />
büyük şehirde değilim ya da ben herkes kadar akıllı değilim gibi. Çalışmamak için bir bahane buluruz. Zannetmeyin ki çok başarılı insanlar sadece yeteneklilerdir. <br />
<br />
Başarılı olmamak için o kadar çok nedenimiz var ki. Sağlığım bozuk, maddi durumum iyi değil, büyük şehirde değilim ya da ben herkes kadar akıllı değilim gibi. Çalışmamak için bir bahane buluruz. Zannetmeyin ki çok başarılı insanlar sadece yeteneklilerdir. <br />
<br />
EDİSON diyor ki; Başarı, %1 yetenekse, %99 terdir. Onun için boşuna bahane bulmayalım. Şunu kabul edelim biraz tembeliz. 20 Ağustos 2008 Hürriyet Gazetesi 6. sayfasını imkansızı başaranlara ayırmış. Peki onlar nasıl başarmışlar. Üstelik de gerçekten bahaneleri varken. Ama onlar bahanelere sığınmamışlar. <br />
<br />
Doğuştan görme engelli 19 yaşındaki Nefise Aktaş, ÖSS’de 329 puan alarak Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölümünü kazanmış. Sınava çok çalışarak hazırlandığını anlatan Nefise Aktaş, ailesinin maddi durumunun da iyi olmadığını ifade etmiş. Başarılı olmamak için o kadar çok nedenimiz var ki. Sağlığım bozuk, maddi durumum iyi değil, büyük şehirde değilim ya da ben herkes kadar akıllı değilim gibi. Çalışmamak için bir bahane buluruz. Zannetmeyin ki çok başarılı insanlar sadece yeteneklilerdir. <br />
<br />
<br />
Nefise Aktaş’ın bahanesi çok ama o yılmadan ilerleyerek başarıyı yakalamış. Derya Yılmaz ile Şeyda Çizmeli, Erzurum’un Kırkgöze ve Aktoprak köylerinden üniversiteyi kazanan ilk kızlar olmuşlar. Başarılı olmamak için onlarında nedenleri vardı. Kimse kazanamamış ben nasıl kazanabilirim diyebilirlerdi. Ama demediler. Üçüncü örneğimize gelince; Hakkari’nin Yüksekova İlçesinde yaşayan ve çobanlık yapan 19 yaşındaki İrfan Tüfekçi ÖSS’de Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İngilizce Tıp Bölümünü kazanmış. Yüksekova İlçesinde 12 kişilik ailenin çocuğu olan İrfan Tüfekçi, 5 yaşındayken elektrik çarpması sonucu sağ kolunu kaybetmiş. Ancak hayata sımsıkı sarılan Tüfekçi bir yandan eğitimini sürdürürken, boş zamanlarında da çobanlık yapmış. Ne dersiniz İrfan Tüfekçi’nin maddi durumu çok mu iyi imiş? Hayır, maddi zorluklarla mücadele ederek başarıya ulaşmış. <br />
<br />
Bazen sağlığımız yerinde ve maddi durumumuz da iyi olduğu halde bazı şeyleri hep erteleriz. Başarıya giden yolun adı; AZİM’dir. Asla vazgeçmemek. Başarılı olanlar asla vazgeçmeyenlerdir. Darısı başımıza... <br />
<br />
<br />
(<a href="http://www.tulaybilin.com" target="_blank">http://www.tulaybilin.com</a> dan alıntılanmıştır)<br />
<a href="http://www.kpsscafe.com/" target="_blank">kpss</a>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>